Maraş Elbistan köylerinde, Şubat 1951…

1951’de Bulgaristan’dan gelen göçmenler Türkiye’ye Karaağaç Garında giriş yaptıktan sonra göçmen misafirhanesinde bir ya da iki gece konaklamak zorundaydılar. Bu süre içinde göçmenlere kimlik düzenlenmekte ve ‘’Soyadı’’ verilmekteydi. Babam ailemize ‘’Akıncı’’ soyadını alırken Halil dedem de, Bulgaristan’dan kurtulduğumuz için, ‘’Kurtuldu’’ soyadını almıştı ailesine.

Elbistan Kahramanmaraş

Kimlik verme ve kayıtlar tamamlandıktan sonra, yeni gelecek göçmenlere yer açılması için sağlığı elverişli olanlar buradan çeşitli illere dağıtımı yapılmıştı. Misafirhanede bir gece konakladığımızı anımsıyorum. Annem hastaneye yatırılmıştı. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti valiliklere gereğinin yapılması talimatını vermişti. Talimatlarında il sınırlarına gelen göçmenlerin uygun yerlere yerleştirilmesi istenmişti.

Amcamın Antalya taraflarında bir yere, halamın da Tokat taraflarında bir yere gönderildiğini öğreniyorum sonraki yıllarda. Bazı köylülerimiz, Anneannem, Halil dedem, dayılarım ve kardeşlerimle birlikte Maraş İli Elbistan kazası köylerinden birinde yerleşmek üzere yola çıkarılmıştık. Babam hastanede yatan annem taburcu edilinceye kadar Edirne’de kalacaktı. Nitekim öyle de oldu, babam ancak 2 ay sonra bizleri bulmak için Edirne’den ayrılmıştı.

Elbistan Maraş

Bizlere gelince… Sisler arasından hayal meyal anımsadığım kadarıyla önce Karaağaç Garından İstanbul Sirkeci Garına taşınmıştık. Gemi ile Haydarpaşa’ya geçtik sanıyorum. Hava oldukça soğuk olmasına rağmen, hayatımızda ilk kez deniz görmenin heyecanıyla, üşüdüğümüzün farkına bile varmamıştık. Haydarpaşa Garına geçtikten sonra yaklaşık 1 300 km’lik bir yolculuk başlayacaktı. Büyüklerimizin konuşmalarından anladığım kadarıyla önce maraş’a kadar trenle gidilecek, sonra da Elbistan’a ulaşacaktık. 1951 yıllarının koşullarıyla bu yolculuğumuzun bir hafta sürdüğünü sanıyorum. Belki de daha fazla…

Muhacirliğimizin ya da göç sonrası serüvenimizin bundan sonrasının daha iyi anlaşılması için, o dönemdeki adıyla Maraş ve Elbistan’ın öncelikle doğa yapısından söz etmeliyim. Kahramanmaraş ili topraklarının % 60’ı dağlarla, % 24’ü plato ve yaylalarla ve % 16’sı ovalarla kaplıdır. Dağlar Güney Torosların devamıdır. Bu dağlar arasında geniş ovalar ve bol akarsular yer alır. 

Elbistan maraş

Maraş topraklarının % 60’ını kaplayan dağlar genellikle Güneydoğu Torosların uzantılarıdır. En yüksek noktası Nurhak Dağlarındadır. Aşılması ve geçilmesi çok zordur. Maraş ilinde dağların çoğu akarsularla parçalanmış plato ve yaylalardan meydana gelir. Yaylaların çoğu kuzeydedir. Güneyde de vardır. Ovaların çoğu Ceyhan Nehri Vadisi boyunca uzanırlar. Maraş Ovasının uzunluğu 40 km, genişliği 20 kilometredir. Ahır Dağı ile Çimen Dağı arasında yer alır. İlin en önemli akarsuyu Ceyhan Nehridir. Diğer akarsuların hepsi Ceyhan Nehrine karışır.

Elbistan Maraş

Elbistan Maraş’tan yaklaşık 150 km uzaklıkta olup, tabanı denizden 1150 metre yükseklikte olan bir havzada kurulmuştur. Havzanın etrafı yüksekliği yer yer 2000-3000 metreyi geçen dağlarla çevrilmiştir. Havzanın uzun ekseni 60-65 kilometreye, kısa ekseni ise en geniş yerinde 40-45 kilometreye ulaşır.

İlçenin en geniş ovası, kendi adıyla anılan Elbistan ovasıdır. Çukurova, Konya ovası ve Harran ovasından sonra yurdumuzun beşinci büyük ovasıdır. Elbistan Ovasının yer aldığı bu havza 3000 metreye varan yüksek dağlarla çevrilmiş olup, geçilmesi çok zordur. Derin ve uzun geçitler ve boğazlarla kapalıdır. Bu yapı ulaşımı zorlaştırmaktadır. Havzanın Batı ucunun yüksekliği zaman zaman 2.500 metreyi geçen Binboğa dağlan ile sınırlanmıştır. Diğer taraftan güney kısmında 3050 metre yüksekliğinde Berit ve 3090 metre yüksekliğinde Nurhak dağı havzanın en yüksek noktalarını oluşturur. Nurhak Dağı bizim yolculuğumuz sırasında Gâvur Dağı olarak bilinirdi.

Karahasanuşağı Elbistan

Havzanın kuzey ve kuzeydoğusundaki dağlar güney ve batıya nazaran daha az yükseltiye sahip iseler de burada da yükseltinin 2.000 metreyi geçtiği saptanır. Bu sınırlar dâhilinde havza alam yaklaşık 3.000 kilometrekarelik bir yer kaplar.

Elbistan’ın batısında, dış Torosların devamı olan bölgenin ikinci büyük dağı olan Berit dağı yer alır 3054 metre yüksekliğindeki bu dağda halen gaz fışkıran bir krater mevcuttur. Yine şehrin batı yamacında bulunan Şardağı 2300 metre yüksekliktedir. İlçenin kuzeyinde yüksek bir plato teşkil eden Sultankorusu ve bunun güneyinde 1500 metre yükseklikte Kızılseher dağları yer alır. Bu dağların devamı olan Tahtalı Dağlarının yüksekliği 2000 metreyi bulur.

Topraklarının % 60’ı dağlarla, % 24’ü plato ve yaylalarla ve % 16’sı ovalarla kaplı olan Maraş ilinin Elbistan ilçesine ulaşmıştık bir hafta on günlük zahmetli bir yolculuktan sonra. Yetkililer tarafından karşılanmış, zorunlu bir takım ihtiyaçlarımız giderilmiş ve bir süre dinlenmemiz sağlanmıştı. Birlikte geldiğimiz Karagözlüler Elbistan köylerine dağıtıldı. Kurtuldu ailesini oluşturan anneannem, dedem, teyzem ve dayımlarla biz üç kardeşe de Elbistan’dan yaklaşık 50 km uzaklıkta Hasanuşağı köyü görünmüştü. Sonraki yıllarda öğrendiğime göre bizleri Alevi-Kürt köylerine yerleştirmişlerdi.

Hasanuşağı köyünün doğusunda Hasanalili ve Tapkıran, Batısında Gücük ve Köseyahya, Kuzeyinde Kantarma ve Güneyinde Tapkıran köyleri vardı. Çevresi yüksek dağlarla çevrilmiş olup, geçilmesi çok zordu. Derin ve uzun geçitler ve boğazlarla kapalıydı. Bu yapı ulaşımı zorlaştırmaktaydı. Hiç de bizim Karagözler Köyüne benzemiyordu. Kendimizi kapana kısılmış gibi hissetmiştik.

1951 yılında bu köylerin görüntüsü köy altı yerleşimler olarak bilinen mezralar tipindeydi. Mezralar genellikle küçük ve az nüfuslu olup, su kaynaklarına yakın olurlardı. Dağınık dokulu yapıya sahiptiler. Evler arasındaki uzaklıklar 500 metre ile 1500 metre arasında değişirdi. Köy, karasal iklimin etki alanı içerisinde olup, ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıydı. Söğütlü Çayı’nın iki yakasına kurulmuş olan köyün arazi yapısı, hayvancılık için elverişli olup, tarım arazisi sınırlıydı. Sulu alanlar dışında kayda değer bir bitki örtüsü de yoktu.

Bize ayrılan ağıldan bozma bir evdi. Dedemle birlikte Hüseyin, Kerim ve Yusuf dayımlar hayvan ağılını yaşanacak hale getirdiler. Hasanuşağı köylüleri bize sahip çıkıp, yardımcı olmaya çalıştılar ilk günlerde. Bir süre sonra herkes kendi işine döndü. Bulgaristan’daki köyümüzden çok farklı bir yapısı olan Hasanuşağı Köyünün arazi yapısı tarıma elverişli değildi. Alevi Kürtlerin gelenek ve görenekleri bizimkilerden çok farklıydı. İlk bir hafta içinde buralara uyum sağlayamayacağımız anlaşıldı.

Kapana kısıldıkları duygusuna kapılmışlardı Karagözlüler kendilerine her yönüyle çok yabancı olan Elbistan köylerinde…Uyum sağlayamama durumu ortaya çıkınca diğer Karagözlülerle haberleşme, ortak çözüm üretme durumu ortaya çıktı. Ayrıca Edirne’deki hastanede yatan annemle babamın da bizi bulması gerekiyordu bu kapandan kurtulmak için.

 

 

721 total views, 1 views today

Share