Eylül 1958, İvriz İlköğretmen Okulu…

Eski Köy Enstitüleri ve devamı olan İlköğretmen okullarının en büyük özelliği köy çocuklarını ”leyli meccani” olarak tanımlanan ”Parasız ve yatılı” olarak bünyesine alması ve günün koşullarına göre yetiştirmesiydi. Köy çocukları Köy Enstitüleri için en iyi ve en verimli kaynaktı. Öyleydi çünkü mezuniyetlerinden sonra köylere gideceklerdi. Gittikleri köyleri ve koşullarını en iyi onlar bilirdi. Köy koşullarını en iyi bilmelerinin yanı sıra bildikleri bir gerçek daha vardı. Kendilerinin ve köylerinin aydınlanması ve kurtuluşu okumalarına, bilgilenmelerine ve çok yönlü yetişmelerine bağlıydı.

eski İvriz resimlerinden alıntı

1951 Bulgaristan muhaciri olan ve ilkokulu 5 değişik yerde okumak zorunda kalan benim için daha da önemliydi. 1958 Eylül ayının ikinci ya da üçüncü haftası, Niğde’de girdiğim yazılı sınavı kazanmış olarak, Niğde Misli Köyünden İvriz’e hareket etmiştik babamla. Trenle, Ulukışla üzerinden ulaştığımız Konya Ereğli’si İvriz’e yaklaşık 12 km uzaklıktaydı. Ereğli’den İvriz’e kadar yürümüştük babamla.

İvriz Orta Torosların bitimindeki Bolkar Dağının kuzey eteklerinde yer alıyordu. Dağların tam eteklerinden başlayan okulun arazisi neredeyse İvriz Çayı’na dayanıyordu. Arazilerinden bir bölümü bu Çay’dan ayrılan bir kanalın hemen aşağısında kalıyor ve oradan sulanıyordu. ‘’Ziraat’’ olarak adlandırılan yerden giriş yapmıştık okula.Yolun iki tarafında yer alan ağaçların arasından yürümüş, okulun eski öğrencilerinin yardımıyla idare binasını bulmuştuk. Okul’un yerleşkesi çok genişti. Sanırım, değişik amaçlı olmak üzere,  50-60 bina barındırıyordu.

Sözlü sınavı da kazanmıştım. Okula kaydımın yapılmasından sonra babam Misli’ye geri dönmüştü. İvriz’de öncelikle yatacak yer sorunumuz çözülmüştü. 1958-59 Eğitim ve Öğretim yılına başlamadan önce, askeri koğuş tarzındaki yatakhanelere yerleştirilmiştim. Koğuşların giriş duvarlarına yapılan raflara tahta bavullarımızı yerleştirmiş, İvrizli olmuş ve öğretmenlik mesleğine ilk adımı atmıştım.

Yatakhaneler 60-70 kişilik gruplar halinde, altlı üstlü ranzalarla düzenlenmişti. Koğuşlardan biri de tahta bavullarımız için ayrılmıştı. O yıllarda yatakhaneler ve diğer binalarda kalorifer sisteminden vazgeçtim, soba bile yoktu. Yangın çıkar düşüncesiyle yatakhaneler ve yemekhaneye sobalar kurulmamıştı. Yatakhaneleri oluşturan binalar, küçük bir ana girişin olduğu,  iki taraflı kocaman koğuşlar halindeydi. İki koğuş arasında küçük bir ana girişin karşısında lavabolarla, girişin solunda tuvaletler vardı. Yatakhane olarak kullanılan koğuşların girişi ise, küçük ana girişlerin sağında ve solundaydı. Batı ve doğu yönlerinde olmak üzere… Yatakhane duvarlarına paralel ve karşılıklı olarak yerleştirilen çift katlı ranzalardaki çarşaf, battaniye ve nevresim gibi şeyler üzerimize zimmetlenirdi.  

İlk gecemiz ve ilk günümüz biraz yalnızlık biraz da şaşkınlık duygusuyla geçmişti. Kaydımızın yapılmasından sonra, haftanın ilk günü okul yönetimi bütün öğrencileri tören alanında toplamıştı. Anımsadığım kadarıyla okul müdürümüz Kamil Açan’dı. 60 yıl önceki sisler arasından beliriveren Mehmet Karaman, Kemal Çuhalılar, Ali Tutal ve Salih Ziya Büyükaksoy da aramızdaydı. Sonraları bu kadroya Nevin ve Ömer Canbazoğlu, Nevruze ve Hikmet Göksel, Hüseyin Seçmen ve Mehmet Baş ve diğerleri de katılacaktı.

Andımız ve İstiklal Marşımız okunduktan sonra Okul Müdürümüz Kamil Açan açılış konuşmasına, eski öğrencilerin dikkatini çekerek başladı. ”Aramıza yeni katılan kardeşleriniz var. Öyle sanıyorum ki çok büyük bir bölümü ailelerinden ilk kez ayrılmıştır. Tanımadığı, tanımaya çalıştığı yepyeni bir çevredir okulumuz yeni gelen kardeşleriniz için. Kendilerini biraz garip, biraz yalnız ve biraz da üzgün hissediyor olabilirler. Onlara sahip çıkalım ve burasını sevdirelim.” Dedikten sonra okulun oldukça sıkı ve katı kurallarından uzunca bir süre söz etti. Başarının sırrının kurallar ve disiplin olduğunu öncelikle vurgulamak istiyorum dedi. Tören ve konuşmalardan sonra sınıflarımıza gittik. Ben 1/A sınıfına verilmiştim.

İvriz’de kurallar ve disiplin gerçekten büyük ve kırmızı harflerle yazılmıştı. Sigara içmek, içerken yakalanmak, yüz kızartıcı suçlardan birinden dolayı disiplin kuruluna gönderilmek istemezdik. İstemezdik çünkü okuldan bir iki hafta uzaklaştırılmak istemezdik. Daha da kötüsü bir başka okula sürgüne gönderilme ve bütünüyle okuldan uzaklaştırılma ihtimalleri de vardı. Bu nedenle bizleri değişik konularda uyaran öğretmenlerimize karşı gelmek gibi bir düşünce hiç bir öğrencinin kafasından bile geçmezdi.

Acemiliğimizi ve ürkekliğimizi henüz üstümüzden tam olarak atmadığımız ilk haftalarda, her konuda bize yardımcı olan öğretmenlerimiz ve büyük sınıflardaki ağabeylerimiz oldukça hoşgörülü davrandılar. Ama herkesin yeri yurdu, sınıfı yatakhanesi belli olduktan ve dersler de iyiden iyiye başladıktan sonra, hayli katı bir disiplin kendini hissettirmeye başladı. Öyle ki bu disiplin ağabeylerimiz, öğretmenlerimiz, yöneticilerimizden ziyade ziller tarafından uygulanıyordu. Sanki Onlardan çok bizi yöneten uzunca çalan sert tınılı zillerdi. Yatma kalkma, kahvaltı yemek, mütalaa ve ders saatlerimizi hep bu ziller haber verirdi. Okulumuz çok geniş bir alana yayılmış olmasına rağmen ziller en uç noktalardan bile duyulurdu. Düzen böyle kurulmuştu. Kısa sürede alıştık okulun katı kuralları ve disiplinine. Kurallar ve disiplin bilgilenmeyi, iş içinde öğrenmeyi ve başarıyı getirecekti, buna ihtiyacımız vardı.

328 total views, 1 views today

Share