Adana Merkez Parkı

 

Adana’da, Büyükşehir Belediyesi tarafından Seyhan Nehri kıyısında yapılandırılmış olan Merkez Park, 400 bini aşkın 67 tür ağaç ve çalı, 40 tür kaktüs, yer örtücü ve hoş kokulu bitki ile ilin ‘’Açık Hava Bitki Koleksiyonu’’ konumuna gelmiş.

Adana

303 bin 993 metrekare genişliğindeki parkın; Seyhan Nehri kıyı bandında uzanan sahili ile yeşil alanın, suyun görsel etkisiyle buluşmasına olanak sağlamakta ve ortama masalımsı bir hava katmaktadır. Merkez Park’ın Seyhan İlçesi bölümünde kalan 195 bin metrekare yeşil alan kapasiteli parkta 67 türden 28 bin 378 ağaç ve yeşil çalı, 25 tür kaktüs ve yer örtücü bitkiden 379 bin 724, 15 tür hoş kokulu bitkiden ise 50 bin adet kullanılmış. Kullanılan bitkiler arasında İtalya’dan getirilen, değişik hayvan figürleri verilmiş bitkilerin de yer almaktadır.

Park, Çukurova yöresine uygun bitki çeşitliliğiyle ‘’Bitki Koleksiyonu’’ niteliği kazandırılmış, proje kapsamında parkta 12 adet havuz yapılmış. Parktaki 22 bin metrekarelik çocuk oyun alanında, 0–16 yaş ve engelliler dâhil çocukların bedensel ve zihinsel gelişmelerine olanak sağlayan oyun elemanlarına yer verilmiş. Her yaş grubu için ayrı planlanan donanımlarda, çocuk sağlığına zarar vermeyecek boyaların kullanıldığı ahşap materyallerden yapılmış. ’Gençlere hizmet veren paten sahası içinde mini amfi ve yer satrancı ile 10 farklı alternatif içeren kültürfizik donanımlar eklenmiş.

Adana Görüntüleri

Parkı çevreleyen 3 kilometrelik yollardan ilki koşu yolu olarak planlanmış ve bazı bölümlerde yetişkinlere yönelik kültürfizik donanım grubu ile desteklenmiş. İkinci ring ise bisiklet ve gezi faytonu güzergâhı olarak kullanılmak üzere planlanmış. Parkta ayrıca, projede 300 kişi kapasiteli seyir veya gösteri amaçlı bir amfi tiyatro bulunmaktadır. Adanalıların mesire yeri olan Merkez Parkı’nı New York şehri Manhattan ilçesinde yer alan Central Park’a benzettim.

Her yaştan ve her yerden gelmiş olan yüzlerce kişi parkta ve Seyhan nehri kıyısında hoşça vakit geçiriyordu. Su ve çiçek parselleri ile desteklenmiş dinlenme terasları, seyir terasları, iç gölde sandal iskeleleri, yürüyüş ve bisiklet yolları, aktif rekreasyon (eğlen dinlen)  alanları ile hizmet verecek fonksiyon, kapasite, estetik ve özellikte bir kent parkı olmuş. 

1,064 total views, no views today

Share

Sabancı Merkez Camii-Adana

 

Rahmetli Yaşar Kemal ‘’Ölmez Otu’’ adlı eserinde, benim de hafızama kazınmış olan Çukurova’yı,

Ovayı yağlı, mazot dumanlı, sıcak, buğulu, terli, ışıklı, fırın ağzı gibi kokulu bir gürültü almış çalkalanıyor, Çukurova uyanıyordu. Çukurova yorgundu. Serilmişti. Ağır ağır soluk alıyor, homurdanıyordu. Sıcak, yakıcı, şehvetli, azgın, kudurtucu, uyuşuk, devingen, ele avuca sığmayan, bin başlı ejderha. . .”

Olarak tanımlıyordu.

Sıcak, yakıcı, şehvetli, azgın, kudurtucu, uyuşuk, devingen, ele avuca sığmayan, bin başlı ejderha… Olarak tanımlanan Çukurova’nın Ceyhan İlçesinin ovalarında yer alan pamuk tarlalarında buluyorum kendimi. Birden bire 66 yıl öncesine gidiyorum. Gidiyorum çünkü, 66 yıl önce Maraş İli Elbistan Kazası Hasan Köyden mevsimlik işçi olarak gelmiştik Çukurova’ya. 1951-52 yıllarında, pamuk toplamış-lığım var. Sazlardan yapılmış barınma yerlerinde, doğru dürüst içme suyunun bulunmadığı sağlıksız koşullarda, sabahları açılmayan çapaklı gözlerle uyandığımız günleri anımsıyorum Adana’da dolaşırken.

Korunaklı olmayan sazdan yapılmış barınaklarımızda bizi canımızdan bezdiren, sıcakların yanı sıra zamansız ve aniden bastıran yağmurlardı. Bu yağmurlardır ki zaten yok denecek kadar az olan giysi ve yataklarımızı çamur içinde bırakmaktaydı. Uzaktan seyrettiğimiz Ceyhan garındaki trenlerden yükselen dumanlara çok sinirlendiğimi anımsıyorum. Sinirleniyordum, çünkü aniden bastıran yağmurların nedeninin bu dumanlar olduğunu sanıyordum.

Ceyhan konakladığımız pamuk tarlalarından 7-8 km uzaklıktaydı sanıyorum 1951’’i yıllarda. Konum olarak Çukurova’nın tam ortasında yer alan Ceyhan, yörenin pamuk ambarıydı. Adana’nın yaklaşık 50 km doğusunda ve Ceyhan Nehri’nin kıyısında kurulmuş, büyükçe bir ilçesiydi. Ceyhan, diğer adıyla Seyhan Nehri Çukurova’ya ve çevresine yerleşmiş olan köylere, kasabalara, ilçe ve illere hayat veriyordu. Akdenize dökülmekte olan hayat kaynağı bu nehir zamanla zaptu rapt altına alındı ve Seyhan Baraj gölü ortaya çıktı.

Sabancı Merkez Camii Adana

Seyhan Baraj Gölü ve Seyhan Nehri Adana’yı deniz görünümlü bir şehir olmasını sağladı. Doğal olarak da Seyhan Baraj Gölü, Adana’yı eşine ender rastlanabilecek güzellikte bir kente dönüştürdü. Adana’nın kuzeyinde, Seyhan Baraj gölüne komşu olarak gerçekleştirilmekte olan yeni Adana, haberler ve belgesel nitelikli görsel yapımlarda ilgimi çekmişti.  İlgimi çeken Adana’nın simgeleri Taş Köprü ile Sabancı Merkez Camisi ve kuzeyinde yer alan Merkez Park olmuştu.

Tam gün olmak üzere, birkaç kez Adana’yı ziyaret etmeliydim. İlk ziyaretim 2012 yılı Nisan ayında oldu. İkinci ziyaretimi de 2015 yılı Nisan ayında gerçekleştirdim.Adana’nın simgelerinden biri olan Taşköprü’nün yanına Sabancı Merkez Camisi’ni de eklemek gerekiyor. Üç yıl önce gezme fırsatını bulduğum Sabancı Merkez Camisi’nin, özellikle, kubbesine hayran kalmıştım. Hayran kalmıştım çünkü İstanbul’daki Ayasofya Müzesi kubbesinden daha büyüktü.

Adana

Havada asılı gibi duran ana kubbenin çapı 32 metreydi. Ayasofya’nın kubbe çapının kuzey güney doğrultusunda 31,87 metre, doğu batı doğrultusunda ise 30.86 metre olduğu hatırlanacak olursa, Sabancı Merkez Camisi’nin heybeti ve görkemi oraya çıkar. Ayasofya Müzesi’nin karşısında, Sultanahmet Meydanı’nda, yer alan 6 minareli Sultanahmet Camisi de hayranlık duyduğum yapılardan biriydi. Sonradan öğreniyorum ki ‘’Altı minareli cami denince akla sadece Sultanahmet gelir, soranlara o söylenir.’’ Sözü doğru değildir. 

Yolunuz düşer mi bilmem ama Mersin ve Adana’da iki camide de altı minare birden yükseliyor gökyüzüne. Mersin’de Mugdat Camii olarak bildiğim Hz. Mikdat Camii ve Adana’daki Sabancı Merkez Camii, hem altı minareli olmaları hem de mimari özellikleriyle görülmeye değer yapılardır. Ben öncelikle Adana’daki altı minareli Sabancı Merkez Camisi’nden söz etmek istiyorum.

Taşköprü tarafından gelirken onlarca fotoğrafını çektiğim Merkez Camisi’ne giriyorum. Serin ve temiz bir hava ile karşılaşıyorum. Üç yıl önce geldiğimde caminin içi çok sıcaktı, soğutma yapılamıyordu. Benim bile sıcaktan çok bunaldığım cami içinde ibadet zorlaşıyordu. Cami adeta boştu. Bu kez camideki bu tür sorunların çözüldüğünü görüyorum. İklimleme sistemi kurulmuş. İçeride bahar havası vardı. Cami ile ilgili olarak internetten derlediğim notlarıma göz atıyorum.

Adana

Cami Adana’nın Reşatbey semtinde; Seyhan Nehri’nin batı kıyısında, Merkez Park’ın güneyinde yer alıyor. Sabancı Merkez Camisi’nin proje mimarı Necip Dinç olarak verilmiş bilgilerde. 65 000 metrekarelik arsası Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından Türkiye Diyanet Vakfı’na devredilmiş olup, caminin %50 si Adanalıların bağışlarıyla tamamlanmış. Geriye kalan %50 si de Hacı Sabancı ve O’nun ölümünden sonra Sabancı Ailesi tarafından tamamlanmıştır. Bu nedenle, başlangıçta Merkez Camii olarak düşünülen adı Sabancı Merkez Camii olarak adlandırılmıştır.

1988 yılında yapımına başlanan Adana’daki Sabancı Merkez Camii’nin inşaatı 10 yıl sürmüş olup, 1998 yılında ibadete açılmış. 4 yarım-kubbe, 5 kubbe, 6 minaresi bulunmaktadır. Bunlar 4 halife ve 4 mezhebe, İslam’ın 5 şartına, imanın 6 şartına karşılık gelmektedir. 32 metre çaplı ana kubbe 32 farza, avludaki 28 kubbe Kuran’da adı geçen 28 peygambere, ana kubbedeki 40 pencere Muhammed’in peygamber olduğu yaşa ve 40 rekât namaza, 99 metrelik 6 minare Allah’ın 99 güzel ismine karşılık gelmektedir. 

20 000 kişi kapasiteli cami, açık alanın da düzenlenmesiyle 28 000 kişilik kapasiteye ulaşabilir. Klasik Osmanlı Mimarisi tarzında yapılan cami; genel görünüm olarak İstanbul’daki Sultanahmet Camisi’ne, plan ve iç mekân olarak da Selimiye Camisi’ne benzer. Türkiye’deki 6 minareli camilerden ikincisi olup minareleri, beyaz çimento ile fildişi rengindeki kırma malzeme karıştırılarak elde edilen betondan, betonarme olarak yapılmıştır. İç mekân düzenlemesinde kullanılan hat eserlerinin tamamı Hattat Hüseyin Kutlu’ya aittir. Camide kullanılan çiniler, Klasik İznik Çinisi tekniği ile yaptırılmıştır. 

Adana Görüntüleri

Camideki mihrap, minber, kürsü, taç kapı ve diğer kapılar mermerden yapılmıştır. Klasik Osmanlı Camilerindeki kapılarak örneklenerek çizimi yapılan kapıların yapımı Nihat Kartal usta tarafından gerçekleştirilmiştir. Caminin vitrayları Abdülkadir Aydın usta tarafından yapılmıştır. Ahşap kapılar kündekari tarzında olup, Ahmet Yılçay usta tarafından yapılmıştır. Çok özel bir yöntemle ve çok emek verilerek yapılan kündekari uygulamadan da söz etmekte yarar var. Osmanlı sözlüklerinde tutma, kavrama, geçme, oyma gibi anlamları olan kündekari yönteminde dişi ve erkek olarak düzenlenen parçaların çivi ve yapıştırıcı kullanılmadan birbirine bağlanılması yöntemidir.

1,135 total views, no views today

Share

Seyhan Nehri ve Taş Köprü-Adana

 

Çukurova’ya hayat veren Ceyhan ya da Seyhan Nehri; kaynakları Toros Dağları platoları olup, Akdeniz’e dökülen 4 nehirden biridir. Bu 4 nehirden biri olan Aksu, kaynağını Isparta yakınlarından alır ve Antalya Körfe zi’ne dökülür. Taşeli Platosu’nun kuzeyinden kaynaklarını alan Göksu Nehri iki büyük kolunu Mut yakınlarında aldıktan sonra Silifke Ovası’ndan Akdeniz’e ulaşır. Maraş Elbistan havzasını kuşatan dağlardan kaynağını alan Ceyhan Nehri, büyük bir yarma vadi ile Kahramanmaraş düzlüğüne ulaşır ve Osmaniye yakınlarında Çukurova’ya girer. İskenderun Körfezi’nin batısında, Yumurtalık yakınlarında Akdeniz’e dökülür.

Elektrik enerjisi üretiminde önemli bir yeri olan Seyhan Nehri’nin, Çukurova’daki tarımsal sulamada da çok önemli bir yeri bulunmaktadır. Seyhan Nehri’nin özellikle, üretiminde çok suya ihtiyacı olan pamuk üretiminde hayati önemi vardır. Seyhan Nehri, Adana’nın Seyhan ilçesinden adını almaktadır. Adana’nın simgelerinden biridir. Adana’ya yolu düşen herkes Taş Köprüyü görmeden bu kentten ayrılmaz. 

310 metre uzunluğunda ve 11,40 metre genişliğindeki Taş Köprü 21 kemer gözlü olarak yapılmış. Seyhan Nehri’nin ıslahı sırasında kemer gözlerden 7 si toprak altında kalmış olduğundan, 14 kemer gözlü olarak hizmet vermektedir. Köprüye iyice yaklaştıktan sonra, önce fotoğraflarını çekiyor, sonra da suyun geçiş yaptığı kemerler arasındaki gözleri sayıyorum. Gerçekten de 14 kemer gözü kalmış.

Seyhan İlçesi ile Yüreğir İlçelerini birleştiren Taş Köprü; Adana’da hüküm sürmüş tüm uygarlıkların eklentilerini ve onarım izlerini üzerinde taşımaktadır. Bir söylenceye göre, Hitit İmparatoru Hattusili’nin Suriye’ye giderken Adana’dan geçtiği ve Seyhan Nehri üzerine bu köprüyü yaptırmış olduğudur.Bir başka söylenceye göre ise köprü, Roma İmparatorluğu döneminde ‘’ Auxentios’ adlı bir mimar tarafından yapılmıştır. Aynı mimarın, İ.S 384 yılında Roma’da da benzer bir köprü yaptığı iddia edilmektedir.

Bir üçüncü söylenceye göre ise Taş Köprü, bir Roma Dönemi eseridir. Roma İmparatoru Hadrianus tarafından yaptırılmış ve diğer bir Roma İmparatoru Justinianus zamanında ciddi bir onarım geçirmiştir. Anadolu’da fethettiği her kentte anıtsal eserler yaptıran Roma İmparatoru Hadrianus, her anıtının girişine Taç Kapılar yaptırmıştır. Yaş Köprü’nün girişlerinde de, şu an bulunmayan, iki Taç Kapı yaptırıldığı bilinmektedir.

Osmanlı Döneminin değişik dönemlerinde onarım geçiren köprü, 2006 yılında tekrar bakıma alınmıştır. Bir yıllık bir yenileme çalışmasından sonra, 2007 yılında yaya trafiğine açılmıştır.

Seyhan İlçesi tarafından Taş Köprüye giriyorum.  Köprü üzerindeki kalabalık ve bir etkinlik dikkatimi çekiyor.   Fotoğraflar çekerek yaklaştığımda ilk gözüme çarpan boyanmış ve heykel gibi hareketsiz duran iki sokak sanatçısı oldu. Barselona’nın en ünlü caddesi La Rambla’da rastladığımız sokak sanatçıları önlerine para atıldığında hareketleniyorlardı. Ben de Taş Köprü’deki boyalı sanatçılardan birinin önüne 1 lira bıraktım. Sokak sanatçısı, sanki çok büyük bir eziyet çekiyormuş gibi yüzünü buruşturdu ve ellerini ileri doğru uzatarak, davranışımdan pek hoşlanmadığını gösterdi. Üzüldüm, ancak yapacak bir şey yoktu.

Köprüde biraz daha ilerleyince, kurulmuş bir platform üzerindeki bir grup sanatçının, etraflarında toplanmış olan izleyicilere müzik ziyafeti çektiklerini gördüm. Devlet Tiyatroları Uluslar arası Sabancı Tiyatro Festivali kapsamında her yıl Taş Köprü etkinlikleri gerçekleştiriliyormuş. Dört yıl önce başlatılan festival kapsamında; müzik dinletileri, konserler, dans gösterileri, pantomim gösterileri, Hacivat-Karagöz, Halk Dansları, kukla gösterileri, hat sanatı, sergiler,canlı heykeller ve palyoça gibi etkinlikler yer alıyormuş.

Köprüden geçerek Yüreğir İlçesine ayak basıyorum. Kuva-i Milliye Parkında bir süre dinlendikten sonra, nehir boyunca Sinanpaşa Köprüsü’ne kadar yürüyorum. Sinanpaşa Asma Köprüsü beni İstanbul Boğazı’ndaki köprülere ve boğazın muhteşem güzelliklerine götürdü.

Köprüyü geçtikten sonra ulaştığım Merkez Park ise aklımı başımdan aldı adeta. Sanki bir yeryüzü cennetine ulaşmıştım. Merkez Parkı bir saate yakın gezdim. Bakımlıydı, temizdi ve hepsinden önemlisi de hiç çekirdek kabuğuna rastlamamıştım. Mersin Büyükşehir Belediye Başkanının kulakları çınlasın.

Baraj Gölü çevresindeki yapılanmaya Yeni Adana deniyor. Sabancı Merkez Camii ve Merkez Park çevresindeki yapılanma abartılı Hollywood filmlerinden bir sahne olacak kadar güzel görünüyor.

1,706 total views, no views today

Share

Seyhan Baraj Gölü ve Yeni Adana

 

Rahmetli Yaşar Kemal ‘’Ölmez Otu’’ adlı eserinde, benim de hafızama kazınmış olan Çukurova’yı,

“Ovayı yağlı, mazot dumanlı, sıcak, buğulu, terli, ışıklı, fırın ağzı gibi kokulu bir gürültü almış çalkalanıyor, Çukurova uyanıyordu. Çukurova yorgundu. Serilmişti. Ağır ağır soluk alıyor, homurdanıyordu. Sıcak, yakıcı, şehvetli, azgın, kudurtucu, uyuşuk, devingen, ele avuca sığmayan, bin başlı ejderha. . .”

Olarak tanımlıyordu.

Sıcak, yakıcı, şehvetli, azgın, kudurtucu, uyuşuk, devingen, ele avuca sığmayan, bin başlı ejderha… Olarak tanımlanan Çukurova’nın Ceyhan İlçesinin ovalarında yer alan pamuk tarlalarında buluyorum kendimi. Birden bire 66 yıl öncesine gidiyorum. Gidiyorum çünkü, 66 yıl önce Maraş İli Elbistan Kazası Hasan Köyden mevsimlik işçi olarak gelmiştik Çukurova’ya. 1951-52 yıllarında, pamuk toplamış-lığım var. Sazlardan yapılmış barınma yerlerinde, doğru dürüst içme suyunun bulunmadığı sağlıksız koşullarda, sabahları açılmayan çapaklı gözlerle uyandığımız günleri anımsıyorum Adana’da dolaşırken.

Korunaklı olmayan sazdan yapılmış barınaklarımızda bizi canımızdan bezdiren, sıcakların yanı sıra zamansız ve aniden bastıran yağmurlardı. Bu yağmurlardır ki zaten yok denecek kadar az olan giysi ve yataklarımızı çamur içinde bırakmaktaydı. Uzaktan seyrettiğimiz Ceyhan garındaki trenlerden yükselen dumanlara çok sinirlendiğimi anımsıyorum. Sinirleniyordum, çünkü aniden bastıran yağmurların nedeninin bu dumanlar olduğunu sanıyordum.

Ceyhan konakladığımız pamuk tarlalarından 7-8 km uzaklıktaydı sanıyorum 1951’’i yıllarda. Konum olarak Çukurova’nın tam ortasında yer alan Ceyhan, yörenin pamuk ambarıydı. Adana’nın yaklaşık 50 km doğusunda ve Ceyhan Nehri’nin kıyısında kurulmuş, büyükçe bir ilçesiydi. Ceyhan, diğer adıyla Seyhan Nehri Çukurova’ya ve çevresine yerleşmiş olan köylere, kasabalara, ilçe ve illere hayat veriyordu. Akdenize dökülmekte olan hayat kaynağı bu nehir zamanla zaptu rapt altına alındı ve Seyhan Baraj gölü ortaya çıktı.

Adana Seyhan Nehri Merkez Camii

Seyhan Baraj Gölü ve Seyhan Nehri Adana’yı deniz görünümlü bir şehir olmasını sağladı. Doğal olarak da Seyhan Baraj Gölü, Adana’yı eşine ender rastlanabilecek güzellikte bir kente dönüştürdü. Adana’nın kuzeyinde, Seyhan Baraj gölüne komşu olarak gerçekleştirilmekte olan yeni Adana, haberler ve belgesel nitelikli görsel yapımlarda ilgimi çekmişti.  İlgimi çeken Adana’nın simgeleri Taş Köprü ile Sabancı Merkez Camisi ve kuzeyinde yer alan Merkez Park olmuştu. Tam gün olmak üzere, birkaç kez Adana’yı ziyaret etmeliydim. İlk ziyaretim 2012 yılı Nisan ayında oldu. İkinci ziyaretimi de 2015 yılı Nisan ayında gerçekleştirdim.

Çukurova havzasından Akdeniz’e dökülen 4 nehir bulunmaktadır. Bunlardan Seyhan Nehri; kaynakları Toros Dağları platoları olup, Akdeniz’e dökülen 4 nehirden biridir. Konumuzu oluşturan Seyhan Nehrinin su depolama alanı 20 600 km²olup, uzunluğu 560 kilometredir.  Beslendiği iki önemli kolu vardır. Uzun olan kolu; Kayseri Pınarbaşı İlçesinden, 1 500 metre yükseklikteki Uzun Yayladan doğan Zamantı Suyudur.

Adana Görüntüleri

Kayseri’nin Pınarbaşı, Tomarza, Develi ve Yahyalı ilçelerinden geçer. Çukurova’ya inmeden önce, Adana’nın 80 kilometre kuzeyindeki Aladağ İlçesi’nin Akinek Dağı yamaçlarında diğer önemli kolu Göksu Deresi ile birleşir. Seyhan Nehri Adana’ya ulaşmadan önce; üzerinde Yedigöze, Çatalan ve Seyhan hidroelektrik santralleri kurulmuştur.

Elektrik enerjisi üretiminde önemli bir yeri olan Seyhan Nehri’nin, Çukurova’daki tarımsal sulamada da çok önemli bir yeri bulunmaktadır. Seyhan Nehri’nin özellikle, üretiminde çok suya ihtiyacı olan pamuk üretiminde hayati önemi vardır. Akdeniz’e dökülen en büyük nehirdir. Tarsus Çayı ile birleşerek Adana – İçel sınırında, Deli Burnu’nda Akdeniz’e dökülür. Seyhan Nehri taşkınlarını önlemek ve tarımsal sulama için Seyhan Baraj Gölü yapılmıştır. Seyhan Baraj Gölü ve Seyhan Nehri Adana’nın deniz görünümlü bir şehir olmasını sağlamıştır. Doğal olarak Adana’nın eşine ender rastlanabilecek güzellikte bir kent olmasına katkı sağlamıştır.

Adana

Yapımına 1953 yılında başlanan Seyhan Baraj Gölü 3 yıldan kısa bir sürede tamamlanarak, 8 Nisan 1956 yılında su tutmaya başlamıştır. Sulama ve elektrik üretim amaçlı olarak kullanılan Seyhan Baraj Gölünün gövdesi dolgu tipi topraktır. 7.50 hm³ gövde hacmine sahip olan barajın yüksekliği 53.20 metredir. Normal su kotunda göl hacmi 799 m³ olup, gölalanı ise 63 km²’dir.  Seyhan gölü sulama alanı 175.000 hektardır. Seyhan Baraj Gölü’nde Kurulu bulunan hidroelektrik santrali, biri yedek olmak üzere 3 adet 18 Mw’lık 3 üniteye sahiptir. Toplam kurulu gücü 54 Kw olan elektrik santralinde yılda 350 Gw-h elektrik enerjisi üretilmektedir.

Bakanlar Kurulu 13 Eylül 2006 Tarihinde almış olduğu karar doğrultusunda “Adana Seyhan Baraj Gölü Yaban Hayatı Geliştirme Sahası’’ kapsamına almıştır. Biyolojik çeşitliliğin korunması gereken alanlardan biri haline gelmiştir Seyhan Baraj Gölü. Av hayvanlarının korunduğu, yerleştirildiği, yetiştirildiği ve yaşama ortamlarının iyileştirildiği alan olarak tescil edilmiştir.

Seyhan Baraj Gölü ve çevresi

Rüzgâr sörfü yapılabilmesi ve su kalitesi açısından da ideal bir ortam olarak değerlendirilen Seyhan Baraj Gölü, iklim ve rüzgâr açısından yılın 12 ayı sporcuları ağırlayabiliyor. Seyhan Baraj Gölü, önemli spor organizasyonlarına da ev sahipliği yapıyor. Önümüzdeki yıllarda, su sporlarının önemli merkezlerinden biri olacağının sinyalini veriyor. Türkiye Kürek federasyonu, Kürek Milli takım seçmelerini ve Akdeniz kupası Türkiye şampiyonası yarışmalarını 4-5 Şubat 2012 tarihlerinde Adana’da, Seyhan Baraj Gölü’nde gerçekleştirmiş.

Baraj Gölü çevresindeki yapılanmaya Yeni Adana deniyor. Sabancı Merkez Camii ve Merkez Park çevresindeki yapılanma abartılı Hollywood filmlerinden bir sahne olacak kadar güzel görünüyor. Gölün mavisi ile gökyüzünün mavisi insana dinginlik ve mutluluk veriyordu. Nehrin iki yakasındaki yapıların ve yeşilliklerin sudaki yansımaları da masalımsı bir hava yaratıyordu. Bir an için kendimi, İstanbul Boğazı kıyılarında geziniyor duygusuna kapıldım.

 Kaynaklar:

1)   Vikipedi

2)  Seyhan İlçesi internet sitesi

1,266 total views, 2 views today

Share

Adana’ya Panoramik Bir Bakış

 

17 Nisan 2015 Cuma, Adana…

Adana ve Çukurova…Tarihi Kilikya bölgesi… Tarihçi Heredot’un anlattığı, Homeros’un İlyada’sında adı sıkça geçen Kilikya… Bugünün Torosları, Adana’sı, Ceyhan’ı, Dörtyolu; Yaşar Kemal’in anlattığı… Bugün Çukurova olarak bilinen, Anadolu’nun birçok uygarlığına ev sahipliği yapan; bir zamanlar Hititlilerin, Asurluların, İranlıların, Makedonyalıların, Selefkusların, Romalıların, Anadolu Selçuklularının ve Osmanlıların egemen olduğu bereketli topraklar…

Mersin’den 70 kilometre uzaklıktaki Adana’ya gelmeye karar vermiştim dün, Perşembe günü. Bu gün saat 08,00 civarında bindiğim Adana otobüslerinden biri ile yaklaşık bir saat yolculuktan sonra Adana otobüs terminaline ulaştım. Kentin oldukça dışında bulunan otobüs terminalinden kent merkezine ulaşabilmek için ana arterlerden biri olan Turhan Cemal Beriker Bulvarı’na çıktım. Oysa Mersin-Adana otobüslerinin kent merkezine servis araçları varmış. Acemilik işte. Neyse gelen dolmuşlardan birine bindim. Yaklaşık 20 dakika sonra kent merkezine yaklaşmış olmalıyım ki Sabancı Merkez Camisi’nin 6 minaresi görünmüştü. Taş Köprüden sonra, Adana’nın simgesi haline gelen Sabancı Merkez Camii heybetli bir görüntü içerisindeydi.

Mersin’de yaklaşık 35 yıl yaşamış olan rahmetli annemi sıkça ziyaretlerim nedeniyle, Mersin ve yakın çevresini tanımaya ve tanıtmaya çalıştım yıllarca. Çocukluğumun bir bölümünün geçtiği Tarsus Mersin’in büyük ilçelerinden biri olup, Tarsus’u Tarih ve İnanç Turizmi başlıklı yazılarımla tanıtmaya çalıştım.

Adana panoramik

Türkiye’de önemli inanç turizm merkezlerinden biri de Osmanlı dönemindeki, özellikle Mimar Sinan imzalı, camilerimizin tanıtımı ve gezdirilmesi biçiminde kendini göstermektedir. Bunlardan en önemlisi, en görkemlisi ve en çok ziyaret edileni de İstanbul’daki 6 minareli Sultanahmet Camisi’dir. Sultanahmet Camisi’ni birçok kez gezmiş, onlarca fotoğrafını çekmiş ve yazı dizisi halinde yayınlamıştım.

Mersin’deki 6 minareli Mugdat Camisi’ni gezip gördükten sonra, 6 minareli olan camilerden Adana’daki Sabancı Merkez Camisi’ni de görmek istedim. Böylelikle, Türkiye’de bulunan 6 minareli camilerin üçünü de görmüş ve gezmiş olacaktım.

Görmek amacıyla gittiğim kentleri ve ören yerlerini tanımanın en iyi yöntemi sokakları ve caddeleri adımlayarak gezmektir. Ben de öyle yaptım. Sabancı Merkez Camii’nin 6 minaresini gördükten sonra, uygun bir yerde, Kurtuluş ve İstiklal Caddelerinin kesiştiği noktada dolmuştan indim.

Kurtuluş Caddesi’nde ilerleyerek Çetinkaya Göbeğine ulaştım. Göbekte, Erten Oteli’ni arkama alarak İnönü Caddesi’ne ulaştım. Cadde boyunca ilerleyip, Ziyapaşa Bulvarı’nı geçtikten sonra Atatürk Caddesi ile soldaki İnönü Parkı’na ulaştım. Kalabalık bir araç ve insan trafiğinden sonra karşıma çıkan İnönü Parkı mesire yeri gibi geldi bana. Her yaştan insanların doluştuğu parktaki su havuzları ve fıskiyelerden çıkan su dinlendirici bir etki yapıyordu. Parktaki çevre düzenlemesiyle ortaya çıkan yeşilin bütün tonları insanlara huzur veriyordu. Zamanımı verimli kullanabilmek amacıyla, parkta oturamadım. Fotoğraflarımı çektikten sonra yürüyüşümü sürdürdüm. Bir süre sonra da Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi’nin bulunduğu alana ulaştım.

1976 yılında hizmet vermeye başlayan Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi toplam 15.000 m2 alan üzerinde kurulmuş olup, 5.000 m2 kapalı alana sahiptir. Yapımı Hacı Ömer Sabancı Holding ve Türk Eğitim Vakfı ile ortaklaşa gerçekleştirilen Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi’nin kullanım hakkı Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilmiş. Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi’nde 200 kişilik kütüphane ve 368 kişilik tiyatro salonu bulunmaktaymış. Merkez, 1982 yılında güzel sanatlar galerisi; dinlenmelik, resim ve kurs atölyesi, antik değerler barındıran müze, kitap ve hediyelik eşya dükkânı eklenerek genişletilmiş, ayrıca tiyatro sahnesi de büyütülerek yeni ve modern araçlarla donatılmış.

Yıl boyunca hizmet veren kütüphane ve sergi salonu ile mevsim boyunca Çukurova Bölge Tiyatrosu’nun misafir tiyatro gruplarının etkinliklerine açık tutulan tiyatro salonu, bölge halkının alternatif sosyal mekân ihtiyacını karşılamaktaymış.

Adana; Türkiye’nin İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Antalya’dan sonraki altıncı büyük kentidir. Kent merkezi Çukurova’da, Akdeniz’den 30 kilometre içeride, Seyhan Nehri üzerinde bulunmaktadır. Adana İlinin idari merkezi 5 ilçeden oluşmaktadır. Seyhan, Yüreğir, Sarıçam, Çukurova ve Karaisalı merkez ilçeler olup Adana’yı oluşturur. Adana İli ise toplam 15 ilçeden oluşmaktadır. 

Adana, yaklaşık 3000 yıl önce kurulmuş ve uzun yıllar boyunca Yunanlılar ile Persler arasındaki pek çok savaşa tanık olmuştur. Kesin olmamakla birlikte, Hititler ya da Yunanlılar tarafından kurulduğu sanılmaktadır. İlkçağda Adana, Anadolu’yu baştanbaşa geçerek Gülek Boğazından Tarsus’a inen yol üzerinde bir konak yeriydi.Hitit tabletlerinden elde edilen bulgular kentin, Hititler döneminde, Kizzuvatna Krallığı’nın egemenliği altında olduğunu göstermektedir.

Adana ve Çukurova bölgesi eski devirlerden beri önemli bir yerleşim merkezi olmuştur. Tarihi belgelerde Kilikya olarak geçen Çukurova’dan, Boğazköy’den çıkarılan Hitit yazılı levhalarında, Uru Adania  (Adana ülkesi) diye söz edilmektedir. Alanya’dan İskenderun’a kadar uzanan bölgeyi temsil etmektedir. Alanya ile Mersin arasında kalan bölge Dağlık Kilikya, Mersin İskenderun arasındaki bölge ise Ovalık Kilikya olarak adlandırılmıştı.Roma İmparatorluğu döneminde Kilikya, Tarsus başkent olacak şekilde Roma’nın bir eyaleti haline gelmişti.

Adana Büyükşehir Belediyesi ile Adana Sinema Kulübü öncülüğünde ilki 1969 yılında “Altın Koza Film Şenliği” adı altında gerçekleştirilen “Altın Koza Uluslararası Film Festivali ”nin 18’incisi 2011 Yılı Eylül ayında sanatseverlerle buluştu. Derlenen bilgilere göre, birincisi 1969 yılında Adana Belediyesi ve Adana Sinema Kulübü öncülüğünde başlatılan “Altın Koza Film Şenliği” Türk Film Arşivinin de katkılarını almış. 

Adana halkı tarafından ilk yılından itibaren sahiplenilen festival, Türk sineması için önemli etkinlikler arasına girmeyi başarmış. İlk Altın Koza ödülünü ise Metin Erksan ‘’Kuyu’’ filmi ile En İyi Yönetmen ve En İyi Film dallarında evine götürürken, Fatma Girik, ‘’Ezo Gelin’’ ile En İyi Kadın Oyuncu, Yılmaz Güney ise ‘’Seyyit Han’’ ile En İyi Erkek Oyuncu ödüllerine sahip olan ilk Altın Koza’lı sanatçılar olmuş.

Adana Görüntüleri

965 total views, 4 views today

Share