Madrid Şaheserleri Turu

4 Nisan 2008 Cuma, Madrid…

Bugün Madrid Şaheserleri turuna katılacağız. Madrid’de ikinci günümüz Kişi başına 30 Euro ödediğimiz bu turda Madrid’in mutlaka görülmesi gereken yerlerini ziyaret edeceğiz. Rehberimiz Kağan’ın uyarısıyla erken kalktık…

Otelimizdeki mükemmel bir kahvaltıdan sonra tur otobüsünde yerimizi aldık. Yarım saatlik bir yolculuktan sonra turumuza Madrid’in en önemli, en büyük, en geniş ve en uzun bulvarının, Paseo de la Kastillana Bulvarının güney ucunda bulunan Plaza de Kastillana (Kastillana Meydanı) dan başladık. Meydanın kuzeyinde Modern Madrid siluetini tanımlayan ve Avrupa kapısı olarak adlandırılan ikonik yapılar,  ikiz kuleler bulunuyordu. Avrupa Kapısı (Puerto de Europe) olarak tanımlanan ikiz kulelerin yüksekliği 114 metreymiş. Kulelerdeki eğim %15 olup, Amerikalı mimarlar tarafından tasarlanmış. Yapımına 1989 yılında başlanmış ve 1996 yılında bitirilmiş. Google haritalarda Kio Kuleleri olarak verilmiş. Hemen fotoğraf makinesine sarılıyor ve eşimin ikiz kuleler önünde fotoğrafını çekerek, ölümsüzler arasına sokuyorum.

Paseo sözcüğü, seyir ve eğlence anlamında kullanılıyormuş. Paseo de la Kastillana Bulvarı, gerçekten de seyirlik ve eğlenceli bir bulvar olmanın yanı sıra çok sayıda anıt ve tarihi eserle birlikte, heykel gruplarına da bulunduğu bir bulvar. Hatta rehberimiz Kağan, Salvador Dali ve Picasso’nun oturup, sohbet ettiği kafeterya ve restoranların da bulvar üzerinde bulunduğunu söylüyor. Bizdeki, Ankara’daki Atatürk Bulvarı biraz benziyor, ancak Kastillana Bulvarına göre oldukça küçük kalıyor.

Kastillana Meydanında fotoğraflarımızı çektikten sonra sonra, otobüsümüze binerek; Kastillana Bulvarı üzerinde bulunan Real Madrid’in ünlü stadı Estadio Santiago Bernabeo’yu görmek üzere harekete geçiyoruz. Rehberimizin verdiği bilgilere göre stadyum 1947 yılında yapılmış. Stadyumun ev sahibi takımı Real Madrid olup, İsmi efsane başkan Santiago Bernabeu Yeste’den gelmektedir. Stat yapıldığından beri, Real Madrid maçlarının yanı sıra, çok önemli uluslararası turnuvalara ve final maçlarına ev sahipliği yapmıştır. Metro bağlantısı mevcut olan stat Madrid’in iş ve ticaret bölgelerinden birinde bulunmaktadır. Stat kapasitesi değişkenlik göstermektedir. İlk yapıldığında 70.000 kapasiteli olan stadyum, 1953’te kapasitesi 120.000’e ulaşmıştır. Sonraki yıllarda Stadın yenilenme çalışmaları esnasında kapasitesi azaltılmıştır. Bunun nedeni UEFA standartlarındaki statların tamamen koltuklu olmasıdır. Kapasite 80 000’e düşmüştür.

Estadio Santiago Bernabeo Stadyumu (Google Earth)

Stadı gezecek zamanımız yok. Çevresini dolaşıp, fotoğraflar çekildikten sonra, yine bulvar üzerinde bulunan Plaza de Colon (Kolomb Meydanı) a gidiliyor. Meydanda ünlü kâşif Cristof Kolomb ‘un anıt heykeli bulunuyor. Ünlü kâşif Cristof Kolomb, Amerika kıtasının bulunmasına ve Avrupa’ya açılmasına öncülük etmiş. Amerika’nın keşfine yol açan böyle bir yolculuk için büyük bir gemi, yeterince tayfa, yiyecek ve paraya ihtiyaç vardı. Diyor rehberimiz. Portekiz ve İngiltere krallıklarına yapılan yardım başvuruları kabul görmemiş. Başlangıçta İspanya da başvuruyu kabul etmemişti. Kraliçe İsabella Aragon Kralı II. Ferdinand ile evlenip, Büyük İspanya İmparatorluğu kurulduktan sonradır ki dünyaya açılıp, yeni koloniler kurma girişimleri üzerine Cristof Kolomb akla gelmiş.

Sonunda ilk başvurudan yedi yıl sonra, 1492’de, İspanya kraliçesi Isabella, Kolomb’a yardım edeceğini bildirerek ona amiral ünvanıyla birlikte tüm istediklerini vermiş. Böyle bir yolculuğu tasarlayan ilk insan Kolomb değildi, ne var ki, o zamanki gemilerin küçüklüğü ve yeterli donanıma sahip olmayışı yüzünden böylesine uzun ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmayı kimse göze alamıyordu. İspanya yeterli donanıma sahip gemi ve mürettebat verince yolculuk başladı. Kolomb ‘un amacı doğudaki baharat ve ipek gibi değerli malların batıya getirilebileceği güvenli bir ticaret yolu bulmaktı.

Kristof Kolomb Meydanı (Google Earth)

12 Ekim1492’de Bahama adalarından birine çıktığında da bu düşüncesini gerçekleştirmiş olduğunu sandı. Amerika kıtasını bulan Cristof Kolomb, yepyeni bir kıta keşfettiğinin farkına varamamıştı. 1492’de Atlantik Okyanusu’nu aşarak Kuzey Amerika’ya ulaşan ilk Avrupalıdır. Bu yolculuğunu İspanyol bayrağı altında yapmıştır.

Bir taraftan rehberimizin verdiği tarihi bilgileri dinlerken, diğer taraftan da Kolomb Meydanında, Cristof Kolomb anıtının fotoğraflarını çekiyoruz.

Rehberimizin uyarısıyla otobüste yerlerimizi alarak Kastillana Bulvarının devamı olan Roceletos Bulvarına yöneliyoruz. Bir süre sonra Kibele Meydanına ulaşıyoruz. Meydanın ortasında ise, Tanrıça Kibele’sin heykeli bulunuyor. Kibele, bilindiği gibi Eros ’un annesi, bereket tanrıçasıdır. Bu heykel Madrid şehrinin en sevilen sembollerinden biridir. Anıtta, Bereket Tanrıçası Kybele iki aslan tarafından çekilen arabada otururken tasvir edilmişt. Fotoğraf makinesine sarılarak,  eşimin fotoğrafını çekiyor ve ölümsüzler arasına katılmasına katkıda bulunuyorum.

Eşimin arkasında; solda Kibele çeşmesi ve tahtında oturan ”Ana Kraliçe ”ile arabayı çeken aslanlar, çeşmenin sağında ise telekomünikasyon binası görülüyor. Telekomünikasyon binası ile Kibele çeşmesinin ” İspanyol sermayesinin en önemli sembollerinden biri olduğu ifade ediliyor meydanla ilgili yazılarda. Kibele ile ilgili olarak, tarih kitaplarında; kuzey ülkelerinde, Akdeniz çevresinde, Anadolu ‘da, Asya’da ve birçok uygarlıkta, değişik adlarla anılan bir Ana Tanrıçadan söz edilir.

Ana tanrıça; heykellerinin bir bölümünde doğum yaparken görülür, böylelikle dişiliği ve üremeyi temsil eder. Bazı heykellerinde de oturur ya da ayakta iken, yanında iki leopar bulunur. Madrid Kibele meydanındaki heykelinde ise, aslanların çektiği bir arabada, tahtta otururken görülmektedir. Ana Tanrıça Kibele’nin kutsal hayvanları olan leopar ve aslanların her zaman yanında yer alması, ”Hayvanların kraliçesi olduğunu ve hayvanlar üzerindeki sınırsız hâkimiyetini anlatır.

Kibele Meydanı da gezildikten sonra Madrid’in en büyük ve en popüler meydanlarının başında gelen İspanya Meydanı (Plaza Espana)’na hareket ediyoruz. Önceki yıllarda, İspanya İç savaşında, ordu tarafından karargâh olarak da kullanılmış olan bu meydan şimdilerde en dikkat çekici yerdir. Cervantes, Donkişot ve Sança Panço heykel gurubunun olduğu alandır. Meydandaki anıt heykel kompleksinin üstünde Cervantes, oturmuş olarak betimlenmiştir. Altında ise, onun hayal kahramanları Don Kişot ve yardımcısı Sancho Panza heykelleri görülüyor.

Hemen ön taraflarında, küçük bir havuz, arka tarafta ise oldukça büyük ikinci bir havuz var.Anıtın bulunduğu yer ise, oldukça büyük ve asırlık ağaçların bulunduğu bir park. Genellikle, birçok parkta, devlet adamlarının heykelleri bulunurken, bu parkta, Cervantes ve hayal kahramanlarının heykelleri görülüyor ve şehrin ziyaretçileri tarafından ilgi çekiyor.

İspanyol edebiyatından edindiğimiz bilgilere göre; İspanya’nın Le Mancha bölgesinde yaşayan Alonso Quijano, okuduğu romantik çağ şövalyelerinin romanslarından etkilenerek, bu müessesenin yeniden canlandırılması için yola çıkar.Ancak, ideali ile kendi gerçekliği arasındaki görüntüsel uçurum bile komiktir. Kafasında bir tas, elinde bir sopa, üzerinde paslı bir zırh ve cılız atı ile o, bir şövalye karikatürüdür. Maceralarını adamak için seçtiği güzel, yakınlarındaki bir köylü kızıdır. Önemsizdir bütün bu ayrıntılar. Her şey Don Kişot adını alan Alonso’nun kafasında olup bitmektedir zaten. Gördüğü nesneleri büyü nedeniyle asıllarından farklılaştığına inanınca mesele de kalmaz. Şövalyelik töreni bir şato olarak varsaydığı köhne bir handa yapılır. Dönüş yolunda -bol vaatle kandırdığı- Sancho ile karşılaşınca ekip tamamlanır. Bundan böyle maceralar, yel değirmenlerine, koyun güden çobanlara, makinelere, şarap tulumlarına saldırılar başlayacaktır. Bölümün sonunda, akrabaları ve köyün papazı tarafından kandırılarak evine -biraz da zorla- getirilir.

İspanya Meydanı da gezildikten sonra Madrid Şaheserleri turu sona eriyor. Rehberimiz tarafından serbest bırakılıyoruz. İsteyenlere yardımcı olacağını da söylüyor. Eşimle ben gruptan ayrılarak gezmenin daha rahat olacağını düşünüyor ve Gran Via Caddesine girerek Madrid’i bir başka yüzüyle tanımaya çalışıyoruz.

984 total views, 2 views today

Share

Madrid’e Panoramik Bir bakış

 

Madrid, 3 Nisan 2008 Perşembe

Şaka gibi…49 Euro karşılığında, 3 gece 4 gündüz tur programı ile Madrid’teyiz. Eşim tur programı ve ücretini söylediğinde şaka yapıyor sandım. Şaka değilmiş. Gerçekleşti… Kappa Turun Özendirme, diğer adıyla promosyon turlarından biriymiş bu düzenleme. Her neyse gerçekleşmesine çok sevindim.

Madridliler şehirlerini tanımlarken, Madrid’den sonra görülebilecek en güzel yerin cennet olduğunu belirtmek için, “Madrid’den sonra cennete” diyorlar. Madridliler biraz abartmış olsalar da şehir kendine has tadıyla ziyaretçileri büyüsü altına alıyor.  Yılda 65-70 milyon ziyaretçisi bunun en büyük kanıt Madrid’in en önemli nirengi noktalarından biri Plaza de Cibeles olarak bilinen Kibele Meydanıdır.

Madrit İspanya

Cibeles ismi bize oldukça tanıdık bir isim. Meydana ismini veren ve meydanın tam ortasındaki aslanların çektiği arabalı heykel, Yunan mitolojisindeki Cibeles, yani bildiğimiz ismiyle “Bereket Tanrıçası Kibele” dir. Meydanın ortasındaki Cibeles çeşmesinin yapım tarihi ise 1782 olarak belirtilmiş. Madrid’in ana noktalarından biri olan Cibeles Meydanı‘nın en önemli özelliğinin çevresinde bulunan harika mimari eserlerdir. Meydanın çevresinde göreceğiniz saray benzeri büyük beyaz bina Palacio de Cibeles’tir. Bu anıtsal bina son yıllara kadar Madrid merkez postanesi olarak kullanılmış. Yenilenmeden sonra belediye binası olarak hizmet vermeye başlamış.

Madrid Belediye Sarayı

Meydana bakan harika mimari eserlerden biri de ünlü Banco de Espana binasıdır. İyi bir başlangıç noktası olarak seçilen Kibele Meydanı iki önemli ulaşım aksının birleştiği yerdedir. Kuzey-güney aksını Kastillana ve Prado Bulvarları oluşturur. Her ikisi de keyif bulvarlarıdır. Meydandan kuzeye doğru harekete geçilirse, Paseo de Recoletos’in bitim noktasında Plaza de Colon karşımıza çıkar.

Sonra Paseo de la Castellano devam eder. Plaza de Castillano’ya ulaşıncaya kadar ünlü Estadio Santiago Bernabeu stadının yanı sıra her iki yanında tarihi binalar, müzeler ve keyif mekânları kendini gösterir. Bitiminde de Puerta Europa olarak bilinen İkiz Kuleler sizi karşılar. Toplam 5 500 metre yürümeniz gerekmiştir. Kibele Meydanından güneye yönelirseniz, diğer bir keyif bulvarı olan 1 500 metre uzunluğundaki Passeo del Prado ile bitim noktasında Madrid tren istasyonu karşınıza çıkar.

Prado Bulvarının doğusunda Prado Müzesi ile Kraliyet Parkı olarak da bilinen Retiro Park bulunmaktadır. 350 hektarlık bir alana yayılmış olan Retiro Park içinde 20 dönümlük bir alanı olan Kraliyet Botanik Bahçesi yer almaktadır. Dünyanın en büyük botanik bahçelerinden biri olarak biliniyor. Bahçede; yaklaşık 30 000 çeşit bitki ve çiçek çeşidiyle 1 500 ağaç çeşidinin varlığı biliniyor. Flora ve beş ayrı kıtadan gelen ağaçlar, özel bir plan ve peyzaj uygulamasıyla, teraslara yerleştirilmiş. Bitki örtüsünün zenginliği ile kaplı alanlar, kuş seslerinin huzurunu yaşayacağınız ve şehir gürültüsünün hissedilmediği yürüyüş yollarının uzayıp gittiği enfes koca bir alan burası.

Madrit İspanya

Retiro Park içerisinde kayıklarla gezebileceğiniz kocaman bir gölet her bir yerde dinlenme alanları ile seyir terasları ve dinlenip zaman geçireceğiniz kafeler bulunuyor. Bütün bunlar Madrid’in ortasında Retiro Parkı adeta bir ruhsal yenilenme alanı haline getirmiş. 19. yüzyıl sonlarına kadar İspanyol Kraliyet ailesine ait olan bahçelerin halka açılmasıyla yeni haline bürünen park günümüzde 1,4 kilometrekarelik bir alan kaplıyor. Büyük şehir kültürünün ne olduğunu ve krallıklar yaşamış bir ülkenin büyük şehirlerine ne gibi miraslar bıraktığını ve buna nasıl sahip çıkıldığını Madrid’de gayet net bir şekilde görebiliyorsunuz.

Madrit İspanya

Madrid Tren istasyonu da Avrupa’nın en meşhur botanik bahçelerinden biridir. Madrid tren istasyonunun geniş alanı aynı zamanda botanik bahçesi, arka kısmı hızlı tren istasyonu… Kibele Meydanının doğu-batı ekseninde de Calle de Alcala olarak biline Alkala Caddesi yer almaktadır. Doğu bölümünde Plaza de la Independencia meydanında ve Puerta de Alcala anıtı yer alır. Neoklasik tarzdaki anıt Retiro Bahçelerinin giriş kapısı olarak biliniyor. Kurtuluş Kapısı olarak da bilinen anıtsal Kapı, 16. Yüzyılda Kral Charles III tarafından yaptırılmış.

Tekrar Kibele Meydanına döner ve Alkala Caddesi üzerinde batıya doğru yaklaşık 400 metre yürürseniz, Madrid’in sembollerinden biri olan Metropolis anıtsal yapısı karşınıza çıkar. Mimarları Jules ve Raymond Fevrier binaya geçmiş yüzyıllar havası yaratmayı amaçlayan Fransız Beaux-Arts tarzını uygulamışlar. İnşaatın bittiği 1910 yılında olağan dışı bir yapı olarak görüldü. Sade zemin üzerinde, kubbeli ilk iki kat sütunlarla çevrili olan Korint bir destek çifte saçakları alegorik 4 heykeli ile kaide ticaret, tarım, sanayi ve madencilik sektörü temsil edilmektedir. Üzerindeki yuvarlak kule 24 ayar altın 30 000 yaprak ile kaplanmış. Metropolis ’in bulunduğu yerde cadde ikiye bölünür. Kuzey-batıya yönelen cadde, Madrid’in en ünlü caddesi Calle Gran Via olup, yaklaşık 1 500 metre keyifli bir yolculuktan sonra sizi ünlü İspanya Meydanına ulaştırır.

Madrid Şaheserleri Turu

Mağazalar, oteller, bankalar, restoranlar, barlar, sinemalar ve tiyatroların bulunduğu bu cadde şehrin en önemli ticaret bölgelerinden biri olup, bitiminde Cervantes, Donkişot ve Sança Panço heykel gurubunun olduğu alan ile gezginlerini taçlandırır. Metropolis anıtsal binasından güney-doğuya devam eden cadde Alkala Caddesinin devamıdır. Yaklaşık 650 metre sonra sizi Güneşin Kapısı olarak tanımlanan Puerta del Sol’a götürür. Madrid gezilecek yerler nereler diye sorduğunuzda size ilk olarak tarif edecekleri yerlerden biri Madrid’in kalbi sayılan Sol Meydanı olacaktır. Sol Meydanı tam anlamıyla yaşayan bir meydan. Sol Meydanı turistik kalabalıkların da en fazla ilgi gösterdiği yerlerden biri. Ancak Sol meydanının sadece turistik değil Madridlilerin de uğrak noktalarından biri olduğunu söylemişti rehberimiz. Sol meydanı Madrid gezisinin olmazsa olmazlarından biri. Madrid’in gezilecek yerlerinin başında meydanlar geliyor. Madrid meydanlarını korumuş. Onları sergilemeyi seven bir şehir… Güneşin Kapısı da sergilenen meydanlardan biridir. Ortaçağda Madrid’i çevreleyen surların güneye açılan kapısı da aynı ismi taşıyordu. Kapının üzerinde bu ismi simgeleyen parlayan bir güneş figürü vardı. Bugünkü meydan surlar yıkıldıktan sonra, bu tarihi kapıya atıfta bulunarak, yarım daire ve parlayan bir güneş biçiminde tasarlanmış.

Meydandan Gran Via’ya doğru çıkan sokaklar bu güneşin ışınlarını simgelemektedir. Bugünkü halini 18. Yüzyılda alan meydanın etrafı 18. ve 19. Yüzyıllardan kalma binalarla çevrilidir. Madrid’in diğer bir önemli simgesi de, Puerta del Sol’da kocayemiş ağacına tırmanıp yabani çilek yiyen ayı figürüdür. Bu simge Madrid’in tarihteki flora ve faunasına gönderme yapmaktadır. Meydanın Alcala Caddesi yakınındaki şehrin sembollerinden biri olan ünlü Ayı ve Kocayemiş Ağacı Heykeli, her turistin önünde fotoğraf çektirdiği Madrid’in birincil sembolüdür. Puerta del Sol aynı zamanda tarihsel olarak İspanya’nın sıfır noktası sayılır. Meydan 18. Yüzyıl’da Madrid’in En İyi Belediye Başkanı Unvanını taşıyan III. Carlos tarafından inşa ettirilmiştir. Meydanın ortasında III. Carlos’un bir Heykeli bulunmaktadır.

Madrit İspanya

Sol Meydanında (Puerta del Sol) geçirdiğiniz zamandan sonra yürüyerek ulaşabileceğiniz bir meydan daha var yakınlarda. Yaklaşık 600 metre daha güney-batıya giderseniz Plaza Mayor’a ulaşırsınız. Madrid’e gidenlerin mutlaka görmek isteyecekleri ya da rehberlerinin göstermek isteyecekleri meydanlardan birisidir Mayor. Plaza Mayor, Ortaçağda, site surlarının hemen dışında düşünülen bir pazar yeriymiş. Kral Philip II döneminde, 1560 yıllarında yapımına başlanmış, Philip III döneminde, 1617 yılında tamamlanmış.120 metre uzunluğunda, 90 metre genişliğinde dikdörtgen şeklinde bir alan ortaya çıkmış. Eski Madrid’in, yani Orta Çağlardan kalan yapıların yer aldığı bölümün ortasındaki Plaza Mayor, sütunlarla bezeli antik binalarla çevrili bir alan. Ünlü Engizisyon Mahkemeleri bu meydanda yapılırmış. Bu mahkemelerde temize çıkmak pek mümkün olmadığı için, suçlananların hemen hepsi yine burada yakılarak idam edilirlermiş.

Madrit İspanya

Plaza Mayor, sokak sanatçıları ya da taştan heykeller gibi duran sokak girişimcileriyle de ünlü meydanlardan biri. Önlerine koydukları kaplara para atıldığında, hareketleniyor ve büründükleri kılıkların özelliklerine göre, hünerlerini sergiliyorlar. İspanya’nın büyük şehirlerinin meydanlarında sanatlarını halka sunan birçok sokak sanatçısı halktan büyük ilgi görüyor. Özellikle başkent Madrid’de sayıları her geçen gün artan sokak sanatçıları çalışmalarında yaratıcılık sınırlarını zorlarken, krizden dolayı meydanları dolduran yeni sanatçılar da halkın daha çok ilgisini çekebilmek ve kendilerine yer edinebilmek için rekabeti artırıyor. Meydanda çeşitli akrobatik gösteriler yapan gruplar, oldukça yaratıcı işler çıkaran heykel adamlar ve fotoğraf çektirerek turistlerden para kazanmaya çalışan ortalıkta kostümle dolaşan bin bir çeşit film-masal kahramanları ve elbette sokak müzisyenleri Sol meydanında sürekli rastlayabileceğiniz görüntüler.

Madrit İspanya

Başta pantomim olmak üzere resim ve müzik gibi sanat dallarında gösteriler sergileyen sokak sanatçıları, ünlü film ve roman kahramanlarını da gösterilerinde kullanıyor. Sanatçılar zaman zaman da fizik kurallarını zorlayacak nitelikte ilginç gösteriler sergiliyorlar.  Sokak sanatçılarının kimisinin gösterileri, kostümler ve kullanılan diğer malzemelerle bazen aylar süren, uzun uğraş gerektiren çalışmalar sonucu hazırlanıyor. Sanatçılar, gösteri öncesinde makyaj ve kıyafet gibi hazırlıklar için kimi zaman saatler harcıyor. Sokak sanatçılarıyla bir hayli fotoğraf çektirdik. Şimdi, Mayor Meydanından Puerta del Sol’a geri dönerek Calle del Arsenal’e giriş yapmalıyız…

Madrit İspanya

Yapmalıyız çünkü Arsenal Caddesi baştanbaşa yaya ve bisiklet yolu olarak düzenlenmiş. Motorlu taşıt trafiğine kapalı… Tertemiz, gerçekten de güneş ışınlarından biri gibi parlıyor. Puerta del Sol Meydanı’ndan çıkan 10 caddeden biri olduğu gibi Madrid’in en işlek caddelerinden biridir. Arenal Caddesi’nden yürüdüğünüzde Opera Meydanı’na ve devamındaki Kraliyet Sarayı’na ulaşırsınız. Saray artık müze ve Kraliyetin protokol toplantılarında da kullanılıyormuş. İspanya’nın bu bölümünü 8. yüzyıldan 12. yüzyıla kadar Hristiyanların yaşadığı bölgeymiş. Daha sonraları zengin sakinler için bir yerleşim alanı olmuş. Arenal’de de bir hayli sokak sanatçısı var. Calle de Arenal üzerinde bulunan kilisenin ön tarafındaki sokak sanatçıları dikkatimizi çekiyor. Klasik müzik eserlerini çalıyorlar. Önlerine 1 Euro bırakıyor ve çekinerek fotoğraflarını çekiyoruz. Devam ediyoruz.  Cadde üzerinde hediyeler ve hediyelik eşyalar da dâhil olmak üzere çeşitli mağazalar bulunuyor. Mağazaların yanı sıra, mola verilebilecek birçok kafe ve restoran ile ayrıca otel, apartman daireleri ve geceleme için hostaller bulunuyor.  Madrid’in en merkezi yerleşim bölgelerinden biri Arenal. Caddenin adı, “kum” anlamına gelen “arena” kelimesinden türetilmiş. Ortaçağ’da bu rotada akan küçük bir derenin kumlu kıyılarına atıfta bulunmaktadır. 

Arenal Caddesi sonundaki Opera Madrid’e ulaşıyoruz. Meydandaki Teatro Real-Royal Theatre ya da sadece El Real Madrid, İspanya’da bulunan önemli bir opera evidir. 1818’de kurulmuş ve 19 Kasım 1850’de açılmış. 1925 yılında kapanmış ve 1997’de yeniden açılmış. Bugün Teatro Real operası Avrupa’nın en büyük tiyatrolarından biridir. 1 746 koltuk kapasitesine sahiptir. Opera Madrid’i geride bırakarak, Plaza de İsabel II üzerinden, Değerli Madrid ticari cadde Calle de Preciados’a geçiş yapabilirsiniz. Biz de öyle yaptık. Plaza del Callao’da başlayıp, 350 metrelik bir yolculuktan sonra Puerta del Sol’da biten dünyanın en pahalı ticari caddelerinden biridir Preciados. El Corte Angles, Fnac, Zara, Camper gibi birçok ünlü markalar bulunmaktadır. Madrid’in ana alış veriş merkezidir. Caddenin sonundaki Puerta del Sol’a ulaştıktan sonra Panoramatik Madrid gezimizi sonlandırıyoruz. Bir başka gün ve zaman diliminde Prado Müzesi’ne gitmek ve Retiro Parkı gezmek istiyoruz.

1,054 total views, no views today

Share

İstanbul’un Saklı Cennetlerinden Biri Ağva

 

İstanbul’un Karadeniz kıyısındaki Şile’nin bir mahallesi konumundaki Ağva’yı görmüş olanlar ‘’İstanbul’un saklı cennetlerinden biri’’ demişlerdi. Göktürk’teki konutumdan yaklaşık 120 km uzaklıktaki bu tatil cennetine, özel araba dışında, toplu taşıma araçlarıyla ulaşmak en az 4 saatimi alacaktı. Yine de denedim. Üsküdar Şemsipaşa durağından 139 numaralı İETT otobüsü saat 07,15’te kalkıp, Şile-Ağva rotasını izleyerek Ağva’ya götürüyordu.

Ağva Şile İstanbul

Geçtiğimiz aylarda, Göktürk’ten sabah 06,05’te kalkan 48 numaralı otobüsle önce Kazlıçeşme’ye, oradan da Marmaray raylı sistemiyle Üsküdar’a geçtim. Şemsipaşa durağına ulaştığımda saat 07,17’yi gösteriyordu. İki dakika gecikmeyle otobüsü kaçırmıştım. Bir sonraki otobüsün 09,30’da kalkacağını öğrenince, hevesim kursağımda kalmış olarak, eve dönmüştüm.

Eşim Serap Akıncı ‘’Tatile Özlem’’ grubunun düzenlediği günübirlik ‘’Maşukiye-Sapanca-Ağva’’ turuna benim için rezervasyon yaptırmış. Dünyalar benim oldu, arayıp da bulamadığım cinsten bir rezervasyondu. Bana sağladığı bu bayram hediyesi için eşime ne kadar teşekkür etsem azdır. Ettim de nitekim…

Ağva Şile İstanbul

2 Eylül 2017 Cumartesi günü İstanbul Beşiktaş Yıldız Camii önünden saat 07,30 da kalkan tur otobüsüyle saat 12,30’a kadar olan zaman diliminde turun Maşukiye ve Sapanca bölümleri tamamlanmıştı. Saat 12,30’da Ağva’ya doğru harekete geçildi. Rehberimiz yaklaşık iki saat sürecek yolculuktan sonra, Ağva’da Göksu deresi kenarında konuşlanmış olan Canan Motel Restoran’da öğle yemeği molası vereceğimizi söyledi. Yemekte salata ve meşrubatın yanında alınabilecek seçenekleri sıralayarak, istekleri not etti. Telefonla sipariş verecek ki gittiğimizde hazır olsun. Seçeneklere baktım. Balık menüsünde Çipura ya da levrek tercihi var. Balık dışında ise ızgara köfte ve tavuk ızgara seçimi sunulmuş. Ben çipura balık tercihini kullandım.

Katılımcıların yemek tercihleri tamamlandıktan sonra Ağva ile ilgili bilgiler konuşuldu. Rehberimiz ve tur sorumlusu Mehmet arkadaşımız ayrıntılı bilgi verdi.

Ağva Şile İstanbul

Ağva, Hititler, Frigler, Romalılar ve Osmanlılar gibi birçok uygarlığın geçiş yeri olmuş bir belde. M.Ö. 7. yüzyıla uzanan tarihin kalıntılarına, Ağva’ya bağlı civar köylerde rastlamak mümkün. Ağva, Latince “iki dere arasına kurulmuş köy” ve “su” anlamına geliyormuş. İstanbul’un kuzeyinde, Göksu ve Yeşilçay derelerinin ortasında bir sahil kasabası iken Şile’nin bir mahallesi konumuna gelmiş. Ağva iki nehrin arasında bulunmasının yanı sıra, denizin keyfini çıkarabilecek uzun bir plajı, çevrede yapılacak doğa yürüyüşü için yürüyüş parkurları, piknik alanları, koyları ve Ağva şelaleleri ile zengin bir gezi rotasına sahipmiş.

Ağva Şile İstanbul

1995’li yıllarda Ağva da yalnızca bir tek aile işletmesi otel nehir kenarında hizmet vermekteymiş. Bu aile işletmesi otele gelen herkes, cennetvari doğasından çok etkileniyor ve çevresine anlatıyor. Zamanla ziyaretçi sayısı artış gösteren bölge artan bir ilgi uyandırıyor. Diğer taraftan Ağva, nehrin öteki yakasına kurulan yeni bir tesisin ‘’Bir İstanbul Masalı’’ dizisinde kullanılması ve medya aracılığı ile ilk kez geniş halk kitlelerinin dikkatini çekiyor.

Ağva Şile İstanbul

2000’li yıllarda ise artık İstanbul’un yanı başındaki muhteşem doğa, iki nehir bir deniz ve ormanları ile bu cennet mekân, keşfedilmeye başlamıştı. Önce gezginler sonra turizmcilerin ilgisini çeken Ağva, sonrasında gezginler, seyahat severler, motorcular derken meraklılardan oluşan her grup insanın ilgisini çekmiş. Hızla artan ziyaretçi sayısına cevap vermek için onlarca butik otel açılmış. Çoğunluğu doğa dostu ve butik karakterde olan otelleri pansiyonlar ve diğer turizm yapıları izlemiş.

user comment

Yapılaşma konusunda belediyelerin nispeten daha denetleyici davranması ile bölge yapı istilasına uğramamış. Nehrin ve denizin yamacındaki ormanlarda tek tük tesis kurulu olup, sessizliğini ve doğal çevresini muhafaza etmektedir. Diyor rehberimiz. Kilimli koyu ve yamaçları sit alanı ilan edildiği için hala korunan bölgeler olarak dikkat çekmektedir.

Ağva Şile İstanbul

Ağva’nın İstanbul’a yaklaşık 2-3 saat mesafede olması nedeniyle en çok tercih edilen yerlerden biri olup, özellikle yaz aylarının hafta sonlarında, yerel turistlerin akınına uğruyor. Deniz-kum-Güneş’in en güzel zamanlarını ve yeşilin en güzel tonlarını bulabileceğiniz mükemmel bir yer olması en büyük tercih nedeni.

Ağva Şile İstanbul

Maşukiye ’den ayrıldıktan yaklaşık iki saat sonra, saat 14,15’de Göksu Deresi kıyısındaki Canan Motel restoranına giriş yaptık. Nehir kıyısında servis masaları hazırlanmıştı. Önceden yapılan rezervasyon gereği çipura balık, ızgara köfte, tavuk şiş salata ve meşrubattan oluşan menü, katılımcıları istemiş oldukları menülere göre servis edildi. Muhteşem bir nehir manzarası eşliğinde, nehirden geçen tur teknelerini seyrederek, yemeklerimizi yedik. Yemekten sonra fotoğraflarımızı çektik.

Ağva Göksu Deresi Şile İstanbul

Verilen bir saatlik bir molanın sonunda, tekne turlarının gerçekleştirildiği Göksu deresinin liman bölgesine gittik. Liman ana baba günüydü. Büyüktü çünkü günübirlik turla gelen onlarca otobüs dolusu katılımcı tekne turlarına da katılmak istiyordu. Ağva tekne turları bahar ve yaz aylarının vazgeçilmez etkinliklerinden biri olarak kabul ediliyor. Özellikle günübirlik Ağva turu ile tatil merkezine gelenler bu aktiviteyi mutlaka yapıyorlar.

Ağva Göksu Deresi Şile İstanbul

Tatile Özlem grubumuz 27 kişi olduğundan, rehberimiz ve tur sorumlumuz Mehmet bizi 9’ar kişilik üç gruba ayırdı. Tekneler daha fazlasını almıyormuş. Ben üçüncü grupta yer aldım. Tekne sayısının fazla olması nedeniyle çok beklemedik. Yaklaşık 45 dakika süren tekne turumuz sırasında, yeşilliklerin arasında teknelerini sefere hazırlayan balıkçıllar selam veriyordu bizlere.

Ağva Şile İstanbul

İzmit’in Çal tepesinden doğup gelen Göksu nehrinde tekneler denizden 5-6 km’ye içeriye kadar rahatlıkla yol alabilir. Yapacağınız tekne turu, size sadece nehrin ve ağaçların renk cümbüşünü değil nehir boyunca yerleşmiş irili ufaklı çok sayıda küçük otel, villa ve köy evini de görmenize olanak sağlayacaktır. Ağva’nın batısından Karadeniz’e dökülen Göksu nehri, büyüleyici sazlıkları ve yemyeşil bitki örtüsü ile kaplıdır. Göksu deresi son 15 yılda eko turizm ve butik turizmin yoğunlaştığı bir bölge olmuştur. Göksu nehri Ağva aktiviteleri için de elverişli olduğundan her geçen yıl ziyaretçi sayısı artmaktadır.

Ağva Şile İstanbul

Ağva’nın doğusundan Karadeniz’e ulaşan Yeşilçay nehri, batısındaki Göksu nehrinden daha uzunmuş. Yeşilçay nehri adını bitki örtüsünün suya yansıyan renginden almış. Limanda, mendireğin doğusundan denize dökülen Yeşilçay deresinin kıyıları yaz aylarında bir hayli hareketli oluyor.

Ağva Şile İstanbul

Tekne turu aktivitesinden sonra rehberimiz 45 dakika serbest zaman veriyor. Ben önce Yeşilçay deresinin Karadeniz’e döküldüğü yere, deniz fenerine doğru gidiyorum. Dere kenarına dizilmiş olan balıkçı tekneleri dikkatimi çekiyor. Mendireğin sol tarafında, Yeşilçay deresi ile Göksu arasında halk plajı bulunuyor. Ağva plajının devamı şeklindeki sahilleri pırıl pırıl ince kum tanelerinden oluşuyor. Korfallı plajı, Ağva plajının devamı şeklindeki sahillerdir. Toplam uzunluğu 3 km’yi geçmektedir. Kurfallı plajı, Ağva içindeki plaja göre daha temiz ve sakindir. Demişti rehberimiz. İçerde tuvalet-duş ve şemsiye ve şezlong kiralama gibi hizmetleri alabilirsiniz.

Ağva Şile İstanbul

Ağva’nın doğal kumsal plajı, yeşillikler içindeki ormanlarıyla muhteşem doğası, çevresinde yer alan bakir koyları ve adacıklarıyla beraber Kilim Koyu, Gelin Kayası (beyaz olması ve duvaklı bir geline benzemesi sebebiyle bu ismi almış) ve Saklı Göl mutlaka görülmesi ve gezilmesi tavsiye edilen yerler arasındadır. Ne var ki günübirlik gezilerde zaman kısıtlıdır. Bir başka sefer, tam gün geldiğimizde tavsiyelere uyma sözü veriyorum.

Kumsal hınca hınç dolu… Plaja hâkim durumundaki mendirek üzerinde bulunan kafeler de ağzına kadar dolu. Mendireğin bitiminde bulunan deniz fenerine kadar gidip, onlarca fotoğraf çekiyorum.

Ağva Şile İstanbul

Deniz fenerinden geri dönüp, Ağva merkezine iniyorum. Ağva’nın şehir merkezi eski ve yeni yapılardan oluşan tipik bir Anadolu kasabasını andırmakta. Yaz aylarında sahil boyunca oluşan araba trafiği can sıkıcı olsa da bahar aylarında özellikle Yeşilçay nehrinin kenarındaki restoran, çay bahçesi, kafeler çok çekicidir. Şehrin içinde döner, mantı, kebap gibi yemekleri restoranlarda yemek bulabilirsiniz. Arzu ettiğiniz takdirde bir balık restoranında uzun uzun oturup buradan çıkan balıklardan lezzetli bir sofra oluşturabilirsiniz.

Ağva Şile İstanbul

Şehir merkezinde yaklaşık 15 dakika dolaştıktan sonra, bize ayrılan serbest zaman da dolduğundan, bizi beklemekte olan tur otobüsüne gidiyorum. Bütün katılımcıların yerlerini almalarıyla İstanbul’a dönüş yolculuğu başlıyor.

1,562 total views, no views today

Share

Sapanca-Sakarya’nın saklı Cenneti

 

İstanbul’dan Ankara’ya, paralı Anadolu Otoyolu ile giderken, İzmit’ten sonra içine daldığımız ağaç denizi birden yoğunlaşır ve sağ taraftaki dağlar bin bir çeşit ağaç ve çiçeklerle donatılmış olarak karşımıza çıkar. Derken, sol tarafımızda da, doğanın yeşili ile bütünleşmiş masmavi bir göl, adeta cennetten çıkmış bir su denizi beliriverir.

Sapanca Sakarya

Burası, İstanbul’dan yaklaşık 150 km uzaklıkta, Adapazarı’nın şirin ilçelerinden biri olan Sapanca’ya ait Sapanca Gölü’dür. Etrafı, her türlü ağaç ve bitki deniziyle çevrili olan Sapanca Gölünün manzarası oldukça görkemlidir. Otoyoldan geçenleri hayranlıkla seyrettiği Sapanca Gölü, kendisine bakanları adeta davet eder.

Bir an için gözlerinizi kapatın… Sessiz, sakin, yemyeşil bir ağaç deniziyle kucaklaşmış masalımsı ve masmavi bir göl ve gökyüzü hayal edin. Şehirden ve stresinden, yoğun trafiği ve çalışma temposundan uzaksınız…

Sapanca Sakarya

Kuş cıvıltıları arasında, çiçeklerin ve ağaçların etrafa yaydıkları huzur verici ve dinlendirici kokular arasında, hamağınızda kitabınızı okuyor ya da uyuyorsunuz. İstediğiniz zaman sapanca Gölü kıyısına inerek, göle hâkim bir salaş kâffede demli çayınızı yudumlarken, masmavi gölde gözlerinizi ve gönlünüzü dinlendirme olanağı bulursunuz. Her hafta sonu bu keyfi yaşamak için can atıyorsunuz…

İşte SAPANCA BUDUR…

Sapanca Sakarya

İstanbul-Ankara yolculuklarımızda sıkça uğradığımız Sapanca’da yerel yönetimler güzel bir düzenleme gerçekleştirmiş göl kıyısında. Doğanın bin bir türlü yeşilliği ile gölün maviliği bir araya gelince, göl çevresinde cennetten köşeler oluşmuş.  Sapanca’nın iklim özellikleri ve toprak yapısı sayesinde, göl çevresinde ve dağ yamaçlarında zengin bir flora oluşmuş.

Sapanca Sakarya

Az tuzlu toprak ve havadaki nem ile yeterli ve uygun güneş ışığı, bu bölgedeki zengin flora yapısı için en ideal ortamı oluşturmuş. Böylelikle; bitkiler daha canlı ve parlak, sağlıklı ve iri yapraklı gelişerek, gıpta edilecek bir orman denizi oluşturmuşlar. 100 den fazla değişik ağaç ve bitki türünün bulunduğu Sapanca Gölünün çevresindeki orman denizi, yazlık konutları bağrına basmış, sarmış, sarmalamış ve görünmez olmalarını sağlamış. Anadolu Otoyolundan geçenler tarafından görülmeyen yazlık konutlar çevreye doğal uyum sağlamışlar.

Sapanca Sakarya

Flora zenginliği içindeki konutlar adeta yok olmuşlar. Göl ün çevresinden de bakıldığında, turistik tesisler dışında, bir yapılanma gözünüze çarpmaz. Kendinizi yalnızca bir orman denizi içinde zannedersiniz. Sapanca’nın zengin ve göz alıcı bitki varlığı (florası) içinde; kayın, gürgen, kestane, ıhlamur ve çınar gibi geniş yapraklı ağaçlar ile kızılçam, karaçam, ladin, mavi çam sadece birkaç örnektir.

Bunların dışında; ceviz, incir, erik, elma… Gibi meyve ağaçları da yerini alıyor. Ağaçların dışında, binlerce süs bitkisi de bitki topluluğunu taçlandırıyor. Göl çevresinde ve ilçe genelinde pek çok botanik bahçesinin bulunduğunu öğreniyoruz. Sapanca’ya gelen ve doğaya meraklı konuklar, Sapanca yöresindeki bitki varlığı, çeşitliliği konusundaki bilgilerini tazeledikleri gibi beğendikleri ya da bulmakta zorluk çektikleri süs bitkilerini de uygun fiyatlarla alma fırsatını yakalamış oluyorlar.

Sapanca Sakarya

Sapanca Gölü, sakinliğinin ve huzur verici yapısının yanı sıra, spor etkinliklerinin de yapılabildiği bir yapıya sahiptir. Kıyıda, sıralanmış olarak bekleyen deniz bisikletleriyle, gölde keyifli bir gezinti yapabileceğiniz gibi, eşiniz ya da sevgilinizle bir kayık kiralayarak romantik bir göl gezintisi de yapabilirsiniz. Bir ya da iki gün konaklamak üzere gelenler; getirebildikleri dağ bisikletleriyle, hoş kokular yayan zengin bitki topluluğu içinde pedal çevirebilirler.

Sapanca Sakarya

Rahat bir çift yürüyüş ayakkabısı getirebilenler, bin bir çeşit bitki, ağaç ve çiçeklerin arasında yürüyüş yapabilirler. Bu yürüyüşler sırasında küçük dere ve hendekleri atlayarak geçebilir, ağaçların dallarında, daldan dala atlayan sincapların peşinden giderken ciğerlerinizi oksijenle doldurabilirsiniz.

Birkaç gün konaklamak üzere Sapanca’ya gelenler; ucuz pansiyonlardan yararlanabilecekleri gibi, süper lüks otellerde de konaklayabilirler. Bunlardan biri de Güral sapanca’dır.

1,441 total views, 2 views today

Share

Maşukiye Kartepe Kocaeli izlenimleri

 

Günübirlik gezilerin hem yakın çevremizi hem de ülkemizi tanımak ve tanıtmak açısından oldukça yararlı olduğuna inananlardanım. Yıllardır yaptığımız Ankara-İstanbul karayolu yolculuklarında, yolumuz üzerinde bulunan Sapanca beldesi ve gölünü defalarca görme ve gezme olanağımız oldu. Özellikle Sapanca ve Sapanca Gölü saklı cennetlerden biri olarak karşıma çıkmıştı. Ancak, Sapanca’nın yaklaşık 12 km batısında kalan Maşukiye ve Maşukiye Alabalık Vadisi ve çevresini görmemiştim.

İzmit Kartepe Maşukiye

2 Eylül 2017 Cumartesi günü Tatile Özlem grubunun düzenlediği Sapanca Maşukiye Ağva Turu tam da istediğim bir gezi turuydu. Tur programı, gereği sabah saat 07.30’da İstanbul Beşiktaş Yıldız Camii önünden hareket edecek olan ”Tatile Özlem” tur otobüsünde yerlerimizi alıyor ve yolculuğumuz başlıyor. Tur sorumlusu ve rehberimiz Mehmet kahvaltımızı Maşukiye Osmanlı restoranda yapacağımızı söylüyor. Yaklaşık iki saatlik bir yolculuktan sonra, saat 09,30’da, Kocaeli / İzmit Merkez ile Sapanca gölü arasındaki ana yol üstünde yer alan restorana ulaşıyoruz.

Maşukiye Kartepe Osmanlı Bahçesi

Kartepe eteklerindeki Maşukiye ‘de, gökyüzü ve yeşilin doğayla iç içe olduğu Osmanlı Bahçesi Restorana bir asma köprü ile geçiyoruz. Restoran bahçesi asırlık ağaçların altında grup organizasyonuna göre düzenlenmiş piknik masalarıyla bizi karşıladı. Önceden rezervasyonlu olduğumuz için, anında kahvaltı masaları donatıldı. Bahçenin ortasındaki havuzun fıskiyelerinden çıkan su sesleri eşliğinde muhteşem bir serpme kahvaltısı yaptık. Kahvaltıda kızarmış ekmek, zeytin, köy tereyağı, reçel, köy balı, beyaz peynir, kaşar peyniri, mıhlama, kiremitte yumurta, domates, salatalık ve semaverde çay vardı. Memnun kaldık.

İzmit Kartepe Maşukiye Osmanlı Bahçesi

Kahvaltıdan sonra fotoğraf çekiminin yanı sıra tesisle ilgili bilgi edinmek istedim. Yetkililerden edindiğim bilgilere göre Osmanlı Bahçesi, Kartepe’den gelen dere kenarında yaklaşık 6500 m2 alan üzerine kurulmuş. Tesisin ana binasını Artvin yayla köylerinden getirilmiş olan, yöreye özgü, 100 yıllık ve tamamen ahşap bir kır evi oluşturmakta. Yaklaşık yüzyıl öncesi el işçiliğiyle yapılmış olan ahşap yapı kestane ağacından. Çivi ve benzeri birleştirme unsurları kullanılmamış. Önceden hazırlanmış yapı elemanları ağaçlar üzerinde oluşturulan oyma ve geçme kilit sistemiyle inşa edilmiş. Yetkililere teşekkür ettikten sonra, yaklaşık bir saat kaldığımız Osmanlı Bahçesinden Sapanca Gölü kıyısındaki SEKA Kamp Piknik alanına gitmek üzere tur otobüsüne biniyoruz. Kamp alanı Sapanca Gölü kıyısında bulunuyor. Tur programındaki Sapanca maddesi, usulen yerine getirilmiş olacak.

Maşukiye Kartepe Kocaeli

SEKA Piknik alanı Sapanca Gölü kıyısındaki 40.000 m2’lik bir alan üzerine kurulmuş. Piknik alanına giriş yaptığımızda onlarca aile, göl manzarası eşliğinde piknik yapıyorlardı. Alanda futbol, basketbol ve voleybol sahalarının da bulunduğunu gördük. Rehberimize göre piknik yapanlar isterlerse Sapanca gölünde yüzebilir ve oltalarıyla balık tutabilirler. Alandan, tahta köprüler yardımıyla Sapanca Gölü kıyısına ulaşılıyor. Göle iniş merdivenleri ve gölde teknelerin yanı sıra kayıklarda bulunuyor.

Maşukiye Kartepe Kocaeli

Etrafı, her türlü ağaç ve bitki deniziyle çevrili olan Sapanca Gölünün manzarası oldukça görkemlidir. Anadolu Otoyolundan geçenlerin hayranlıkla seyrettiği Sapanca Gölü, kendisine bakanları adeta davet eder. Göl kıyısında dolaşıp, yeterli sayıda fotoğraflar çekildikten sonra tur otobüsündeki yerlerimizi alarak Maşukiye merkezine hareket ediyoruz. Tur rehberimiz Mehmet bilgi veriyor.  Maşukiye ’nin ismi “âşık” anlamına gelen “Maşuk’tan” geliyormuş.

Maşukiye Kartepe Kocaeli

Eski adı Voçbe Hable olan Maşukiye 1864 yılında sona eren Kafkas-Rus savaşları sonunda bölgeye yerleşen Çerkezler tarafından kurulmuş. Karadeniz’in muhteşem bitki örtüsünü andıran yeşillikleri ile muhteşem bir doğaya sahip olup, son yılların en popüler yerlerinden biri haline gelmiş. Maşukiye gezilecek yerler listesinin ilk sıralarında yer alsa da, aslında, bu bölgede restoranlar dışında pek bir şey yok. Maşukiye demek, organik serpme kahvaltı ve alabalık yemek demek. Bunların en güzel adresi ise Maşukiye Alabalı Vadisine yayılmış olan alabalık restoranları. Restoranların en büyük özelliği, hepsinin doğa ile iç içe olması. Restoranların birçoğu içinde irili ufaklı birçok şelale barındırıyor. Kirazı ile ünlü olan bölgede yer alan kiraz bahçelerine, kiraz mevsiminde ise uğrayabilirsiniz. Bunun dışında Pazar günleri merkez meydanda kurulan meyve sebze pazarını dolaşıp taze ürünler alabilirsiniz.

Maşukiye Kartepe Kocaeli

SEKA Kamp Piknik alanından yaklaşık 6 km uzaklıktaki Maşukiye Yazıcı Köy Evi önüne saat 11,00 civarında ulaşıyor ve otobüsten iniyoruz. Çocuklu aileler için küçük bir parkında bulunduğu tesisin önünde yapay bir şelale var. kahvaltı eden konukların yorumları oldukça iyi. Kahvaltı başarılı, çok çeşit getiriyorlar. Şelale süper,su sesi insana huzur veriyor. Demekteler.

Maşukiye Kartepe Kocaeli

Rehberimiz burada bir saat kalacağımızı belirttikten sonra ‘’İsteyen konuklarımız çok yönlü arazi aracı olarak da bilinen ATV motorlarından kiralayarak, Kartepe tepelerine çıkarak Sapanca Gölü ve çevresini panoramik olarak görüp, fotoğraf çekebilirler. Araçların yarım saatlik ücretleri 70 TL’dir. Diğer bir seçenek de Maşukiye Alabalık Vadisi’nin gezilmesidir. Karar sizin. Dedi. Ben Maşukiye Alabalık Vadisi’ni gezmek istedim. Alabalık vadisinde yukarılara doğru çıkmaya başlıyorum.

Maşukiye Kartepe Kocaeli

Vadinin hemen içinde, Yazıcılar deresi akıyor. Akıyor dediğime bakmayın, akmıyor aslında. Etrafta dere ve su pınarları var ama küresel ısınmanın etkileri burada daha açık seçik görülüyor. Derelerde doğal su yok, besleme su var. Vadi boyunca Maşukiye Değirmen Alabalık, Saklı Bahçe, Şelale Restorant ve Pınar Alabalık Tesisi gibi kuruluşlara rastlıyorum. Vadide ilerledikçe, susuz dereler ve çağlayanlar çevresine kurulmuş çardak türündeki balık restoranlarının yanı sıra turistik işletmeler de oldukça fazla. Her yörenin kendisine özgü bazı özellikler ile ünlü olduğunu görebilirsiniz.

Maşukiye ‘nin ise birçok özelliği arasında ülkedeki en lezzetli alabalıkları yiyebileceğiniz yer olması. Ünlü Maşukiye serpme yayla kahvaltısı öne çıkıyor. Maşukiye Alabalık Vadisi ismi de bu özellikleri nedeniyle öne çıkmış.

Alabalık vadisinde yaklaşık 1,5 km ilerlemişim ve zamanda geçmiş. Rehberimizin uyarısını dikkate alarak Alabalık vadisinden geri dönüyorum. Diğer katılımcıların da toplanmasıyla tur otobüsünde yerimizi alıyor ve saat 12,30’da Ağva’ya doğru harekete geçiyoruz.

Bir sonraki yazı dizilerimde Sapanca ve Ağva’yı yazmak istiyorum.

2,476 total views, 2 views today

Share

Maşukiye Sapanca Ağva Turu

 

Günübirlik gezilerin hem yakın çevremizi hem de ülkemizi tanımak ve tanıtmak açısından oldukça yararlı olduğuna inananlardanım. Yıllardır yaptığımız Ankara-İstanbul karayolu yolculuklarında, yolumuz üzerinde bulunan Sapanca beldesi ve gölünü defalarca görme ve gezme olanağımız oldu. Özellikle Sapanca ve Sapanca Gölü saklı cennetlerden biri olarak karşıma çıkmıştı. Ancak, Sapanca’nın yaklaşık 12 km batısında kalan Maşukiye ve Maşukiye Alabalık Vadisi ve çevresini görmemiştim.

2 Eylül 2017 Cumartesi günü Tatile Özlem grubunun düzenlediği Sapanca Maşukiye Ağva Turu tam da istediğim bir gezi turuydu. Tur proğramı, gereği sabah saat 07.30’da İstanbul Beşiktaş Yıldız Camii önünden hareket edecek olan ”Tatile Özlem” tur otobüsünde yerlerimizi alıyor ve yolculuğumuz başlıyor. Tur sorumlusu ve rehberimiz Mehmet kahvaltımızı Maşukiye Osmanlı restoranda yapacağımızı söylüyor. Yaklaşık iki saatlik bir yolculuktan sonra, saat 09,30’da, Kocaeli / İzmit Merkez ile Sapanca gölü arasındaki ana yol üstünde yer alan restorana ulaşıyoruz.

İzmit Kartepe Maşukiye

Kartepe eteklerindeki Maşukiye ‘de, gökyüzü ve yeşilin doğayla iç içe olduğu Osmanlı Bahçesi Restoran’a bir asma köprü ile geçiyoruz. Restoran bahçesi asırlık ağaçların altında grup organizasyonuna göre düzenlenmiş piknik masalarıyla bizi karşıladı. Önceden rezervasyonlu olduğumuz için, anında kahvaltı masaları donatıldı. Bahçenin ortasındaki havuzun fıskiyelerinden çıkan su sesleri eşliğinde muhteşem bir serpme kahvaltısı yaptık. Kahvaltıda kızarmış ekmek, zeytin, köy tereyağı, reçel, köy balı, beyaz peynir, kaşar peyniri, mıhlama, kiremitte yumurta, domates, salatalık ve semaverde çay vardı. Memnun kaldık.

İzmit Kartepe Maşukiye

Kahvaltıdan sonra fotoğraf çekiminin yanı sıra tesisle ilgili bilgi edinmek istedim.Yetkililerden edindiğim bilgilere göre Osmanlı Bahçesi, Karatepe’den gelen dere kenarında yaklaşık 6500 m2 alan üzerine kurulmuş. Tesisin ana binasını Artvin yayla köylerinden getirilmiş olan, yöreye özgü, 100 yıllık ve tamamen ahşap bir kır evi oluşturmakta. Yaklaşık yüzyıl öncesi el işçiliğiyle yapılmış olan ahşap yapı kestane ağacından. Çivi ve benzeri birleştirme unsurları kullanılmamış. Önceden hazırlanmış yapı elemanları ağaçlar üzerinde oluşturulan oyma ve geçme kilit sistemiyle inşa edilmiş. Yetkililere teşekkür ettikten sonra, yaklaşık bir saat kaldığımız Osmanlı Bahçesinden Sapanca Gölü kıyısındaki SEKA Kamp Piknik alanına gitmek üzere tur otobüsüne biniyoruz. Tur programındaki Sapanca maddesi de usulden yerine getirilmiş olacak.

Sapanca Gölü Maşukiye Kartepe Kocaeli

Yaklaşık bir saat kaldığımız Osmanlı Bahçesi’nden Sapanca Gölü kıyısındaki SEKA Kamp Piknik alanına gidiyoruz. Piknik alanı 40.000 m2 alanda kurulmuş. Göl manzarası eşliğinde, aileler SEKA Kamp alanında piknik yapıyorlardı. Rehberimize göre, sapanca gölünde yüzebilir ve oltamızla ile balık tutabilir mişiz. Alanda futbol, basketbol ve voleybol sahaları da bulunmaktadır. Ayrıca, piknik alanından, tahta köprüler yardımıyla Sapanca Gölü’ne ulaşılıyor.

Etrafı, her türlü ağaç ve bitki deniziyle çevrili olan Sapanca Gölünün manzarası oldukça görkemlidir. Otoyoldan geçenlerin hayranlıkla seyrettiği Sapanca Gölü, kendisine bakanları adeta büyüler ve davet eder. Gölün karşısında Sapanca merkezi bulunuyor. Yeterli fotoğraf çekildikten sonra tur otobüsündeki yerlerimizi alarak Maşukiye merkezine hareket ediyoruz.

İzmit Kartepe Maşukiye

Tur rehberimiz Mehmet bilgi veriyor.  Maşukiye ’nin ismi “âşık” anlamına gelen “Maşuk’tan” geliyormuş. Eski adı Voçbe Hable olan Maşukiye 1864 yılında sona eren Kafkas-Rus savaşları sonunda bölgeye yerleşen Çerkezler tarafından kurulmuş. Karadeniz’in muhteşem bitki örtüsünü andıran yeşillikleri ile muhteşem bir doğaya sahip olup, son yılların en popüler yerlerinden biri haline gelmiş. Maşukiye gezilecek yerler listesinin ilk sıralarında yer alsa da, aslında, bu bölgede restoranlar dışında pek bir şey yok. Maşukiye demek, organik serpme kahvaltı ve alabalık yemek demek. Bunların en güzel adresi ise Maşukiye Alabalık Vadisine yayılmış olan alabalık restoranları.

Restoranların en büyük özelliği, hepsinin doğa ile iç içe olması. Restoranların birçoğu içinde irili ufaklı birçok şelale barındırıyor. Kirazı ile ünlü olan bölgede yer alan kiraz bahçelerine, kiraz mevsiminde ise uğrayabilirsiniz. Bunun dışında Pazar günleri merkez meydanda kurulan meyve sebze pazarını dolaşıp taze ürünler alabilirsiniz.

Maşukiye Kartepe Kocaeli

SEKA Kamp Piknik alanından 6 km uzaklıktaki Maşukiye Yazıcı Köy Evi önüne Saat 11,00 civarında ulaşıyor ve  otobüsten iniyoruz. Rehberimiz burada bir saat kalacağımızı belirttikten sonra ‘’İsteyen konuklarımız çok yönlü arazi aracı olarak da bilinen ATV motorlarından kiralayıp, Kartepe tepelerine çıkarak Sapanca Gölü ve çevresini panorama olarak görüp, fotoğraf çekebilirler. Araçların yarım saatlik ücretleri 70 TL’dir. Diğer bir seçenek de Maşukiye Alabalık Vadisinin gezilmesidir. Karar sizin. Dedi. Ben Alabalık Vadisini gezmek istedim.

Maşukiye Kartepe Kocaeli

Alabalık vadisinde yukarılara doğru çıkmaya başlıyorum. Vadinin hemen içinde, Yazıcılar deresi akıyor. Akıyor dediğime bakmayın, akmıyor aslında. Etrafta dere ve su pınarları var ama küresel ısınmanın etkileri burada daha açık seçik görülüyor. Derelerde doğal su yok, besleme su var. Vadi boyunca Maşukiye Değirmen Alabalık, Saklı Bahçe, Şelale Restorant ve Pınar Alabalık Tesisi gibi kuruluşlara rastlıyorum. Vadide ilerledikçe, susuz dereler ve çağlayanlar çevresine kurulmuş çardak türündeki balık restoranlarının yanı sıra turistik işletmeler de oldukça fazla.

Maşukiye Kartepe Kocaeli

Her yörenin kendisine özgü bazı özellikler ile ünlü olduğunu görebilirsiniz. Maşukiye ‘nin ise birçok özelliği arasında ülkedeki en lezzetli alabalıkları yiyebileceğiniz yer olması. Ünlü Maşukiye serpme yayla kahvaltısı öne çıkıyor. Maşukiye Alabalık Vadisi ismi de bu özellikler tarafından vurgulanan konular nedeni ile öne çıkmış.

Ağva Şile İstanbul

Alabalık vadisinde yaklaşık 1,5 km ilerlemişim ve zamanda geçmiş. Rehberimizin uyarısını dikkate alarak Alabalık vadisinden geri dönüyorum. Diğer katılımcıların da toplanmasıyla tur otobüsünde yerimizi alıyor ve saat 12,30’da Ağva’ya doğru harekete geçiyoruz. Rehberimiz yaklaşık iki saat sürecek yolculuktan sonra, Ağva’da Göksu deresi kenarında konuşlanmış olan Canan Motel Restoran’da öğle yemeği molası vereceğimizi söylüyor.

Yemekte salata ve meşrubatın yanında alınabilecek seçenekleri sıralayarak, istekleri not ediyor. Telefonla sipariş verecek ki gittiğimizde hazır olsun. Seçeneklere bakıyoruz. Balık menüsünde Çipura ya da levrek tercihi var. Balık dışında ise ızgara köfte ve tavuk ızgara seçimi sunulmuş. Ben çipura balık tercihini kullanıyorum.

Ağva Şile İstanbul

Ağva, Latince “iki dere arasına kurulmuş köy” ve “su” anlamına geliyormuş. İstanbul’un kuzeyinde, Göksu ve Yeşilçay derelerinin ortasında bir sahil kasabası iken Şile’nin bir mahallesi konumuna gelmiş. Ağva iki nehrin güzelliği arasında bulunmasının yanı sıra, denizin keyfini çıkarabilecek uzun bir plajı, çevrede yapılacak doğa yürüyüşü için yürüyüş parkurları, piknik alanları, koyları ve Ağva şelaleleri ile zengin bir gezi rotasına sahip.

Ağva İstanbul’a yaklaşık 2-3 saat mesafede olması nedeniyle en çok tercih edilen yerlerden biri. Özellikle yaz aylarının hafta sonlarında yerel turistlerin akınına uğruyor. Deniz-kum-Güneş’in en güzel zamanlarını ve yeşilin en güzel tonlarını bulabileceğiniz mükemmel ve yakın bir kasaba olması en büyük tercih nedeni.

Ağva Göksu Deresi Şile İstanbul

Maşukiye’den ayrıldıktan yaklaşık iki saat sonra, saat 14,15’de Göksu Deresi kıyısındaki Canan Motel restoranına giriş yapıyoruz. İlk izlenim, huzur verici bir mekan…Nehir kıyısında servis masaları hazırlanmıştı. Önceden yapılan rezervasyon gereği, çipura balık, ızgara köfte, tavuk şis, salata ve meşrubattan oluşan menü, beklemeden önümüze konuldu. Muhteşem bir nehir manzarası eşliğinde yemeklerimizi yedik. Fotoğraflarımızı çektik. Bir saatlik bir moladan sonra, tekne turlarının gerçekleştirildiği liman bölgesine gittik. Tekne turlarına ilgi oldukça büyüktü.

Göksu ve Yeşilçay Nehirleri arasında konumlanan Ağva, doğal zenginlikleri ile tekne turlarından bitki gözlemciliğine kadar geniş bir aktivite seçeneği sunuyor. Ağva tekne turları bahar ve yaz aylarının vazgeçilmez etkinliklerinden biri olarak kabul ediliyor. Özellikle günübirlik Ağva turu ile tatil merkezine gelenler bu aktiviteyi mutlaka yapıyorlar.

Ağva Göksu Deresi Şile İstanbul

Ağva’nın doğusunda kalan Yeşilçay nehri adını bitki örtüsünün suya yansıyan renginden almış. Limanda, mendireğin doğusundan denize dökülen Yeşilçay deresinin kıyıları yaz aylarında bir hayli hareketli oluyor. Bütün tekne turları bu nehirde gerçekleştiriliyor. Yaklaşık 45 dakika süren tekne turları sırasında, yeşilliklerin arasından balıkçıllar selam veriyordu bizlere. Göksu deresine göre daha uzun olan Yeşilçay çevresinde oteller ve restoranlar bulunmaktadır.

Ağva’nın batısından başlayarak Karadeniz’e dökülen Göksu nehri, büyüleyici sazlıkları ve yemyeşil bitki örtüsü ile kaplıdır. Göksu deresi sahilinin her iki tarafı konaklama ve günübirlik tesislerle çevrilidir. Göksu deresi son 15 yılda eko turizm ve butik turizmin yoğunlaştığı bir bölge olmuştur. Göksu nehri Ağva aktiviteleri için de elverişli olduğundan her geçen yıl ziyaretçi sayısı artmaktadır.

Ağva Şile İstanbul

Tekne turu aktivitesinden sonra rehberimiz 45 dakika serbest zaman veriyor. Ben önce Yeşilçay deresinin Karadeniz’e döküldüğü yere, deniz fenerine doğru gidiyorum. Dere kenarına dizilmiş olan balıkçı tekneleri dikkatimi çekiyor. Mendireğin sol tarafında, Yeşilçay deresi ile Göksu arasında halk plajı bulunuyor. Kumsal hınca hınç dolu… Mendirek üzerinde kafeler ağzına kadar dolu. Deniz fenerine kadar ulaşıp, fotoğraflarımı çektikten sonra Ağva merkezine iniyor ve ara sokaklara giriyorum. Böylece serbest zaman doluyor, tur otobüsünde yerimizi alarak, İstanbul’a hareket ediyoruz.

Güzel bir günübirlik gezi oldu. Tatile Özlem grubuna teşekkür ederim.

1,454 total views, 2 views today

Share