Tarsus Şelalesi

Yedi bin yıllık tarihi olan, bir dönem Roma’nın önemli eyaletlerinden biri olup, Kilikya’nın başkentliğini yapan Tarsus önemli bir inanç  turizm merkezi olarak karşımıza çıkıyor. Roma İmparatoru Sezar’ın M.Ö 44 yılında ölmesinin ardından onun yerini alan üç kişiden biri olan Marcus Antonius’un Tarsus’a gelmesiyle, kentin gelişmesinin önü açılmış. Tarihin derinliklerinden günümüze uzanan İçel’in gizemli ilçesi Tarsus, bereket timsali Daniyal Peygamber ile Museviliğin doğduğu yer olmasının yanında Aziz Paul ile Hristiyanlığın, Ulu Camisi ile Müslümanlığın da  önemli bir merkezi olarak biliniyor.

Tarsus Şelalesi

Tarsus Şelalesi

Diğer taraftan, Yedi Uyurlar ve Ashab-ı Kehf turizm açısından öne çıkan mekânlardır. Yedi Uyurlar ve Ashab-ı Kehf bazılarına göre Müslümanların, diğer bazılarına göre de Müslümanlığın değil Hristiyanlığın kutsallarından olarak biliniyor. Ancak, efsaneleri her topluluk kendi açısından yorumlama gereğini duyuyor. Ashab-ı Kehf, pagan kültüründen Hristiyanlığa, oradan da Müslümanlığa uzanan bir süreçtir. Farklı kültürlerin etkileşimine örnek olan bir kült olarak biliniyor.

Mağaralar ise Anadolu’da ve dünyanın değişik ülkelerinde kendilerine atfedilen makam ve anlamları ile farklı dinlerden insanların inandığı ve ziyaret ettiği önemli inanç merkezleri olarak gösteriliyor. Akdeniz’i, Orta Anadolu ile Batı’ya bağlayan en güvenli yolların Tarsus’tan geçmesi ve antik çağda Kilikya Kapısı denilen Gülek Boğazı’nı denetleyen tek kent olması, Tarsus’u lojistik açıdan önemli hâle getirmiş. Dünyanın en eski kütüphanesini Bergama’dan Tarsus’a taşıyan Antonius, şehrin kısa zamanda zenginleşmesini ve dünyanın ilgisini çekmesini sağlamış.

Tarsus

Antik çağda çevresi kent surlarıyla çevrili olan Tarsus’un üç giriş kapısı bulunuyormuş. Bunlar; Adana kapısı, Dağ kapısı ve Deniz/ iskele kapısıdır. Sevgilisi Antonius’la buluşmak üzere Tarsus’a gelen Cleopatra’nın, Gözlü Kule limanına gelip, deniz kapısından şehre girmesi nedeniyle bu kapıya Cleopatra Kapısı denilmiş. 18. yüzyılın sonlarına kadar sağlam olan surlar, 1835 yılında, Osmanlıya isyan ederek Adana’ya kadar gelen Mısır Hıdivi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa tarafından yıktırılmış, geriye sadece deniz kapısı kalmış.

Tarihte kıyı şehri olduğu bilinen Tarsus, günümüzde denizden yaklaşık 15 km kadar içeride kalmaktadır. Mısır kraliçesi Cleopatra’nın M.Ö. 41 yılında gemileriyle Tarsus’a geldiği bilinmektedir. Dolayısıyla denizle bir bağlantısı olmalıdır. Ünlü tarihçi Amasyalı Strabon yazdığı Coğrafya adlı kitabında Tarsus’un deniz ile bağlantısının bir lagün kanalıyla sağlandığından bahsetmektedir. Aynı yazar Kydnos /Berdan nehrinin şehrin ortasından aktığını, daha sonra bu lagün gölüne aktığını belirtmektedir.

Tarsus Şelalesi

Tarsus Şelalesi

Toplam uzunluğu 142 kilometre olan Berdan Nehri Toros Dağlarında doğup, Tarsus ovasında geniş yaylar çizerek Akdeniz’e dökülür. Asıl adı Kydnos olan Berdan, Soğuk Su anlamına gelmektedir. Kydnos kentinin ki günümüzün Tarsus İlçesi’dir, Tarsus Ovasında kurulmasının en önemli nedeni Kydnos/Berdan Nehridir. Berdan Nehri, Tarsus’un zenginleşmesini sağlamış. Tarsus tarihinde belirleyici özelliği olan nehir, gemilerin Akdeniz’den Tarsus’un içine girebilmesine olanak verdiği için ticaretin gelişmesini ve şehrin zenginleşmesini sağlamış.

Bugün debisi düşse de geçmişte sıkça yatağından taşması nedeniyle, M.S  527-565 yılları arasında yaşayan Roma İmparatoru Jüstinyen tarafından yatağı değiştirilmiş. Roma döneminin sonuna kadar kullanılan Konglomera adındaki nekropol alanına yönlendirilmiş. Berdan Nehri’nin döküldüğü bu yerdeki basamaklı oda mezarlar nedeniyle de birkaç metrelik bir yüksekliği olan Tarsus Şelalesi oluşmuş. Şelalenin biraz ilerisinde bir yol kenarındaki parkın içinde kalan Jüstinyen Köprüsü de nehir yatağının değişmesiyle kullanılmaz hâle gelmiş.

Tarsus

İlk yapıldığında 21 gözlü olan taş köprünün bugün üç gözü görülebilir durumda, o da çevresinde yapılan restorasyon çalışmaları sayesinde. Bizans İmparatoru Jüstinyen tarafından yaptırılan köprü, Osmanlı döneminde köprülerden alınan baç vergisi/geçiş ücreti nedeniyle bu isimle de anılıyor.Yedi bin yıllık tarihi olan peygamberler kenti Tarsus anlatmakla anlaşılabilecek gibi değil. Çukurova’ya yolunuz düşerse Tarsus’a da uğramalısınız.

1,396 total views, no views today

Share

Tarsus ve İnanç Turizmi 2

Yazının icadından günümüze kadar dünya üzerindeki bazı mekânlar; farklı kültür, uygarlık ve dinler arasında oluşan yakın ilişkilere ev sahipliği yapmıştır. Anadolu’da İslamiyete ait eserlerin yanı sıra çok sayıda sinagog ve kilise ve benzeri teolojik eserler yer almaktadır. Ulusal sınırları hesaba katmaksızın, dünyada meydana gelen teknolojik değişiklikler insanları bir araya getirmektedir.

Tarsusİnsanların devamlı ikamet ettikleri, çalıştıkları, her zamanki olağan ihtiyaçlarını karşıladıkları yerlerin dışında, dini inançlarını gerçekleştirmek ve inanç çekim merkezlerini görmek amacıyla yaptıkları turistik amaçlı gezilerin turizm olgusu içerisinde değerlendirilmesi “İnanç Turizmi” olarak tanımlanmaktadır. İnanç Turizmi açısından önemli mekanlardan biri de Mersin İli’nin en büyük ilçesi olan Tarsus’tur.

St. Paul Kuyusu

TarsusTarsus kent merkezinde, Kızılmurat Mahallesinde yer alan St. Paul Kuyusu, Hristiyanlığın yayılmasında ve kurumsallaşmasında önemli bir yeri olan ve İncil’de “Müjdeleyici” olarak ismi geçen St. Paul’un doğduğu ve yaşadığı bir mekân olarak kabul görmektedir. M.S. 1. yüzyıl başlarında Tarsus’ta, o dönemde edinilebilecek en büyük haklardan olan Roma vatandaşlık hakkına sahip, Yahudi aristokrat bir ailenin çocuğu olarak doğmuştur. O dönemde Tarsus’un zenginliği ve gelişmişliği kentin kültürel hayatına yansımış, dönemin felsefe okullarından birisi de Tarsus’ta kurulmuştur. St. Paul, ilk eğitimini Tarsus’ta almış, öğrenimini tamamlamak üzere gittiği Kudüs’te fikir ve düşüncelerini geliştirerek eğitimine devam etmiştir. Bu sürede Hristiyanlıkla tanışmış; başlangıçta Hristiyanlığa karşı başlayan saldırıların içinde yer almış ve uzun süre Hz. İsa’ya inananları inançlarından caydırmaya çalışmıştır.

Şam’a kaçan Hristiyanların peşinden giden St. Paul, rüyasında, Hz. İsa’yı görmesiyle Hristiyanlığı kabul etmiştir. St. Paul, hayatı boyunca, esir edilip ölünceye kadar Hristiyanlığın yayılması için çalışmış, bu amaçla üç büyük gezi düzenleyerek Roma İmparatorluk topraklarının büyük bir bölümünü dolaşmış, fikir ve düşünceleriyle sevilmiş ve sayılmış olup bu gayretleriyle de Hristiyan Kilisesinde önemli bir yere sahip olmuş ve St. Pier ile birlikte kilisenin kurucusu olarak kabul görmüştür. Hristiyanlığı yayma gezileri ve faaliyetlerinden rahatsız olan Romalılar O’nu tutuklayarak, yargılanması için Roma’ya götürmüşler ve kaynaklara göre M.S. 60 yıllarında burada ölmüştür.

Hristiyanlık sonrası yaşamının İncil’de yer almasıyla ölümsüzlüğe erişen St. Paul bugün Hristiyanlığın en büyük sembollerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Hristiyanlığı Yahudiliğin bir mezhebi olmaktan kurtarıp, dine şekil vererek kurallarını belirleyen ve ilk kiliselerin de kurucusu olduğu kabul edilen teorisyen ve felsefe adamı, Tarsuslu daha da önemlisi Anadolulu olarak tanınmakta, Hristiyanlık tarihinin en değerli Azizleri arasında sayılmaktadır. Hristiyanlığa yaptığı hizmetlerden dolayı ona duyulan sevgi çoğu zaman Hristiyan edebiyatında “Tarsuslu Havari” olarak da geçmesini sağlamıştır. Gezileri sırasında yazdığı mektuplar ise Hristiyan edebiyatının değerli örneklerinden olduğu kadar, dönem hakkında ayrıntılı bilgiler içermesiyle de arkeolojik belge niteliğinde kabul görmüştür.

St. Paul Kuyusu” olarak tanımlanan tarihi yapı, Aziz Paul’ün yaşadığı evin bulunduğu yer olarak kabul edilen avluda bulunmaktadır. Antik Caddenin yaklaşık 200 metre kuzey doğusunda yer alan, 18 m. derinliğindeki kuyunun Aziz Paul adına yapıldığı ve burada eski bir mekâna ait kalıntıların uzun yıllar ziyaret yeri olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, 2000 yılında İnanç Turizmi ve Sokak Sağlıklaştırma Projesi kapsamında, St. Paul Kuyusu ve çevresinde çevre düzenlemesi ve kamulaştırma çalışmaları yapılmıştır. Geçici çevre düzenlemesine paralel olarak Tarsus Müze Müdürlüğünce St. Paul Kuyusu çevresinde arkeolojik kazı çalışmaları yapılmıştır. Arkeolojik kazı çalışmaları neticesinde, St. Paul’un yaşadığı döneme kadar inen kültür tabakaları gün ışığına çıkartılmış, ortaya çıkarılan mimari yapıların olumsuz hava şartlarından etkilenmemesi için üzeri cam ile kapatılarak koruma altına alınmıştır.

Restorasyon ve çevre düzenlemesi yapılan bu kutsal alan, günümüzde de yerli ve yabancı ziyaretçilerin yoğun ilgisi ile karşılaşmaktadır.  Hristiyanlar, bu kutsal mekânı hac amaçlı ziyaret etmekteler, kuyu suyunun kutsal olduğuna ve şifalı olduğuna inanmaktadırlar.

28 Haziran 2008 – 29 Haziran 2009 tarihleri arasında Dünya, Papalık tarafından Aziz ilan  edilen Aziz Paulus yılını kutladı. Dünyadaki iki buçuk milyar Hristiyan Aziz Paul adını çok sık telaffuz etti. Milyonlarca inanmış Roma’ya aktı. Papalık öncülüğünde anma etkinliklerine katıldılar. Etkinliklerin bir bölümü de Tarsus’ta gerçekleştirildi.

1,137 total views, no views today

Share

Tarsus ve İnanç Turizmi 1

Tarsus, Türkiye’nin Akdeniz bölgesinde yer alan Mersin’in en büyük ilçesidir. Tarihi süreçte, coğrafyası ile, Antik Kilikia’nın stratejik bir bölgesi olmuştur. Orta Toroslardaki Kilikia’yı iç Anadolu’ya bağlayan Sertavul Geçidi ve Gülek Boğazından geçen İpek Yolu gibi tarihi yolların kavşak noktasında yer almaktadır.

TarsusTarsus’u ilk kez kimin kurduğu konusunda çeşitli söylenceler vardır. Bunların en yaygın olanı, kentin Asur Hükümdarı Sardanapal’ın kurduğudur. Yöreye M.Ö. 7. yüzyılda geldikleri sanılan Yunanlıların burada bir yerleşimle karşılaştıkları kesindir. Bir süre Asur egemenliği altında kalan yöre daha sonra Perslerin, sonra da Büyük İskender in eline geçti. İskender’in ölümünden sonra Tarsus, tüm Kilikya ile birlikte Selökidlerin payına düştü. M.Ö. 246 yılında Mısır yönetimine geçtiyse de bir süre sonra geri alındı.

lk Çağ’da Helenlerce Kilikya diye anılan bölge bugünkü adıyla Çukurova ile birlikte Mersin’den Alanya’ya kadar uzanan kıyıları ve bunların arkasındaki Toros dağları güney yamaçlarını içine alır. M.Ö. 66 yılında Kilikya bir Roma vilayeti olunca, Tarsus’ ta bunun merkezi durumuna getirildi. Tarsus’ a tarihi bir önem kazandıran Cydunus/Tarsus Çayı o dönemlerde kentin içinden geçmekteydi. Cleopatra ve Romalı komutan Marcus Antonius, Tarsus’ a bu ırmak yoluyla gelmişlerdir.

Tarsus Hristiyanlığın kurucularından Aziz Paulus’un doğduğu kent olarak da önem taşır. Hristiyanlık tarihi açısından oldukça önemli bir yerleşim olan Tarsus, Berdan ovasından kuzeye doğru engebeli arazi boyunca son yıllarda hızla gelişmektedir. Çok zengin bir tarihi olup, dini inançlar yönünden önemli bir kenttir. Diğer taraftan, ünlü coğrafyacı Strabon M.Ö.  I. yüzyılda Tarsus’ ta dil bilginleri, filozof ve yazarların yaşadığını yazar. Yedinci yüzyıl ortalarında ilk İslâm fetihleri sonucunda İslâm ordusunun Anadolu’ya girmesiyle Bizans-İslâm sınır bölgesi oluştu.

 

Kleopatra Kapısı

 

 

TarsusKleopatra Kapısı Tarihi kentin batı yönünde açılan ana kapısı olup, kentin antik surlarından kalan tek yapıdır. Limana yakın olması nedeniyle ”Deniz Kapısı” ya da dönemin en önemli kentlerinden Seleukia (Silifke) yolu üzerinde olduğundan ”Silifke Kapısı” olarak adlandırıldığını öğreniyoruz Tarsus ile ilgili kaynaklardan. Değişik uluslara ait gezgincilerin 19. yüzyıla ait gezi notlarında ise ”St. Paul Kapısı” olarak anılmış. Surların yapımı ile ilgili araştırmalar, yapımı sırasında kullanılan malzemenin tarihlenmesine göre, Bizans Dönemi sonu ya da Abbasi döneminde yapılmış olabileceğini göstermektedir.  Tek kemerli kapının yüksekliği 8.50 metre, kapının iç genişliği ise 5.60 metredir. Yarım çember şeklindeki tek kemeri başta olmak üzere, tamamı gözden geçirilmiş ve aslına uygun olarak yenilenmiştir.

Kleopatra Kapısını gezen ve fotoğraflarını çeken ziyaretçilerine aktarılan bilgilere gelince; Roma’nın genç imparator adayı Marcus Antonius’un, Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın ziyaret etme isteği üzerine,Tarsus’u  yeniden yaratmak için yenileme çalışmaları başlatır ve karşılamayı taçlandırmak için de Kleopatra Kapısını yaptırır. Başka bir deyişle, Kleopatra Kapısı, Antonius ve Kleopatra’nın birbirine duydukları aşkın bir ürünüdür. Kleopatra’nın dillere destan bir eşi daha olmayan muhteşem gemisiyle Tarsus limanına girişi kent halkını büyülemiştir. Kleopatra’nın bu ziyaretiyle Tarsus, Dünyanın kalbinin attığı en önemli merkez durumuna gelmiştir.

 

Aziz Paulus (Sen Pol) Müzesi

St Paul An?t MüzesiM.S  4. yüzyılda, İmparator Kostantin tarafından Hristiyanlığın resmen tanınmasıyla dini baskılar sona ermiş, kiliseler yaygınlaşmaya başlamıştır. M.S  5. yüzyıldan itibaren de St. Paul adına çok sayıda kilise yapılmıştır. Çünkü,    Saint Paulus (Sen Pol), Hristiyan dünyasında, belki de, Hz. İsa’dan sonra, Hristiyanlığın yayılması için en çok çaba gösteren din adamlarından biridir. Bu kiliselerden bir kaç tanesi de Aziz Paul’un doğum yeri olan Tarsus’ta yapılmıştır. Bu kiliselerden yalnız biri günümüze kadar ulaşabilmiştir. Şehrin güneyinde Ulu Cami Semtinde bulunan ve Aziz Paul a adanan bu kilisenin, M.S. 11-12. yüzyıllarda inşa edildiği tahmin edilmektedir. 1993 yılında koruma altına alınmış ve Anıt Müze olarak açılmıştır. Kilisede dış ve iç mekan restorasyon çalışmaları aşamalı olarak devam etmektedir. Kilisenin kuzey doğu köşesinde çan kulesi yer almaktadır. Fotoğrafta görüldüğü gibi, çan kulesinde çan bulunmamaktadır. Kule harap olmuş durumda. Restorasyon ya da onarım çalışmalarından sonra,belki, bir çan da takılabilir. 

Hristiyanların Kabesi durumundaki Aziz Paul Anıt Müzesi, son yıllarda Alman Hristiyan Demokratlarının odaklandığı, sık sık ziyaret ettikleri bir yer haline gelmiştir. Anıt müze statüsündeki kilisenin müze olmaktan çıkarılıp, kilise olarak kullanılması talebi Alman siyasetçilerin de gündeminde yer alıyor. 1992-93 yıllarında Aziz Paul Kilisesi’nde Vatikan tarafından ‘Aziz Paul Sempozyumu ve Ayini’ düzenlenmiş. Vatikan tarafından 2008-2009 yılının St. Paul Yılı ilan edilmesi nedeniyle  Tarsus  dünyanın dört bir yanından Hristiyanların akınına uğramıştı.

Esas girişi batıdaki revaklı bölümden sağlanmaktadır. Oldukça sade bir mimari tarzı yansıtırken, iç süslemelerinde belki de yerli bir kaç ressamın boyadığı resimler yer almaktadır. Tavanda Hz. İsa, Yohanna, Matta, Luca ve Marcos’un freskleri ve “İlahi Göz” tavanın merkezinde yer almaktadır. Apsisin üzerinde bulunan daire şeklindeki ışıklıkların her iki yanında ise melekler tasvir edilmiştir. Uzun dönem askerlik şubesi olarak kullanılan ve günümüzde restorasyonu tamamlanan yapının üzeri kırma çatı ile kapatılmıştır.

Doğu bölümünde oval bir çıkıntı oluşturan apsisin üzerinde ise yarım daire şeklinde üç kubbe yer alır. Yapının kuzeydoğu köşesinde ise çan kulesi bulunmaktadır. Hristiyanlık Tarsus’a çok erken dönemde girmiş. Hıristiyanlığı ilk seçenler ise kentin köklü Yahudi cematine mensup kişiler. Aziz Paulus’un da, yaşamının ilk döneminde Saul isimli bir Yahudi olarak biliniyor. M.S. 10 yılında doğdu. Ailesinin Tarsus’ta yaşadığı yıllar, kentte sosyal ve ekonomik bir yeniden yapılanmanın sürdüğü ve Romalı olmayan halka, para karşılığında Roma yurttaşlığı sağlandığı yıllar. Paulus’un ailesininde Roma yurttaşlığını bu sayede elde eder.

Mersin Uluslararası Müzik Festivali etkinliklerinin bazıları Aziz Paul Anıt Müzesinde yapılmış tır. Nitekim; 10. Mersin Uluslararası Müzik Festivali 14 Mayıs 2011 Cumartesi günü Tarsus St. Paul Anıt Müzesi’nde gerçekleştirildi. “Prag Solistleri” isimli eşsiz bir konsere ev sahipliği yaptı. Saat 20.00’de başlayan konserde anıt müzeyi dolduran sanatseverler sanatçıların özenle seçtikeri eserleri büyük beğeni ve ilgiyle dinlemişlerdi.

1,295 total views, 2 views today

Share

Antik Kilikya’nın Başkenti Tarsus

Çocukluğumun bir bölümünün geçtiği Mersin’in Tarsus İlçesi; başta   Cleopatra Kapısı, Aziz Pavlus Kilisesi, camileri, bedestenleri, hamamları gibi tarih kokan mekânlarının yanı sıra Tarsus Şelalesi de ilgimi çekmiştir. Tarsus’ ta 1934 yılları arasında Gözlü Kule Höyüğünde yapılan kazılar bu yörede ilk yerleşmenin Neolitik dönemle başladığı ve Orta Tunç çağa değin kesintisiz sürdüğünü ortaya koymuştur. Kent önceleri Toros adıyla anılmış sonradan bu ad Latince de Tarsus olmuş ve zamanımıza kadar da gelmiştir.

TarsusTarsus’u ilk kez kimin kurduğu konusunda çeşitli söylenceler vardır. Bunlar’ ın en yaygın olanı, kentin Asur Hükümdarı Sardanapal’ın kurduğudur. Yöreye M.Ö. 7. yüzyılda geldikleri sanılan Yunanlıların burada bir yerleşimle karşılaştıkları kesindir. Bir süre Asur egemenliği altında kalan yöre daha sonra Perslerin, sonra da Büyük İskender in eline geçti. İskender’in ölümünden sonra Tarsus, tüm Kilikya ile birlikte Selökidlerin payına düştü. M.Ö. 246 yılında Mısır yönetimine geçtiyse de bir süre sonra geri alındı.

İlk Çağ’da Helenlerce Kilikia diye anılan bölge bugünkü adıyla Çukurova’yı, bir de Mersin’den Alanya’ya kadar uzanan kıyıları ve bunların arkasındaki Toros dağları güney yamaçlarını içine alır. M.Ö. 66 yılında Kilikya bir Roma vilayeti olunca, Tarsus’ ta bunun merkezi durumuna getirildi. Tarsus’ a tarihi bir önem kazandıran Cydunus/Tarsus Çayı o dönemlerde kentin içinden geçmekteydi. Kleopatra ve Romalı komutan Marcus Antonius, Tarsus’ a bu ırmak yoluyla gelmişlerdir.

Tarsus Hıristiyanlığın kurucularından Aziz Paul us’un doğduğu kent olarak da önem taşır. Hristiyanlık tarihi açısından oldukça önemli bir yerleşim olan Tarsus, Berdan ovasından kuzeye doğru engebeli arazi boyunca son yıllarda hızla gelişmektedir. Çok zengin bir tarihi olup, dini inançlar yönünden önemli bir kenttir. Diğer taraftan, ünlü coğrafyacı Strabon M.Ö. I. yüzyılda Tarsus’ ta dil bilginleri, filozof ve yazarların yaşadığını yazar.

Yedinci yüzyıl ortalarında ilk İslâm fetihleri sonucunda İslâm ordusunun Anadolu’ya girmesiyle Bizans-İslâm sınır bölgesi oluştu. 636 yılında Antakya’yı alarak Bizans Anadolu’suna giren İslâm ordusu, birçok Bizans şehrini fethetti. Bunun üzerine Bizans İmparatoru Herakleios İslâm ordusunun Anadolu’da ilerlemesini durdurmak için Antakya, Tarsus, Malatya, Erzurum, şehirlerini İslâm ordusuna bırakarak bir çeşit kalesiz sınır bölgesi haline gelmiş ve bilinçli olarak harap edilmiş tampon bölge oluşturdu. 965 yılında tekrar Bizanslılara geçen Tarsus bu dönemde Antakya Prensliğine bağlandı.1083 yılında Anadolu Selçuklu Devletinin Kurucusu Süleyman Kutalmış tarafından alındı.

1133 yılında ise Ermeni Prenslerinden Leon’ un eline geçti. 1137 yılında Bizans imparatoru Yoannes Komneos, Tarsus’ u geri geri aldıysa da, 1172 – 1173 yıllarında yöre yeniden Ermeni egemenliğine girdi.1300 yılından sonra sırasıyla Memluklar, Ramazanoğulları ile Dulkadiroğluları beyliklerinin yönetimine geçti. 1516 da ise, Yavuz Sultan Selim ile Osmanlı topraklarına katıldı.Tarsus 1571 de Kıbrıs Eyaletine bağlı bir sancak merkezi olduysa da, bir süre sonra Adana eyaleti sınırlarına alındı.

Tarsus Şelalesi1832 de Osmanlı güçlerini yenen Mısırlı İbrahim paşa, Adana ve çevresini ele geçirdi. 1839 da yeniden Osmanlı topraklarına katılan Tarsus, 1867 de Halep vilayeti Adana sancağının 1877 de ise Adana vilayeti Adana sancağının bir kazası oldu. MÖ 5000 yılına dayanan tarihinde görkemli dönemler yaşayan, çeşitli uygarlıklara kent merkezliği yapan, doğulu kervanların uğrak yeri ve ticaret merkezi olan ilçe, bu ticari özelliğini günümüzde de korumaya çalışmaktadır.

Bereketli topraklara sahip olan Çukurova’da her türlü ziraatın yapılması ve sanayinin ham maddesi olan ürünlerin bolluğu, bu bölgede sanayinin gelişmesinde en önemli faktör olmuş. 1800’lü yılların ikinci yarısında, bölge potansiyelinin farkında olan yabancı ülkeler, pamuğun ilk işleme biçimi olan çırçır fabrikalarını faaliyete sokmuştur.  Çırçır  işletmelerinden iplik fabrikasına ilk geçiş,  1887 yılında Mavromati ve Şürekâsı İplik Fabrikası’nın açılmasıyla gerçekleşmiştir. 1920’de bölgede Tarsus Konserve Osmanlı A.Ş. kurulmuş ve Tarsus sanayisi daha da gelişmeye başlamıştır.

Türkiye’de ilk elektrik enerjisi 15 Eylül 1902’de ilçede üretilmiş. Tarsus’un ekonomisinde tarım önemli gelir kaynağıdır. Türkiyenin en verimli toprakları yine Tarsus’tadır. 202.400 hektarlık ilçe toprağının 154.902 hektarı tarım arazisi, 62.786 hektarı orman ve fundalık, 4080 hektarı çayır ve mera, 20.632 hektarı tarım dışı arazidir. Tarım alanlarının büyük bölümünün sulanması, gübrelenmesi ve yeni tekniklerin uygulanması ile toprağın verimi artırılmakta, ürünler iyi değerlendirilmektedir.

Mersin ilinin en verimli ve en geniş tarım arazisi, Tarsus’un ovalık yöresindedir. Bununla beraber iklimin tarıma elverişli olması bu arazilerde her çeşit tarımın yapılmasını sağlamaktadır. Ovalık araziler de, ilkbaharda turfanda sebze ve meyveler, daha sonra sebze, kiraz ve üzüm ekilmektedir. Kış mevsiminde ise papaya, ananas,  portakal,  mandalina  ve  limon meyvelerinden başka kışlık sebzeler de ekilir. Pamuk, susam ve soya gibi yağlı tohumlu bitkilerden tahılların her çeşidine kadar tarla ürünlerinin ekimi bu verimli arazilerde yapılır. Yine Tarsus’ta iyi kalitede Kolombiya kahvesi üretimi denemeleri olumlu sonuç vermiştir.. Tarsus’un bazı köylerinde kurulan sığır iyileştirme istasyonlarında çok verimli Holştayn tipi sığırlar yetiştirilmektedir.

1,341 total views, no views today

Share