1951 Ağustos başları, Gavur Dağlarını geçmek!..

Anımsadığım kadarıyla, 1951 yılındaki göçte ulaştığımız Maraş Elbistan’a bağlı Hasan Köyde bize ağıldan bozma bir ev vermişlerdi. Babam oldukça becerikli ve çalışkan biriydi. Birkaç gün içinde evi oturulacak hale getirmişti. Zorlu doğa koşullarının hâkim olduğu Hasan Köy Alevi-Kürt köylerinden biriydi. Diğer Kürtler gibi merkezden uzak, ulaşılması zor yüksek dağlar ve kanyonlarla çevrili yerleri seçmişlerdi. Seçmişlerdi çünkü Kemalizm’in ve sonraki Türk Hükumetlerinin Kürtler hakkındaki görüşü, her zaman içsel çelişkilerle dolu olmuştu.

Hasanköy Elbistan Kahramanmaraş

Diğer Elbistan köylerinde olduğu gibi, bu köyde de evler birbirinden oldukça uzakta olup, köy altı yerleşimler olarak tabir edilen mezra görüntüsündeydi. Başta Nurhak olmak üzere dağların arasına serpilmiş olan bu Kürt Alevlerinin ortak özelliği yoksulluklarıydı. Ora insanının, kuru ziraat yaptığı beş on dönüm toprağıyla bir miktar meyve ağacı vardı.

Kendileri de yoksul olan Hasan köyde ailemizin nafakasını kazanacak iş yoktu. Sosyo-ekonomik uyumsuzluğun, işsizliğin üzerine tuz biber eken ise en küçük kardeşim Şaban’ın ölümü olmuştu. Yeterli beslenemediği ve hastalığı tedavi edilemediği için kaybetmiştik onu. Kardeşimin vefatı benimle birlikte ailemizin diğer fertlerini derinden etkilemişti. Muhacirliğimizin ilk üç ayında ilk insan kaybımızı vermiştik. Buralardan ayrılmalıydık.

Elbistan kahramanmaraş

Ağustos yaklaşıyordu. Elbistan kazasına inen bazı Karagözlüler Çukurova’dan gelen ”elçi” ya da ”dayıbaşı” olarak adlandırılan bazı kişilerin Çukurova’ya gidecek mevsimlik işçi aradıklarını öğrenmişlerdi. Elbistan köylerinde aç ve sefil kalmaktansa Çukurova’ya mevsimlik işçi olarak gitmenin kurtuluş olacağına karar verildi. Böylece Çukurova’daki pamuk tarlalarında mevsimlik işçi dönemi başlayacaktı…

Ceyhan pamuk tarlalarında çalışacak mevsimlik işçi bulmak üzere Elbistan’a gelmiş olan bir ‘’elçi’’ ile anlaşmıştı büyüklerimiz. Elbistan köylerine dağılmış olan Karagözler Köyü muhacirlerini Adana Ceyhan’a ücretsiz götürecekti. Tarlaya ulaşım ücretini işveren karşılıyordu. Elçi de asgari ölçüde zorunlu ihtiyaçlarımızı karşılayacak ve yaptığı harcamaları pamuk tarlalarından kazandığımız ücretlerden kesecekti. Bu anlaşma büyüklerimiz tarafından uygun bulunmuş ve yeni bir göç için hazırlıklar yapılmıştı.

Nurhak dağları

1950-1951’li yıllar Türkiye’nin kırsal alanları için en önemli dönüm yıllarıydı. Tarımda makineleşme ile birlikte, daha fazla arazinin tarıma açılması, pamuk ve diğer tarım ürünlerinin hasadı için daha fazla işçiye ihtiyaç duyulmuştu. Bunun için mevsimlik işçi bulunmalıydı. Bu iş için becerikli, iş bilir kişiler yani ”elçiler” kadrosu oluştu.

Mevsimlik tarım işçilerinin çalışma ilişkileri; işçi, elçi ve işverenlerden oluşmaktaydı. Bu üçlü arasındaki çalışma ilişkisi tamamen devlet denetiminden uzak, vergilendirilmemiş, sosyal güvenlik kavramının da geçersiz olduğu üretim alanıydı. İşverenler, işçilere karşı hiçbir sorumluluğu üstlenmek zorunda değildi. Barınmaları için yer göstermek, işçiler için yaptıkları tek şeydi. Bunu yapmaktaki amaçları da işçilerin çalışacağı bahçe ya da tarlalara hızlı bir şekilde ulaşmasını sağlamaktı.

Kahramanmaraş

Elçilerin işçiler için yerine getirdiği görevler, onların yaşamlarını kolaylaştırıyor gibi görünse de bunların hepsi işçilerin elçilere olan bağımlılığını güçlendirmekteydi. Bir elçiye bağlı olmadan iş bulunamaz, çalıştığı yerde hiçbir sorununu tek başına çözemez hale gelinirdi. Bu bağımlılığı yaratmak ve derecesi elçinin yaptığı işin vasıfları arasındaydı. Elçi, işçiden ve işverenden aldığı komisyonlar dışında sayısız gelir elde etme yöntemini kendisi için yaratmıştı.

Elçilik sisteminde elçi, işçilerin evine giderek onlara gidecekleri yeri ve alacakları ücreti anlatıp işi bağlıyordu. İşçileri anlaşma yaptığı bahçe ya da tarlaya götürüyordu. Elçi gidiş ücretini tarla sahibinden, dönüş ücretini işçiden isterdi. Bunun dışında her işçinin yevmiyesi üzerinden yüzde10 komisyon alırdı.

Kahramanmaraş

Elbistan’daki Bulgaristan Karagözler Köyü muhacirleri Elbistan’a geri dönmeme kararı aldıklarından, dönüş ücreti ödemeyeceklerdi. Göç hazırlıkları tamamlanınca, elçi tarafından tutulan oldukça büyük kasalı bir kamyon tarafından, köylerden toplandılar. Anımsadığım kadarıyla Halil dedemler yedi kişilik Kurtuldu ailesiydi. Biz Akıncı ailesi dört kişiydik. Sonraki yıllarda Hüseyin, Kerim ve Yusuf dayımların kayınbabaları olacak aile bireylerini de sayarsak 25 kişilik bir mevsimlik işçi grubu olmuştuk. Yatak-yorgan, kap-kacak ve diğer zorunlu eşyaların da kamyona yüklendiği düşünülürse, balık istifi olarak kamyona doluşmuştuk.

Elbistan Afşin yoluna girdikten birkaç saat sonra, üzerinde bulunduğumuz kamyon Gâvur dağının daracık, çok virajlı, yanları uçurum ve dik yollarına girmişti. Köylülerden bu yolların çok can aldığını duymuştuk. Eğimi oldukça büyük bir yolda bir zirveye doğru tırmanırken, fazla zorlanmış olacak ki kamyonun motoru stop etti. Sürücü tekrar çalıştırıp harekete geçmek istediğinde, kamyon ileri gitmek şöyle dursun, geriye doğru kaçmaya başladı. Çok korkmuştuk. Yandaki uçuruma yuvarlanmak işten değildi. Başta Halil dedem olmak üzere birkaç yaşlı dışında, biz çocuklar da dâhil olmak üzere, herkes kamyondan aşağı atladı. Hep birlikte kamyonu ittiğimizi anımsıyorum. İtme gücümüzle harekete geçen kamyonumuz hız kesmeden zirveye tırmanmış ve gözden kaybolmuştu. Yine korkmuştuk bizi buralarda bırakır mı diye… Yarım saatlik bir zorlu yürüyüşten sonra kamyona ulaşmış ve üzerindeki yerimizi alarak Maraş’a doğru yola koyulmuştuk.

Kahramanmaraş

Gâvur Dağındaki bu korkulu yolculuk unutulmazlarım arasına girmişti. Öyle ki İvriz İlköğretim Okulu ikinci sınıfta iken hikâyesini sınıfımızın duvar gazetesine yazmıştım. Mademki öyle, olay daha iyi anlaşılsın diye Maraş ve Elbistan’ın doğa yapısından söz etmeliyim. Kahramanmaraş ili topraklarının % 60’ı dağlarla, % 24’ü plato ve yaylalarla ve % 16’sı ovalarla kaplıdır. Dağlar Güney Torosların devamıdır. Bu dağlar arasında geniş ovalar ve bol akarsular yer alır. 

Maraş topraklarının % 60’ını kaplayan dağlar genellikle Güneydoğu Torosların uzantılarıdır. En yüksek noktası Nurhak Dağındadır. Nurhak Dağı ise unutulmazlarım arasına girmiş olan Gâvur Dağıdır. Aşılması ve geçilmesi çok zordur. Derin ve uzun geçitler ve boğazlarla kaplıdır. Akarsularla parçalanmış plato ve yaylalar ulaşımın en büyük engelidir.

Kahramanmaraş

Gavur Dağının arkasında yer alan Elbistan Ovası 3000 metreye varan yüksek dağlarla çevrilmiş olup, kapalı bir havzadır. Derin uçurumlar, uzun geçitler ve boğazlarla kapalıdır. Bu yapı Elbistan ovasına ulaşımı zorlaştırmaktadır. Havzanın Batı ucunun yüksekliği zaman zaman 2.500 metreyi geçen Binboğa dağlan ile sınırlanmıştır. Diğer taraftan güney kısmında 3050 metre yüksekliğinde Berit ve 3090 metre yüksekliğinde Nurhak dağı havzanın en yüksek noktalarını oluşturur. Nurhak Dağı bizim yolculuğumuz sırasında Gâvur Dağı olarak bilinirdi.

Gâvur Dağı’nın adının tarihte birkaç kez değiştirilmiş olduğunu öğreniyoruz. Ortaçağda Diyar-ı İslam ve Diyar-ı Rum sınırını oluşturduğu için bu dağlara Gavurdağı deniliyormuş. Eskiden Adana’nın ilçelerinden biri olan Osmaniye’nin kurucusu ve isim babası büyük devlet adamı Ahmet Cevdet Paşa 1865’te Cebelibereket ismini vermiş. İsmet İnönü döneminde antik Yunan klasiklerinin Türkçeye çevrilip Bakanlıkça yayınlandığı yıllarda, Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığında, bu dağlara antik Yunan dilindeki “Amanos Dağları” denmiş. 

Kahramanmaraş-Ceyhan yolu

Amanoslar Akdeniz bölgesinin doğusunda, Dış Torosların güneybatıya doğru uzantısı olan sıradağladır. Kahramanmaraş yakınındaki Ahır dağının güneyinden başlayarak İskenderun Körfezinin doğusundaki Hızır Burnuna kadar devam eder. Amanos Dağları, 1500-2200 m yükseklikte dik yamaçlı sıradağlar halinde uzanırlar. En yüksek noktası 2200 metre ile Düldül dağıdır Uzunluğu 175 km olup yaklaşık olarak 4000 kilometrekare yer kaplar.

Ceyhan Adana

Yunanca “Amanos” adına tepki gösteren halkımız hem dağa hem de dağın arkasındaki “Kömürler” kasabasına Mekke’deki “Nur Dağı’nın ismini vermiş. Bu dağlara Gâvur Dağları, Elma Dağı, Amanos Dağı, Kızıldağ, Nur Dağları gibi isimler verilmişse de 1941 yılında toplanan Coğrafya Kongresi “Amanos Dağları” adı verilmesini uygun bulmuş ve atlaslara Amanos olarak işlenmiş.

Yolculuğumuzun ilk badiresini atlatıp Adana-Şanlıurfa otoyolu üzerinden, yaklaşık 320 km yol aldıktan sonra, saat 17,00 sıralarında Ceyhan dışında bir meydanda kamyondan indirildik. Bizi getiren elçinin söylediğine göre burada birkaç saat kalacakmışız. Pamuğu toplanacak tarla sahibini bulmaya gidecekmiş. 

Ceyhan Adana

Elçi gitti. Babam hemen çevreden uygun taşlar bularak üzerine tandır konulabilecek bir ocak yaptı. Dayılarımın da yardımıyla çevreden toplanan çalı çırpılarla ocak yakılmış, tandır üzerine konulmuştu. Bu arada annem, anneannem ve teyzem de yanımızda getirdiğimiz un çuvalından yeterli un aldıktan sonra tandıra koyacağı bazlama hamurlarını hazırlamıştı.  Bazlamalar daire şeklinde ve yaklaşık 1 cm kalınlığında olurlardı. Annem göz kararı bu ölçüyü tuttururdu. Dumanlar arasında pişen bazlamaların tadını hala hatırlarım. Hayatımda yediğim en güzel yemekmiş gibi anımsarım hala…

Bazlama ile de olsa karınlarımız doymuştu. Bu arada elçi ile birlikte işveren de gelmişti. Tekrar kamyona binerek pamuk tarlasının yolunu tuttuk…

557 total views, 1 views today

Share