1955 Eylül, Mersin Kuvayi Milliye İlkokulu…

1951 yılının soğuk mu soğuk bir Şubat ayında Bulgaristan’dan başlattığımız göç hareketimizin 4. Yılına Mersin’de girmiştik. Edirne göçmen misafirhanesiyle başlayan Türkiye maceramızda sırasıyla Elbistan Hasan Köy, Ceyhan pamuk tarlaları, Osmaniye Yeşilova Köyü, Niğde Merkez Misli/Konaklı, Çukurova Osmaniye ve Mersin Göçmen barakaları…

1951 Göçmen barakaları artıkları

1951 yılında Bulgaristan’daki varlıklarından koparılan bizler 4 yıl sonra hala toparlanamamış ve Mersin’deki Göçmen barakalarında yaşamak, çırçır fabrikalarında çalışmak, simit satmak ve sağlıksız koşullarda yaşamak zorunda kalmıştık. Tek kurtuluşumuz, nasıl ve ne şekilde olursa olsun, iyi bir eğitim görmekten geçiyordu. Geçiyordu çünkü yaşadığımız Göçmen barakaları, özellikle yağmur sonraları iyice yaşanmaz hale geliyordu. Yağmur sonrası barakalarımıza dolan çamurlu suyla mı, yoksa bastığımızda ayaklarımızı kurtaramadığımız çamurla mı yaşayacaktık? Hafakanlar basıyordu. Yine de zamanla alıştık ve olumsuzluklara önlemler almaya başlamıştık. Derken yaz tatili bitti, okula başlama zamanı geldi. Günümüzdeki Kuvayi Milliye Caddesi üzerinde aynı adla anılan ilkokulun üçüncü sınıfına kaydımız yapılmıştı…

1955 yılının Eylül ayının üçüncü haftasında okul başlamıştı. Anımsadığım kadarıyla annem hala hastanede ve babam da sürekli bir iş bulamamıştı. Her ne kadar simit satarak biraz harçlık biriktirmiştik ama ayakkabı, önlük ve kitap-defter için yeterli paramız olmamıştı. Bu kez de okul aile birliğinin yardımlarıyla eksiklerimiz tamamlanmıştı. Bu tür yardımları unutmuyorduk, karşılığını vermeliydik. Özellikle kardeşim ve ben başarılı öğrenciler olmak için olağanüstü gayret gösteriyorduk. Sonucunu da alıyorduk.

Mersin Kuvayi Milliye İlkokulu Göçmen barakalarının yaklaşık 1200 metre kuzey-batısında, Mersin Şehir Mezarlığı yolu üzerindeydi. Barakalardan rahatlıkla görülebiliyordu. 1952 yılının Ekim ayında temelleri atılan okulumuzun 1953 yılının Ekim ayında eğitim ve öğretime başladığını öğrenmiştik sonraki günlerde. Bizim kaydımızın yapıldığı 1955 yılında üç yıllık okuldu, bu yüzden üçüncü sınıfları vardı.

 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, 17 Aralık 1918’de Müslüman Hintli askerlerin çoğunluğu oluşturduğu İngilizler tarafından işgal edilen Mersin, daha sonra gönüllü Ermeni birliklerden oluşan Fransızlara terk edilmişti. Gönüllü Ermeni birliklerinin, şehir içinde yaptıkları taşkınlıklar ise, işgal acısını yaşayan Mersinlilerin acılarının, bir kat daha artmasına neden olmuştu. Bunun üzerine Çavuşlu Köyü’nden Hıdıroğlu Ali Efendi, Yanparlı Hüseyin, Mezitlili Emin Efendi ve Gökçil İsa gibi yerel eşraf, din adamı, yerel yönetici ve askerlerden oluşan ve merkezi Gözne yaylası olan bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştu. Böylelikle Mersinli milli müdafaa güçlerinin işgallere karşı daha örgütlü mücadelesi sağlanmıştı. Mersin ve çevresindeki Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, işgalin sonuna kadar, Kuvva-i Milliye’nin ihtiyaçlarını ve donanımlarını tamamlayarak, hizmette bulunmuşlardı.

Mersin Kuvayi Milliye İlkokulu

1918 yılında başlayan işgalin, 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması ile sona ermesi sağlanmıştır. Fransa 21 Aralık 1921 tarihine kadar Çukurova’yı boşaltmayı kabul etmiştir. Mersin’in Türk askerine devir-teslimi ise 5 Ocak 1922’de gerçekleşmiştir. Bu nedenle 5 Ocak Mersin’in kurtuluş günü olarak kutlanır. Bölgenin düşmanlardan temizlenmesi için canlarını seve seve veren Kuvayi Milliyecilerin anısına ithafen, İl Genel Meclisi almış olduğu bir kararla, okulumuzun adı “Kuvayi Milliye İlkokulu” olarak belirlemiştir. Kuvayi Milliye İlkokulu başlangıçta İhsaniye, sonra Osmaniye ve nihayetinde Sağlık Mahallesi sınırlarına dâhil edilmiştir.

Okulumuzun ilk Başöğretmeni Mustafa Kirazcı idi. Öğretmenler kadrosundaki Kadriye Özmen, Türkan Mutluay, Naciye İkizoğlu, Fatma Yılmaz, Hilmi Yılmaz ve İbrahim Allahtan öğretmenlerimden İbrahim Allahtan hala belleklerimdedir.  Başlangıçta bodrum katıyla birlikte 8 dershanesi bulunan okulun 1991 yılında yapılan ek binalarla 6 dershane daha katılmış ve bodrum katındaki dershaneler kullanımdan çıkarılmış. Mersin Şehir mezarlığında yatmakta olan anne ve babamı her ziyarete gidişimde, yolumun üzerindeki Kuvayi Milliye ilköğretim Okulunu da ziyaret etmeye çalıştım.

Kuvayi Milliye ilkokuluna başladığımız dönemlerde de simit satışlarımız sürmüştü. Tanyerinde fırından aldığımız simitleri saat 07,30’a kadar satmaya çalışırdık. Satamadıklarımızı okul sonrasına bırakmak üzere eve bırakır, önlüklerimizi giyer okula giderdik. Derslerin sona ermesiyle eve gelir, karnımızı doyurur ve öncelikle ödevlerimizi yapardık. Ödevlerimiz bittikten sonra da, nemli bir tülbentle üzerlerini örttüğümüz simitler taze gibi olur ve tekrar satışa çıkarılırdı. Satamadıklarımızı kendimiz yerdik.

60 yıl sonra Mersin Kuvayi Milliye İlkokulu

1955-56 Eğitim ve Öğretim yılının birinci yarıyılını başarıyla tamamlamıştık. Notlarımız oldukça iyiydi. Bu arada annem hastaneden çıkmış, babam da sütünden yararlanalım diye bir keçi almıştı. Çevremizde yeşillik ve ot boldu. Bir taraftan keçiyi otlatırken bir taraftan da okumaya dayalı derslerimizle ilgili ödevlerimizi yapardık. Kalan boş zamanlarımızda da Mersin Halk Kütüphanesinden ödünç aldığımız kitapları okurduk. Bilim kurgu yazarı Jules Verne ’nin ‘’Aya seyahat’’ ve ‘’Bir piyango’’ adlı eserlerini o dönemde okuduğumu anımsıyorum.

Birinci yarıyıl tatilinin bir bölümünü keçi otlatmakla geçirirken büyük bir bölümünü kitap okuyarak geçirmiştik. İkinci yarıyıl başladığında okula uyum sağlamış ve öğretmenlerimizin de dikkatini çekmiştik. Bize biraz daha özenli davranmaya başlamışlar ve bilgimizi arttıracak kitaplar da vermeye başlamışlardı. Bütün derslerimiz ‘’pekiyi’’ olarak ikinci dönemi de tamamlamış ve tatile girmiştik. Bu arada annem tekrar hastalanmış ve hastaneye yatırılmıştı…

478 total views, 1 views today

Share