İstanbul Ayvansaray semti izlenimleri

 

İstanbul Suriçi ‘nin en uç noktasındaki, Eyüp’e komşu olan Ayvansaray’ı ilk kez 2009 yılında keşfetmiştim. Sonraki yıllarda başta Ayvansaray olmak üzere Balat ve Fener semtlerini de defalarca gezdim, fotoğrafladım. Bazen de yakın çevremdeki arkadaşlarla, gruplar halinde ‘’Tarihi geziler’’ adı altında üç antik semti gezdik.

Ayvansaray semtindeki Atik Mustafa Paşa Mahallesi, UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan İstanbul surlarının bir bölümünü de barındırmaktadır. Antik çağdan beri sürekli bir yerleşim alanıdır Ayvansaray. Sahip olduğu anıtlar, sivil mimarlık örnekleri ve arkeolojik mirasa rağmen 2006 yılında, Bakanlar Kurulu kararıyla, “yenileme alanı” ilan edildi. Hemen aklıma Sulukule ile Tarlabaşı geldi. Sulukule’deki kentsel dönüşüm sonrasını görmüş ve tanıyamamıştım. Tanıyamamıştım çünkü Sulukule’deki yapılar yenilenmiş ama semtin ruhu kaybolmuştu. Benim kaygılarım Ayvansaraylılar tarafından da paylaşılmıştı. Ayvansaray’ın tarihi dokusu ve ruhu yok edilecek endişesiyle Ayvansaray sakinleri ve sosyal toplum kuruluşları itiraz ettiler. Ne var ki itirazlar dikkate alınmadı.

2009 yılındaki Ayvansaray yapıları

Kentsel dönüşüm ve yenileme adı altında; İstanbul’un merkezinde ve rantı çok büyük olan tarihi mahalleleri, kullanıcılarını tahliye ettikten sonra, yeterli konforu taşımadıkları gerekçesiyle yıkılmaktadırlar.  Ayvansaray’ın “yenileme alanı” ilan edilmesinin ardından başlayan hızlı dönüşüm, konuya duyarlı çevrelerin itirazlarına rağmen devam etti ve son aşamaya gelindi. 

Ortaya çıkan nedir? Sorusunun yanıtı pek iç açıcı değil. Ayvansaray Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında iki türlü uygulama yapıldığı görülüyor. Kâgir yapıların bulundukları parseller birleştirilerek tek kütleli yapılar inşa edilmiş. Tek kütleli yapılarla birlikte de semtin tarihi ruhu yok olmuş. Diğer taraftan yenilenmesi gereken on beş ahşap yapı ise tamamen yıkılarak yeniden kurgulanmış.

solda yenilemeden önce-sağda yenilemeden sonra

Yıkım ve yeniden yapım ancak ayakta olmayan veya tamamen kaybedilmiş yapılar için belli şartlarda kabul edilebilir. Oysa yeniden tasarım ve yapım ayakta olan, kısmen veya tamamen kurtarılabilecek, en azından kapı, pencere, silme ve benzeri özgün elemanları tekrar kullanılabilecek yapılara da uygulanmış.  Yapıların sahip oldukları özgün malzeme, yapım teknikleri, dönem özelliği gösteren mimari ögeler dikkate alınmadan yürütülen proje sonucu yapılar tüm özelliklerini yitirerek kötü birer kopyası durumuna getirilmiş.

BALAT PANAYİA AYAZMASI

Kentsel dönüşümün devam ettiği bölgede gezmemize ve fotoğraf çekilmesine izin verilmediği için Ayvansaray Kuyusu sokağından bölgenin arka tarafına geçiyoruz.  Panalyo Bihoherno Ayazmasına ulaşmak istiyoruz. Ayazmanın açık olup, olmadığını da bilmiyoruz ama denemeye değer diyerek yürüyoruz. Damlataşı Sokak’ta karşımıza çıkan ayazma ziyaretçilerine açıktı. M.S. 450 – 457 yılları arasında İmparator Marcianos tarafından yaptırılan Ayvansaray Panalyo Bihoherno Ayazması geniş ve bakımlı bir bahçeye sahipti. Günümüze kadar kendini koruyabilmiş olan Ayazma yalnız Hristiyanların değil birçok Türk’ün de şifa bulmak için ziyaret ettiği bir yer olarak biliniyor. Yüksek duvarlarla çevrili bu ayazmaya girdiğimizde, öncelikle, gezimizi ölümsüzleştirmek için fotoğraf makinelerimizi çalıştırdık.

Kutsal Su pınarları olarak tanımlanan Ayazmalar, aynı zamanda şifalı su kaynakları olup, Anadolu’nun birçok yöresinde bulunmaktadır. Panalyo Ayazması, Bizans döneminde, Tekfur Sarayı’nın ayazmasıydı. Efsaneye göre Kudüs’ten gelen iki Bizanslının Meryem Ana’ya ait elbiseler olduğu iddiasıyla yanlarında getirdikleri giysileri kilisede saklamışlar ve bu kutsal giysileri etrafa yaymışlar. Bundan sonra da çevredekiler tarafından kutsal olduğuna inanılmış ve ziyaretçi akınına uğramış. Günümüzde, ayazmanın da içinde bulunduğu küçük bir kilise var. Panagia Vlaherna Meryem Ana Kilisesi…

Adını içinde bulunan ve Ortodoks Hristiyanlarca kutsal sayılan kaynak suyu anlamına gelen ayazmadan alan Panagia Vlaherna Meryem Ana Kilisesi Fatih’in Ayvansaray semtinde bulunuyor. İlk olarak İmparator Markianus tarafından 450 yılında yapımına başlanan kilisenin inşası 474 yılında tamamlanmış. İçinde Hz. Meryem’in elbisesi olduğu düşünülen bir ‘Moforion’ ile Hristiyanlığa ait değerli eşyalar bulunan kilise, Pazar ayinini Cuma günü yapan tek Hristiyan Kilisesi. 1860 yılında en baştan yapılıp, ibadete açılan kilise günümüzde hala hizmet veriyor.

Ayazma ve kiliseyi gezdikten sonra balat ve Fener semtlerini görmek için yeni bir rota belirliyoruz.

 

861 total views, no views today

Share

Eyüp Sultan İstanbul

 

Altın Boynuz Haliç’i yazarken Haliç’te bir vapur turu yapma gereğini duymuş ve sonraları defalarca gerçekleştirmiştim. Bazen sadece Eminönü’e kadar giderken bazen de Üsküdar İskelesine kadar sürdürmüştüm turumu. Eyüp Sultan iskelesinden bindiğim Haliç vapuru Haliç’in iki yakasındaki yerleşim birimlerinin iskelelerine uğrayarak yolcuların alıyor ve boşaltıyordu. İlk hareket noktasından, Eyüp Sultan’dan başlayarak Haliç kıyısındaki yerleşim birimlerini yazmanın yararlı olacağını düşündüm.

Eyüp Sultan İskelesi

Eyüp Sultan, İstanbul’un Müslümanlarca kutsal kabul edilen ilçelerinden biridir. İstanbul’un Avrupa yakasında, İstanbul surlarının hemen dışındadır. Doğusunda Kâğıthane, Haliç ve Beyoğlu, güneyinde Fatih ve Zeytinburnu, batısında Bayrampaşa ve Gaziosmanpaşa ilçeleri vardır. İlçe sınırları mücavir alanı kuzeyde Karadeniz’e kadar uzanmaktadır.  İlçenin Haliç’e 2,6 kilometre kıyısı vardır.

Eyüp Sultan Mezarlığı

Eyüp Sultan İlçesi sınırları içinde Eyüpsultan merkezde, Nişanca, Defterdar, Düğmeciler, İslambey, Rami Cuma, Topçular, Rami Yeni, Silahtarağa, Sakarya, Alibeyköy Merkez, Esentepe, Karadolap, Yeşilpınar, Akşemseddin, Çırçır, Güzeltepe ve Emniyettepe mahalleleri bulunmaktadır. Şimdiki adı Alibeyköy olan Köpekyaylası önemli yerleşim alanlarından biridir. Eyüp Sultan ilçesi kırsal alanında ise Kemerburgaz Belediyesi ve bağlı olarak Mimar Sinan ve Mithatpaşa mahalleleri, Göktürk Beldesi ile Akpınar, Ağaçlı, Çiftalan, Ihsaniye, Işıklar, Odayeri, Pirinççi ve Yayla köyleri yer almaktadır.

İlçe ismini, sınırları içinde türbesi bulunan Ebu Eyyubi el-Ensari’den almaktadır. İstanbul’un Fethinden sonra Türklerin sur dışında kurduğu ilk yerleşim merkezi olan Eyüp’te başta Eyüp Sultan Camii olmak üzere Osmanlı döneminden kalma çok sayıda tarihi eser mevcuttur. III. Selimin annesi Mihrişah Valide Sultan’ın inşa ettirdiği imaret 200 yıldan beri faaliyetini sürdürmektedir.

Müslümanlarca İstanbul’un ilk fetih denemesi M.S. 669 yılında olmuştur. Bu savaşta ölenler Müslümanlar açısından Sahabeler ve İslam Şehitleri olarak kabul edilmektedir. Hz. Muhammet’i tanımış ve Onunla birlikte savaşmış oldukları için ‘’Sahabe’’ adını alanların mezarları bu bölgede bulunmaktadır. Bölgede yedi sahabenin bulunduğu söylenmektedir. Tarihi Eyüp mezarlığında Osmanlı döneminin önemli asker, devlet adamı ve âlimlerinin mezarları bulunmaktadır.

Eyüp Sultan Müftülüğü ’nün internet sitesindeki bilgilere göre, Hz. Muhammet 622 yılında Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde, evi yapılıncaya kadar, Ebu Eyyup el-Ensari’nin evinde 7 ay misafir olmuştur. Ebu Eyyup el-Ensari,  Peygamber’in vahiy kâtipliğini yapmıştır. Peygamber ile birlikte çeşitli savaşlara katılmış, 669 yılında da İslam ordusu ile birlikte İstanbul seferine katılmış ve İstanbul Surları dibinde şehit olmuştur.

İstanbul’un fethinden önce II. Mehmed’in hocası Akşemsettin tarafından, Ebu Eyyup el-Ensari’nin kabri bulunmuş ve üzerine türbe yaptırılmıştır. Eyüp semti, Fetih’ten sonra Fatih Sultan Mehmed’in, Eyüp Sultan Türbesi’ni yaptırmasıyla gelişmeye başlamıştır. Aynı yıllarda bu yapılara eklenen medrese, aşhane, kütüphane, imaret, hamam ve diğer yapılar çevresinde, Eyüp’teki doku oluşmaya, ilçe şekillenmeye başlamıştır. Fetihten sonra Fatih Sultan Mehmed olarak anılmaya başlayan II. Mehmed, türbenin yanına Eyüp Sultan Camisi’ni yaptırmıştır.

Eyüp Sultan Camii

Bu nedenle, Eyüp Sultan Camii ve çevresi yerli ve yabancı turistlerin önemli ziyaret yerlerinden biridir. Müslümanların kutsal aylarında ve Ramazanda, Eyüp Sultan Camii ve türbesi çevresinde mahşeri bir ziyaretçi kalabalığı olur. İğne atsan yere düşmez deyimi tam da burada geçerlidir. Kutsal aylar dışında da hemen her gün yüzlerce kişi tarafından ziyaret edilmekte ve dua edilerek, dileklerde bulunulmaktadır.

Eyüp Sultan İlçesi ismini türbeden almıştır. Sınırları içindeki türbesi ve camisinin bir başka tarihi önemi de Osmanlı Padişahlarının Kılıç Kuşanma yeri olmasından kaynaklanmaktadır. Avrupa’da kral ve kraliçelerin taç giyme törenleri neyse, Osmanlı’da da kılıç kuşanma töreni o” idi. Osmanlılarda ‘’Kılıç Kuşanma’’ töreni, tahta çıkış seremonileri arasında en önemli safhalardan biri olarak kabul edilmekteydi. Sünni İslâm hükümdarlarının dünyevi hükümranlıklarını onaylamak anlamında yapılan törenlerdi.

İslam dünyasında ilk Kılıç Kuşanma olayı Abbasilere kadar tarihlenmektedir. Osmanlı tarihinde usulüne uygun olarak kılıç kuşanan ilk padişahın Yıldırım Beyazıt olduğu kabul edilir. Osmanlı hükümdarları tahta çıktıktan kısa bir süre sonra Eyüp Sultan Türbesi’ne gelerek devlet erkânı ve halkın önünde görkemli bir törenle kılıç kuşanırlardı. Taklid-i Seyf adı da verilen bu kılıç kuşanma törenlerinde padişahlar; Peygamberimize, Hazret-i Ömer’e, Halid İbn-i Velide, Osman Gazi’ye ya da Yavuz Sultan Selim’e ait kılıçlardan birini kuşanırlardı. Böylelikle hem hükümdarlığını ilan etmiş hem de İslam dünyasının koruyuculuğunu sembolik anlamda üstlenmiş olurlardı.

Osmanlılarda hemen pek çok alanda olduğu gibi kılıç kuşanma töreninin de temel protokol kurallarını belirleyen kişi Fatih Sultan Mehmed olmuştur. İstanbul fatihi olan 2. Mehmed, fetihten önce keşfedilen Ebu Eyyup el-Ensari’nin türbesi önünde, hocası Akşemsettin’in elinden kılıç kuşanmıştır. Osmanlı padişahları Kılıç Kuşanma törenlerinin mekânı olarak, son padişah Mehmed Vahdettin’e kadar, hep Eyüp Sultanı tercih etmişlerdir.

Yavuz Sultan Selim’den itibaren, halifeliğin ve buna bağlı olarak kutsal emanetlerin İstanbul’a taşınması sonucunda, gelenek daha sistematik bir hal almıştır. 17. yüzyıl başında, I. Ahmed’in saltanatı zamanında ise “saltanat hukukunun bir nişanı” olarak resmi protokole dâhil edilmiştir. Kılıç Kuşanma törenlerinde; padişahların deniz yoluyla Eyüp Sultan’a giderek karadan Topkapı sarayına dönmeleri ve dönüş yolunda sırasıyla Yavuz, Fatih, Kanuni ve II. Beyazıt türbelerinin ziyareti de gelenek halini almıştı.

770 total views, 2 views today

Share