Göktürk Göleti Tabiat Parkı İstanbul

 

Trafik çilesi bitmeyen İstanbul’un gürültüsünden sıkıldıysanız size güzel bir önerimiz var. İstanbul’dan fazla uzaklaşmadan temiz hava almak ve çimlere basıp biriken elektriğinizi atmak için,  piknik yapılabilecek yerlerden biri de Göktürk Göleti tabiat parkıdır. Üstelik giriş ücretleri de çok ucuz…

Göktürk Göleti Tabiat Parkı

Güzel olmasına rağmen fazla bilinmeyen bu gölet, kargaşadan kaçanlar için eşsiz bir sığınak. Şehrin içinde oksijene doyacaksınız. Göktürk merkeze oldukça yakın olan mesire yeri, Hasdal Kemerburgaz Yolu’nu kullanıp Göktürk Merkez’e vardıktan sonra İhsaniye Yolu’na saptığınızda karşınıza çıkacak. Bu doğa harikası yerde yürüyüş, koşu ya da piknik yapabilirsiniz. Ailecek güzel vakit geçirebileceğiniz bu yer, İstanbul’da sayılı tabiat güzelliklerinden biridir.

Göktürk Göleti Tabiat Parkı

Fotoğraf makinenizi yanınıza almayı unutmayın lütfen. Martıların, göletin mavisiyle ormanın yeşili arasındaki maceralarını görüntüleyebilirsiniz. Buna karşılık,  göletlerde yüzme ve balık avcılığının yasak olduğunu da belirtmeliyiz. Sadece yürüyüş ve resim çekmekten öte bisikletinizi alıp uzun bir yolculuğa da çıkabilirsiniz, düzgün toprak yolları ve kavşakları sizi güzel bir deneyim sunacaktır, böylece Arkadaşlarınızla beraber doğayla iç içe hızlı bir tur atmış olacaksınız.

Göktürk Göleti Tabiat Parkı

Bitki örtüsü ve yaban hayatı özelliğine sahip, manzara bütünlüğü içinde halkın dinlenme ve eğlenmesine uygun olan tabiat parçaları ‘’Tabiat Parkı’’ olarak tanımlanmaktadır. 2011 yılında ilan edilen Göktürk Göleti Tabiat Parkı, ismini bir bölümü alan içerisinde bulunan Göktürk Göleti’nden almaktadır. Gölet, Karanlıkdere ve kolları tarafından beslenmektedir.

Göktürk Göleti Tabiat Parkı içerisindeki günübirlik kullanım alanlarında piknik için uygun alanlar bulunmaktadır. Manzara seyir imkânı olan Tabiat Parkında yürüyüş, koşu ve bisiklet turu gibi etkinlikler yapılabilmektedir.

Göktürk Göleti Tabiat Parkı

Yaklaşık 56 hektar alana sahip tabiat parkı zengin bir flora ve fauna/hayvan varlığına sahiptir. Alanda hâkim ağaç türü meşe ve gürgendir. Tabiat Parkı’nın barındırdığı ağaç türleri genel olarak Karaçam, Sahil Çamı, Saplı Meşe, Doğu Çınar, Doğu Kızılağacı, Doğu Kayını, Gürgen, Beyaz Çiçekli Dişbudak, Kocayemiş, Süs Eriği, Funda Çalısı, Akdeniz Defnesi, Böğürtlen, Orman sarmaşığı, Altınçanı, Dikenli Mersin olarak gözlemlenmiştir.

Göktürk Göleti Tabiat Parkı

Göktürk Tabiat Parkının hayvan türü çeşitliliğini genel olarak Yaban Domuzu, Kurt, Sincap, Çakal, Tilki, Köstebek ile Saksağan, Serçe, İspinoz gibi kuş türleri oluşturmaktadır.

Güzel ve hoş bir estetik görünümüne sahip bu yerde, doğal yaya yollarında yürüyüş yapabilir, spor ve doğa etkinliklerinden faydalanabilirsiniz.

Göktürk Göleti Tabiat Parkı

2,065 total views, 2 views today

Share

Uzun Kemer-Göktürk Kemerburgaz İstanbul

 

‘’Yaşam Sağlıkla Güzelleşir, sağlık ise sabah yürüyüşleriyle gerçekleşir’’ özdeyişini kendime rehber edindiğim için, kendimi bildim bileli, günde ortalama 5 km tempolu yürümeye çalışırım. Bunun içindir ki, 73 yaşını bitirip 74 yaşına ayak basarken, geriye dönüp baktığımda sağlık problemiyle karşılaşmadığımı görüyorum.

İstanbul Yolu Göktürk

Göktürk Köyü’nde Özgecan Aslan Sağlıklı Yaşam ve Yürüyüş Parkuru hizmete açılmadan önce, İstanbul Caddesi üzerinde, evimden 2,5 km uzaklıktaki Göktürk Kemerburgaz Uzun Kemerlerine kadar tempolu olarak gider gelirdim. Böylece her gün ortalama 5 km yürümenin kolay yolunu bulmuştum. Bulmuştum çünkü İstanbul Caddesi’nin iki tarafı Kemer Country projesi kapsamında yapılan ağacı, yeşili ve çiçekleri bol sitelerle doluydu. Ki bisiklet yolu da vardı caddenin iki tarafında. Her gidişimde de ‘’Uzun Kemer’’ bütün görkemiyle karşıma çıkar, hayranlıkla izler ve fotoğraflarını çekerdim. Araştırınca gördüm ki Mimar Sinan’ın ‘’Kırk Çeşme Suyolu’’ projesinin bir parçasıydı Uzun Kemer ile 3 km güneyindeki Kırık Kemer… Göğsüm kabardı, daha fazla araştırma gereğini duydum.

Su bulunmayan birçok kente su getirmek bu kentlere sanat eseri niteliğinde kemerler kazandırmıştır. Çoğu kemer ve tonoz inşasında oldukça usta olan Romalıların eseridir ve bu kemerlerden günümüze kadar gelmiş olan çok güzel örnekler bulunmaktadır. Kentlere su getirmek için coğrafi koşullar uygunsa taş, kurşun veya pişmiş toprak künklerin birbirine eklenmesi yoluyla yapılan su yoları kullanılmıştır. Fakat arazi koşulları buna uygun değilse bir veya birden fazla katlı su kemerleri inşa edilmiştir. Kilometrelerce uzunlukta suyolları bulunmaktadır. Avrupa’nın birçok yerinde Romalıların inşa ettiği bu mühendislik harikası kemerlere rastlamak mümkündür. Günümüze kadar gelen en güzel örnekler batı Anadolu da ve İstanbul da yer almaktadır.

Su kemeri bir Roma buluşu olduğu kabul edilmekle birlikte daha önce Mezopotamya, Fenike, Suriye, Filistin, Mısır, Peru ve Yunan yarım adasında çeşitli örneklerinin var olduğu havuz ve çeşmeleri besleyen su kanallarının oldukça yaygın görüldüğü bilinmektedir. Babil, Asur ve Mısırda Dicle, Fırat ve Nil ırmaklarının suyunu tarım alanlarına götüren sulama kanalları kullanılmaktaydı. “Roma su kemerlerine benzediği bilinen ilk örnek M.Ö. 691’de Asurluların Niniveye su getirmek amacıyla inşa ettikleri kireç taşından su kemeridir

Kanuni Sultan Süleyman’ın İstanbul’a su getirmek amacıyla Mimar Sinan’a inşa ettirdiği Kırk Çeşme Suyolu projesinin ilk kemeriydi Uzun Kemer… Peki, uzunluğu 55 kilometreyi aşan bu sistem nasıl çalışıyordu?

Kırkçeşme Su Yolu’nun doğu hattından gelen sular Kovuk Kemer’den (Kırık Kemer), batı hattından gelenler ise Uzun Kemer’den geçerek Havz-ı Kebir olarak bilinen Baş Havuza ulaşıyordu. Baş Havuz ’da birleşen iki kol, günümüzde Alibeyköy Baraj Gölü’nün bulunduğu vadiyi Mağlova Kemeri sayesinde aşarak Güzelce Kemer’den geçiyordu. Cebeciköy Deresi’nin sularıyla güçlenen Kırk Çeşme hattı, Balıklı Havuz ve irili ufaklı birçok kemeri aşarak Ayvansaray’daki Eğrikapı’dan İstanbul Suriçi ’ne giriş yapıyordu. Bu noktadan sonra görev İstanbul’un güzelim Klasik Dönem çeşmelerine ve suları çeşmelerden evlere dağıtan sakalara düşüyordu.

Sinan, Roma ve Bizans dönemlerinde kullanılan, büyük ölçüde tahrip olmuş suyollarını izleyerek muhteşem kemerlerini bu hat üzerine inşa etmiştir. 1554 yılında başlayan Kırk Çeşme Suyolu inşaatı 1563 yılında tamamlanmıştır. O dönemde suyun debisini ölçmeye yarayan lülelerden geçen su miktarı ayda 180 bin metreküpe yaklaşmaktadır. Bu rakam diğer su sistemlerinin de eklenmesiyle 650 bin metreküp/aya ulaşmıştır. Dört yüzden fazla yapının, tasarımından yapımına kadar başında duran Mimar Sinan’ın en yüksek bütçeli işi, İstanbul’un su sorununu çözen 50 milyon akçelik bu büyük projedir.

İşletmeye açılmasından yaklaşık bir yıl sonra, büyük bir sel felaketi özellikle Uzun Kemer ve Mağlova Kemeri’ne büyük zarar verir. Sinan 1564 yılında bu iki kemeri onararak bugünkü görünümlerine kavuşturur.

Belgrad Ormanı’ndan İstanbul’a ulaşan bu uzun suyolunun onlarca yapısı arasında beş tanesi var ki boyutları ve güzellikleriyle diğerlerinde ayrılır. Kaynaktan kente doğru sıralayacak olursak: Uzun Kemer, Kırık Kemer, Baş Havuz, Mağlova Kemeri ve Güzelce Kemer.

711 metrelik uzunluğuyla Uzun Kemer, Kırkçeşme sisteminin en heybetli kemeridir. İki katlı olarak inşa edilen kemerin yüksekliği ise 26 metredir. Alt katında 47 kemer üst katında 50 kemer olmak üzere toplamda 97 kemerden oluşmaktadır. Üst gözleri alt gözlere göre daha kısa olarak tasarlanmıştır. Roma dönemi su kemerinin altyapısını kullanılarak inşa edilen kemer ilginç mimari özellikler taşır. Roma ve Bizans dönemlerinin su kemerleriyle Sinan’ın inşa ettiği 16. yüzyıl su kemerlerini cephelerine dikkatli bir şekilde bakarak ayırabilirsiniz. Sinan öncesine tarihlenen su kemerlerinin, temel noktasından tepe noktasına kadar duvar kalınlıkları aynıdır.

Buna iyi bir örnek olarak Unkapanı’ndaki 4. yüzyıla tarihlenen Bozdoğan Kemeri verilmektedir. Mimar Sinan kemerlerin direncini arttırmak için Roma geleneğini değiştirmiştir. Onun su kemerlerinin duvarları temelde geniş başlar, tepe noktasına doğru incelir. Sinan, topografyanın ve eski altyapıların izin verdiği yerlerde bu kuralı uygulamış, aksi hallerde ise su kemerlerinin mansap tarafına, yani suyun aktığı yöne bakan cephelerine eklediği payandalarla su kemerlerini güçlendirmiştir. Göktürk’teki Uzun Kemer gezilecek olursa, Sinan’ın ikinci seçeneği, 1553 yılında gerçekleşen selin kemere verdiği zarardan sonra, ustalıkla kullandığını görülecektir.

Kırk Çeşme Suyolunun beş güzeli olarak bilinen kemerlerden, en güzeli hiç kuşkusuz Mağlova Kemeri’dir. Mimar Sinan bu kemerde olağanüstü bir tasarım gerçekleştirerek eşine rastlanmayan bir esere imzasını atmıştır. Beş anıtsal piramidal ayak, ayakların yükünü hafifletmek için her bir ayağa üçer tane koyduğu hafifletme gözleri, selyaranlar, yaklaşık 17 metrelik açıklıkların geçildiği kemerler… Her biri, Sinan tarafından inanılmaz bir incelikle planlanmış ve hayranlık verici bir ustalıkla uygulanmış.

2,044 total views, no views today

Share

Göktürk Köyü ve Kemer Country İstanbul

 

Göktürk Köyü, 1986’lı yıllarda üzerinde tarım ve hayvancılık yapılan, ortalama 800 nüfuslu bir köydü. Sırtını Hasdal ve Belgrad ormanlarına yaslamış, Mimar Sinan’ın inşa ettiği su kemerleri ile İstanbul’u besleyen su havzalarının ortasında ve tarihi demiryolları güzergâhında yer almakta olan Göktürk; Mecidiyeköy’e 24 km, Eyüp Sultan’a 20 km, Levent 4. Metro durağına 22 km, Eminönü Yeni Cami’ye 27 km ve Üçüncü Havalimanı’na 20 km uzaklıkta olup, mükemmel bir ulaşım ağı vardır.

Uzun Kemerler ve Göktürk

İstanbul’un en eski ve ilk Müslüman köylerinden biri olan Göktürk, Osmanlı döneminde de önemsenen bir yerleşim olmuştur. 1958 yılına kadar adı ‘’Petnehour’’ olan Göktürk Beldesinin ismi, bu tarihte devlet tarafından “Göktürk” olarak değiştirilmiştir. Petnehour ismi Rumca kökenli olup, “Horozluköy” anlamına gelmektedir. Yörenin en yaşlıları bu köyde çok eskilerde bolca horoz çiftliği bulunduğundan bu isim konmuştur. Göktürk Beldesi daha önceki yıllarda köy statüsünde iken 1994 yılında Göktürk Belediyesi olmuştur. 2008 yılında çıkartılan bir yasayla da Göktürk Belediyesi kapatılıp Eyüp’ün Merkez Mahallesi yapılmıştır.

Hasdal ve Belgrad ormanlarıyla çevrili Göktürk’ün yaklaşık 6 km güneydoğusunda Kemerburgaz kasabası bulunmaktadır. Pirgos adıyla bilinen eski bir Rum köyüdür Kemerburgaz. Onun da adı 1958 yılında Pirgos’ tan Kemerburgaz’ dönüşmüştür. Su kaynaklarının bir hayli bol olduğu ve olağanüstü verimli topraklara sahip olan Kemerburgaz’da Rumlar ipek böcekçiliği yapıyorlar, bu sevimli köyde olabildiğince iyi bir hayat yaşıyorlardı. Bu 1924 yılında yaşanan mübadeleye kadar böyle devam etti. Mübadelede, Selanik Karacaova’dan gelen Müslüman halk gemiyle önce Bandırma’ya Rum Kahvesine, oradan da Kemerburgaz’daki bu küçük Rum köyüne gönderildiler.

Kemerburgaz ile Göktürk arasında, evimden 2500 metre uzaklıkta Kemerburgaz Uzun Kemer’i bulunmaktadır. Göktürk beldesinin ambleminde yerini bulan ve sembolleşen 711 metre uzunluğunda ve 25 metre yüksekliğinde 2 katlı tarihi su kemerleri, en uzun kemer olduğundan, adı Kemerburgaz Uzun Kemer olarak bilinmektedir.

Göktürk Beldesinde bulunan su kemerlerinin çok az bir bölümü eski Roma temeli üzerine oturtulmuş olmasına rağmen tümü Osmanlı eseridir. Mimar Sinan tarafından eski temeller üzerine yaptırılan su kemerleri, 1563 yılında sel felaketinden sonra yine Mimar Sinan tarafından tamir edilmiştir.

800 nüfuslu bir tarım ve hayvancılık köyü olan Göktürk’ün talihi 1986 yılında tasarlanan Kemer Country projesiyle baştanbaşa değişmiştir. Hala da değişmektedir. Sırtını Hasdal ve Belgrad ormanlarına yaslamış, Mimar Sinan’ın inşa ettiği su kemerleri ile İstanbul’u besleyen su havzalarının ortasında ve tarihi demiryolları güzergâhında üzerinde hayal edilmiş bir proje olan Kemer Country iki bölüm olarak düşünülmüş. Kemerburgaz-Göktürk rotasında, Uzun kemerleri geçer geçmez, İstanbul Caddesinin her iki tarafında, 2 km boyunca Kemer Country kapsamındaki siteler yer alır. Sağ tarafında Kemerköy ve içindeki müstakil siteler, sol tarafında ise Hisar Okullarına kadar uzanan Kemerboyu Villaları ile Yalı Konakları yer alır.

Kemer Country’nin birinci bölümü olan Kemerköy’ün 1986 yılında projesine, 1989 yılında inşaatına başlanmış. 1200 dönümlük arazi üzerinde yer alan Kemerköy’ün 300 dönümü golf alanı olarak ayrılmış. Geriye kalan 900 dönüm üzerinde dikey ve yatay yapılanmanın birlikte yer aldığı konutlar, yeşil alanlar, göletler ve diğer site ortak parselleri yer almış. Kemer Country projesinin ikinci bölümü olan ‘’Kütük Evler’’ ise 2060 dönümlük arazi üzerinde yer almaktadır.

Hem Kemer Country sakinlerinin hem de İstanbul’un kulübü olan Kemer Country Club; golf, atlı spor, tenis, wellness&fitness, basketbol, yüzme gibi spor olanakları yanında; Dünya mutfağından örnekler sunan yiyecek içecek alanları ve çeşitli etkinliklerle hayatın tüm renklerini sunan benzersiz bir tesis hizmet vermektedir.

Göktürk

Doğası, yaşam konsepti ve dünya standartlarındaki imkânları ile Kemer Country, sadece yaşamak için ideal bir yer olmaktan öte, mutlu ve hayat dolu bir yaşam için de eşsiz bir vahadır. Sayısız kuş türünü barındıran Belgrad Ormanı’nın doğal güzelliği, göller, göletler ve en büyük Türk mimarı Mimar Sinan’ın su kemerleri ile karakterize edilen bu bölge, aynı zamanda seçkin bir topluluğa ev sahipliği yapmaktadır. Kemer Country’de, açık alanlar da yapılar kadar itinayla tasarlanmış olup sayısız ağaçla yeşillenmiş ve düzenlenmiştir. Kemer Country konsepti ilk defa 1986’da oluşturulmuş ve 1992 yılında İtalya Bologna’da düzenlenen A Vision of Europe sergisinde Türkiye’de şehir planlamasına yeni Avrupalı yaklaşımı ilk getiren uygulama olması nedeni ile ödül kazanmıştır.

2,666 total views, no views today

Share

İstanbul-Göktürk Köyü’ne Panoramik Bir Bakış

 

Yüzlerce belde ve şehir tanıttım sitelerimde, ancak yaşadığım mekanları tanıtma fırsatı yaratamadım bir türlü. Yaşadığım iki yerleşim biriminden biri Ankara Yaşam Kent Besa Karina evlerinde, diğeri de İstanbul’da Göktürk Köyü. Resmi adı Eyüp İlçesi’ne bağlı Göktürk merkez Mahallesi olan bu köy yatay gelişen bir yerleşim birimi. Başlangıçta yapılan planlarda 4 kattan daha fazlasına izin verilmemek üzere planlanmış.Kuzey ormanlarıyla çevrili bir yerleşim birimi olup, şu anda nüfusu 80 000’i geçmiş durumda.

Göktürk

1961-63 yılları arasında İstanbul Çapa İlköğretmen Okulu Müzik Seminerinde lise 1 ve 2. sınıflarını okumuştum. Bu nedenle bir İstanbul sevdam vardı. Eşimin de, başta anne ve babası olmak üzere, atalarının bir bölümü İstanbul kökenli olduğundan, O’nun da İstanbul sevdası vardı. Emekliliğimizde ev almayı düşündüğümüz yerdi İstanbul.

Diğer taraftan, Ankara’da 40 yıl dersanelerde yoğun bir tempo ile çalıştıktan sonra, emekli olmak zorunda kalınca doğan boşluk bunalıma girmeme neden oldu. Bir hobi bulmalıydım kendime. Eşimin önerisiyle gezdiğim gördüğüm yerleri yazmalı, boşluktan kurtulmalı ve beynimi yenilemeliydim. Tarihi Yarımada’sı, oteki yaka olarak bilinen Pera’sı ki günümüzün Beyoğlu’su ve hepsinden önemlisi İstanbul Boğazı ile bir mücevherdi yazılarım için İstanbul.

Mimar olan eşim Serap Akıncı uzun araştırmalardan sonra, kesemize ve gönlümüze uygun olarak Göktürk’teki evimizi buldu, cennete çevirdiğim bahçenin fotoğraflarını gönderdi ve benim de onayımı alarak, 2008 yılı Temmuz ayında evimizi satın aldı. O yıllarda oldukça bakir olan Göktürk 9 yılda olağanüstü bir gelişme gösterdi. Göktürk bu günkü ihtişamını Kemer Country projesine borçludur. Bir bakıma Göktürk, Kemer Country’dir.

Kemer Country, 1986 yılında üzerinde tarım ve hayvancılık yapılan, ortalama 800 nüfuslu bir köy olan, sırtını ormana yaslamış, Mimar Sinan’ın inşa ettiği su kemerleri ile İstanbul’u besleyen su havzalarının ortasında ve tarihi demiryolları güzergahında yer alan Göktürk üzerinde hayal edilmiş bir projedir. 1986 yılında projesine, 1989 yılında inşaatına 1. fazdan itibaren başlanmış 1200 dönümlük arazi üzerinde yer alan bu bölümün 300 dönümü golf alanı olarak ayrılmıştır. Geriye kalan 900 dönüm üzerinde dikey ve yatay yapılanmanın birlikte yer aldığı konutlar yeşil alanlar, göletler ve diğer site ortak parselleri bulunmaktadır.

Evlerin iç dizaynı, maksimum alan kullanımını sağlamak üzere tasarlanarak pratiklik ve işlevsellik ön planda tutulmuştur. Dış planda ise, çevre ve doğanın güzelliklerine açılarak güneş ışığının bütünüyle girmesi için tasarlanmış ahşap cumba pencereler; ferah balkonlar ve kuzey rüzgârından korunan verandalar, geleneksel Osmanlı mimarisinden ve Boğaziçi konaklarından ilham alınarak projelendirilmesi, özelliklerinden sadece birkaçıdır. Dekoratif taşları ve ayrıcalıklı yapı malzemelerini ön plana çıkaran dış cepheler, doğal ışık ile oluşan sayısız gölge ve rengi vurgulamak üzere tasarlanmıştır. Kiremit çatılar sadece doğaya karışmakla kalmayıp, çevre ile birlikte yaşlanıp olgunlaşmaktadırlar.

Kemer Country’e bakıldığında yıllar içerisinde kendi kendine gelişmiş bir yapılanma görülebilir. Tüm siteler kendilerine has özelliklere sahip olup, inşa edilen tüm evler farklı, fakat uyumludurlar. 2 bölüm olarak değerlendirilebilecek Kemer Country projesinin ilk bölümü olan Kemerköy, 1200 dönümlük arazi üzerinde, ikinci bölümü olan kütük evler ise 206 hektarlık arazi üzerinde yer almaktadır. Hem Kemer Country sakinlerinin hem de İstanbul’un kulübü olan Kemer Country Club golf, atlı spor, tenis, wellness&fitness, basketbol, yüzme gibi spor olanakları yanında; Dünya mutfağından örnekler sunan yiyecek içecek alanları ve çeşitli etkinliklerle hayatın tüm renklerini sunan benzersiz bir tesis olarak Kemer Country projesi içinde hizmet vermektedir.

1,365 total views, no views today

Share

Kırkkaşık Bedesteni-Tarsus

 

Mersin’in tarih kokan ilçesi Tarsus ilçesinin merkezinde yer alan Kırkkaşık Bedesteni, Ulu Caminin hemen yanında yer almaktadır. Cami-i kebir, orta cami ve büyük cami olarak da adlandırılan ulu camilerin; halkın cuma ve bayram namazını kıldığı tek merkezler olmasının yanı sıra etraflarında bulundurdukları medrese, türbe, hastane, aşhane, mektep, kütüphane, çarşı, hamam ve çeşmeleriyle alışveriş merkezlerinin en eski örnekleri arasında bulunmaktadırlar.

Tarsus

Diğer taraftan Bedestenler de, zamanlarında önemli birer iktisadi kuruluştu. O devirde, günümüzdeki banka ve borsaların görevini de görürdü. Farsça’dan gelen ve aslında “Bedestan” olan bu kelime değerli, kıymetli kumaşlar, mücevherler ve buna benzer eşyanın satımına mahsus üstü kapalı, korunaklı çarşıların bütününe verilen ad olarak tanımlanıyor. Osmanlıda, kumaş, mücevher ve çeşitli kıymetli eşyaların alım satımının yapıldığı, eşit büyüklükte kubbelerle örtülü, bir çeşit kapalı çarşı olup bu yapıların ilk örneklerine 13. yüzyıl başlarında Anadolu’da rastlanmıştır.

Anadolu’da bilinen ve bugün hala kullanımda olan en eski Bedesten Kahramanmaraş’tadır. Kırkkaşık Bedesteni, Ramazanoğulları Beyliği döneminde yapılan bedesten Piri Paşa’nın oğlu İbrahim Bey tarafından 1579’da yaptırılmıştır. Ramazanoğulları Beyliği, Oğuzlar’ın Yüreğir boyuna mensup olan Ramazan Beyin kurduğu beyliktir. 1383 yılına kadar Elbistan’ı, Elbistan’ın Dulkadiroğulları’na geçmesi ile de Adana’yı merkez yapmıştır.

Ramazanoğulları Beyliği, 1352’den 1608’e kadar 256 yıl hüküm sürmekle beraber, son 92 yılı tam bir Osmanlı hâkimiyetinde geçmiştir. Hanedanın üyeleri, Osmanlı sancakbeyi olarak görev yapmışlardır. Osmanlı sancakbeyi olup daha sonra da paşalık rütbesine yükseltilerek Halep ve Şam beyler beyliklerinde bulunan Pîrî Paşa ve oğlu İbrahim Bey Tarsus ve Adana’da cami, medrese, han ve hamam olmak üzere birçok hayır eserleri yaptırmıştır.

Ramazanoğulları zamanında Çukurova, hac yolunun geçtiği önemli bir bölge haline gelmişti. Osmanlı Devletinin yükselişiyle birlikte bu yolun önemi daha da artmıştır. Bu durumun, bölgenin ekonomik hayatına önemli ölçüde etki ettiği anlaşılmaktadır. İlk zamanlarda Aşevi ve medrese olarak kullanılan Kırkkaşık Bedesteni, cumhuriyetten sonra kapalı çarşı olarak yaşamına devam etmiştir. Eskiden Beyaz Çarşı olarak bilinen bedesten, dikdörtgen bir plana sahiptir.

Dış cephelerde yer alan kaşık süslemelerinden dolayı bedesten ismini almıştır. 21 odası ve 7 kubbesi vardır. Tarsus Belediye’si tarafından 2004 yılında restore edilmiştir. 2005 yılında ise “Proje Yarışma Ödülü” almıştır. 2006 yılından itibaren ise bedestenin dükkânları kiralanmıştır. 2007 yılında ise faaliyete geçmiştir. Bedesten içerisinde dükkân, büro, seramikçi, ahşap, dokuma ve yiyecek-içecek dükkânları yer almaktadır.

1,468 total views, 2 views today

Share

Ulu Camii-Tarsus

 

Anadolu’da birçok il ve ilçenin merkezinde Ulu Cami vardır. Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Beylikler döneminde Anadolu’nun dört bir köşesinde sultanların insanlara güven vermek, dini vecibelerini yerine getirmelerine yardımcı olmak, komşularına mali ve askeri güçleri ile kültürel ve mimari zenginliklerini göstermek amacıyla inşa edilmişlerdir.Bulundukları kentin, genellikle, en büyük camisi olma özelliğini hala koruyan bu camilerin büyük çoğunluğu ibadete açıktır. Çok az bir kısmı, sonradan yapılan daha büyük camilerden dolayı, en büyük cami olma özelliğini kaybetmiştir. Söz konusu camilerin bir kısmı da deprem ya da yangınlar nedeniyle yıkılmıştır.

Tarsus

1243 Kösedağ Savaşı’nda Moğollara yenilen Selçuklular eski gücünü kaybetmiş, Anadolu’ya yayılmış olan beylikler bağımsız kalmışlar. Müstakil kalan beylikler de güçlerini artırmak ve varlıklarını çevredeki diğer beyliklere göstermek için, büyük bir yarışa girişmişlerdir. Bu yarış Türk mimarisine de canlılık getirmiş ve önemli anıtsal eserlerin ortaya çıkmasına neden  olmuştur. Böylece 13. yüzyıldan başlayarak 15. yüzyılın sonuna kadar devam eden Beylikler Dönemi, sanat tarihi açısından Selçuklu mimarî özelliklerini yenilemişlerdir.

Beylikler Dönemi Mimarisi denen yeni bir mimari tarz ortaya  çıkmıştır. Cami-i kebir olarak da adlandırılan Ulu Cami­ler, inşa edildiği be­l­dede yaşayan halkın cuma ve bayram namazını bir arada kılmasına imkân verecek şekilde tasarlandığından, yapıldığı dönemin şartlarına göre olabildiğince büyük inşa edilmiştir. Cuma namazı, kendi yurdunda yaşayan, hür her Müslüman erkeğe farz olduğu gibi, beyler de idare ettikleri bölgenin hür olduğunun bir ifadesi olarak Ulu Camiler yaptırmışlardır. Cami-i kebir, orta cami ve büyük cami olarak da adlandırılan ulu camilerin halkın cuma ve bayram namazını kıldığı tek merkezler olmasının yanı sıra etraflarında bulundurdukları medrese, türbe, hastane, aşhane, mektep, kütüphane, çarşı, hamam ve çeşmeleriyle alışveriş merkezlerinin en eski örnekleri arasında bulunmaktadırlar.

Tarsus

Çocukluğumun bir bölümünün geçtiği Mersin’in Tarsus İlçesi; başta   Cleopatra Kapısı, Aziz Pavlus Kilisesi, camileri, bedestenleri, hamamları gibi tarih kokan mekânlarının yanı sıra Tarsus Şelalesi de ilgimi çekmiştir. Hristiyanlık tarihi açısından oldukça önemli bir yerleşim yeri olan Tarsus, dini inançlar yönünden de önemli bir kenttir. Yeni Ahit’in yazarlarından biri olan Aziz Pavlus ya da St. Paulus da Tarsus doğumludur. Bu nedenle Hristiyanlarca hac yeri olarak kabul edilmektedir.  

Kudüs’teki  Kıyamet Kilisesinden sonraki en kutsal kilise olan St. Paulus Kilisesi ve St. Paul kuyusu Tarsus’ta önemli inanç turizmi merkezleridir. Bunların yanı sıra dünyanın ilk kanalizasyonlu Tarihi Roma hamamı ve Roma yolu da Tarsus’tadır.  Kleopatra Kapısı şehrin en eski kalıntıları arasındadır. Şelalesi ve özellikle Tarsus Barajı gezip görülesi yerlerden olup, turizm açısından mükemmel bir tarihe ve de doğal güzelliklere sahiptir.

Tarsus

Bu güzellikler içerisinde yer alan bir başka inanç mabedi de Tarsus Ulu Camisi’dir. İnternetten edindiğim bilgilere göre, Cami-i Nur adıyla anılan ve bulunduğu semte de adını veren bu cami, Tarsus merkezinde yer alan Türk-İslam sanatının önde gelen eserlerinden biridir. Tarsus, 1514 yılında kısmen, 1608 yılında tam anlamıyla Osmanlı Devleti yönetimine girmiş olan Ramazanoğulları Beyliği bünyesinde kalmıştır. Ulu Camii, 1579 yılında Piri Paşanın oğlu İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır.

Selçuk-Osmanlı üslubunda tek şerefeli minaresi olan cami, Sen Piyer Kilisesi kalıntılarının üstüne yapılmıştır. Yapıda tümüyle kesme taş kullanılmıştır. Camiye kuzey yönündeki anıtsal kapıdan girilir. Bu anıtsal kapı Memlük mimarı özelliklerini taşıyan siyah beyaz mermerlerle süslüdür.  47m.X13 m. boyutlarında dikdörtgen plana sahip olan caminin iç avlusu 10 metre yüksekliğinde, 7.20 metre genişliğe sahiptir.  Dışında ise doğu, kuzey ve batı bölümlerini kapsayan 14 mermer sütunun taşıdığı revakları vardır.

 Avlu taş levhalarla kaplı olup, ortada Hicri 1323 tarihli onarım kitabesi bulunan bir şadırvanı mevcuttur. Son cemaat yeri, doğu-batı doğrultusunda 14 adet baklava dilimli sütunların taşıdığı orijinal kiremitlerle örtülü 16 kubbeden revaklı ve 5 kapılı avlu yer alır. Caminin iç mekân sütunları “İran Kemeri” adı verilen yarı sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Caminin minber, mihrap ve müezzin mahfili mermerden yapılmıştır. Caminin doğu bölümünde ayrı mekânda Hazreti Şit ve Lokman peygamberlerin makamları ve Abbasi Halifesi olan ve Pozantı’da 833 yılında ölen Me’mun’un kabri bulunmaktadır. Tarsus Ulu Camisi, Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 01.11.1990 gün ve 696 sayılı kararı ile tescil edilerek korumaya alınmıştır.

1,192 total views, no views today

Share