Bulgar asimilasyonuna direniş…

Bazı sessiz çığlıklar vardır. Kulaklarınız duymaz ama hissedersiniz. Beyninizi kemirir dururlar, yüreğinizi yakar eritirler.  Böylesi sessiz çığlıkları koparan sorunların başında halklara yapılan ‘’asimilasyon’’ uygulaması gelir. Gelir çünkü toplum olarak yüzlerce yıl yaşadığınız topraklardan koparılmanız, kendinize ve coğrafyanıza yabancılaşmanız sağlanır. Atalarınızın yüzlerce yılda elde edebildiği ve bir insanlık mirası olarak size devrettiği kültürel birikiminizin yok oluşudur.

Anadilinizin erimesi, geleneklerinizin yavaş yavaş terk edilmesi, müziğinizin yabancılaşması, tınılarının farklılaşmasıdır asimilasyon. Sizi farklı kılan, özel kılan, şekillendiren, sizi siz yapan her şeyin, isteğiniz dışında, elinizden kayıp gitmesidir. Asimilasyonu yaşamayan bilmez, bilemez. Tanımı da güçtür…

Asimilasyon tehlikesiyle karşı karşıya kalan Karagözler Köyü yaşayanları, kayıpları en aza indirgemek için, kendilerini saklama yöntemini benimsediler. Daha önceleri görmek, bilgilenmek, öğrenmek ve çalışmak için gittikleri 55 km uzaklıktaki Şumnu ile 90 km uzaklıktaki Varna ile bağlantılarını kestiler neredeyse. Gaz ve tuz gibi üretemedikleri maddeleri almak için gider oldular şehirlere. Aralarından göze batmayacak ve Bulgarca bilenleri seçerek bunu sağladılar. Şehir bağlantılarını keserek yöneticilere kendilerini unutturmak istediler.

Kapalı bir ekonomi sistemi uygulayan Karagözler yaşayanları koyunların yünlerinden çoraplarını, derilerinden çarıklarını, sütlerinden peynir ve yoğurtlarını yaptılar. Şeker kamışı ve şeker pancarından şeker ve şeker ürünlerini sağladılar. Tarlalarından buğday, arpa ve mısır gibi ürünleri sağladılar. Yalnızlık duygularını yok etmek için maneviyata önem verdiler ve daha çok sarıldılar. Kadınları kara çarşafa büründü görünmemek için. Aralarındaki anlaşmazlıkları yok saydılar ve birbirlerine kenetlendiler. Karagözler Köyü için yazdıklarım diğer Türk köyleri için de aynen geçerlidir.  

Karagözler Köyü ve diğerlerinin seçtikleri bu yaşam biçimini Bulgar yöneticileri kırılması zor bir direniş olarak algıladılar. Hem direnişi kırmak ve hem de Türklerle birlikte ekonomik getirisi olmayan çingenelerle haytaları da zorunlu göçe tabi tuttular. 200 bin ve daha fazla kişiyi kimliksiz ve pasaportsuz göndererek Türkiye’yi de zora sokmak istediler. Rahmetli babam ve babam gibileri ‘’ sizi siz yapan her şeyin, isteğiniz dışında, elinizden kayıp gitmesi’’ni göğüsleyerek göçe karar verdiler.

 

404 total views, 1 views today

Share