Ocak 1951, Karagözler Köyü Bulgaristan…

Daha henüz 7 yaşındayım…Hava karlı ve oldukça soğuk olmasına rağmen köyde bir göç telaşı yaşanıyor. Hudutların kısa bir süre için açıldığı, bu nedenle Türkiye’ye gideceklerin mallarını satamayacakları konuşuluyor. Parası olanların paralarına ve ziynet eşyalarına da hudutta el konulacağı söylentiler arasında…Köydekiler ne yapacakları konusunda kararsızlar. Ancak Rus yanlısı Sosyalist Hükümetin Türklerle ilgili uygulamalarından da çok rahatsızlar.

Bulgaristan II. Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın yanında yer almıştı. Almanya’nın savaşı kaybetmesiyle Rus Orduları benim doğduğum yıl, 8 Eylül 1944 tarihinde Bulgaristan’a girmişlerdi. Bulgaristan’daki Alman yanlısı hükümet görevden uzaklaştırılmış ve Alman karşıtı gruplar iktidara gelmişti. Bu süreçte Bulgaristan’da yaşayan Türk ve Müslüman-Türklere karşı asimilasyon politikası başlatıldı.

Türk azınlığı sindirmek ve asimilasyon politikaları ile onları eritmek ve bu politikaları benimsemeyen daha üst seviyede milliyetçi söylemlerde bulunan Türkleri sistemden arındırmaya çalıştı. Bu amaç doğrultusunda onları göçe zorlayarak sosyalist bir bakış açısıyla mallarını devlet kontrolüne almayı amaçladı. Yoğun olarak yürütülen din karşıtı propaganda, İslam uygulamalarının fiili olarak yasaklanmasıyla beraber gerçekleşmişti.  Bu nedenle, koşullar ve sonuçları ne olursa olsun, babam ve kan bağı olan amca, dayı, dede Türkiye’ye gitmeye karar vermişlerdi.

Bu söylenenlere ben ve kardeşlarimin aklı ermiyordu. Diğer taraftan çocuktuk, üç erkek kardeştik, oyunlar daha çok ilgimizi çekiyordu. Ailenin en büyük çocuğu bendim. 1944 yılında Bulgaris’tanın Şumnu İlinin Karagözler Köyü’nde doğmuştum. Rahmetli annemin söylediğine göre, mısır çapalarken doğurmuş beni. Rahmetli babam askerdeymiş. Havanın kanal açmaya uygun olduğu Yaz aylarında olmak üzere üç yıl askerlik yapmış. Türklere silahlı eğitim yaptırmak yerine, kanal açma işçisi olarak çalıştırmanın daha iyi olacağını düşünmüş zamanın Bulgar Hükümeti. Kanal açma koşullarının uygun olmadığı kış aylarında, beslememek için evlerine gönderilmişler.

İki numara olan kardeşim Mustafa benden 18 ay sonra doğmuş, yani 5,5 yaşında. Üç numara olan Şaban henüz 4 yaşında…Babam Ahmet ve annem Emine ile birlikte 5 kişilik bir aileydik. Babaannem ile dedemi hiç tanımadım desem yeridir. İkisi de vefat etmişlerdi. Babamın babası Mustafa dedem köyde varlıklı birisiymiş, ”Durgut” sülalesi olarak bilinirmiş. Rahmetli annemin deyimiyle ”deli Durgut” derlermiş bazıları tarafından.

Sisler arasından anımsadığım kadarıyla Mustafa Durgut dedemizden kalan oldukça büyük bir evimizle önünde oldukça büyük bir bahçemiz vardı. Bahçede meyve ağaçlarının yanı sıra harman dövenle hasadı yaptığımız bir alanın da olduğunu anımsıyorum. Evimizin yanından geçen bir dere ve yaklaşık 1000 metre uzakta da tarlalarımız bulunuyordu. Evimizin önünden görülen ormanlık dağın Sakar Balkan olduğunu öğrenmiştim yıllar sonra. Evimizin 30-40 metre ötesinde de Mustafa amcam ve ailesinin oturduğunu anımsıyorum. Rahmetli babamın anlattıklarına göre amcam biraz sorumsuz biriymiş. Her fırsatta evden ayrılıp aylarca gezdiği ve haytalık yaptığı olurmuş. O gezerken, dedemin hem sağlığında hem de vefatından sonra Durgutların bütün yükü babamla annemin üzerinde kalmış. Bu nedenle, babamla amcamın arasının pek iyi olmadığını anımsıyorum. Yüzünü pek çıkaramadığım bir de halam vardı. Pek fazla görüşmemiş olmalıyız ki anılarım arasında yer edinmemiş. Köyümüzde Türkçe eğitim yapan okullar kapatılmış olduğundan, okuma yazma bilen yok denecek kadar azdı. Amcam dışında Bulgarca bilen de yoktu. Amcam da çok gezdiği için öğrenmişti biraz Bulgarcayı.

Köyümüzden birkaç km uzakta ”Aşağı Mahalle” olarak bilinen yerleşim biriminde anneannem Fatma, dedem Halil ile dayılarım Hüseyin, Kerim, Yusuf ve Mustafa ile teyzem Cemile kalabalık bir aile oluşturuyormuş. Rahmetli babamın askere alındığı yaz aylarında, ki kanal açmak için alıyorlarmış, kardeşlerim ve benimle Yusuf dayımla rahmetli Kerim dayım ilgileniyorlarmış. Rahmetli Kerim dayım çok şakacı biriymiş, beni ve kardeşlerimi eğlendirir, oyalarmış. Böylelikle annemin yükü azaltır, Annem de tarlada çalışma fırsatı bulurmuş. Hasat vakti de annemin ailesi yardımcı olurmuş.

Şumnu, Bulgaristan’da Türklerin yoğun olarak yaşadığı şehirlerden biriymiş, hala da öyleymiş edindiğim bilgilere göre.  Karagözler Köyü Bulgaristan’ın kuzeydoğusunda Şumnu’ya 55 km, Karadeniz’e kıyısı olan Varna kentine 90 km mesafededir. Bir bakıma Karadeniz bölgesi köylerinden biridir. Köy tamamen türklerden oluşmaktaydı, yine de öyleymiş. Evimizin önünden görülen ormanlık dağın Sakar Balkan olduğunu öğrenmiştim yıllar sonra. Köyün güneyinde bulunan Sakar Balkan da gerçekten görülmeye değer. Bu balkanın içinde görülmeye değer mağaralar varmış. Çıplak tepe denen yere çıkıldığında bütün Gerlovo Alçağı denen yer rahatlıkla görülürmüş. Köyümüz Tipik Balkan ikliminin özelliklerini taşımakta olup, kışları soğuk, sert, yoğun kar yağışlı, yazları ise sıcak geçmekteydi.

Balkanlar dağlık ve ormanlık yer anlamına gelir. Balkanları, Karadeniz ile Adriyatik Deniziarasındaki genellikle dağlık ve engebeli sahalar oluşturur. Balkanlar’ın dağlık ülkelerinden de biri olan Bulgaristan’ın en önemli dağları Balkan, Rila ve Rodop dağlarıdır. Bulgaristan’daki dağların en yüksek zirvesi 2925 metre ile Rila Dağları üzerinde bulunan Musalla Tepesi’dir. Bu tepe Balkanlar’ın da en yüksek tepesidir. Tepenin ismi sosyalist dönemde Stalin olarak değiştirilmişti.

Köyün geçim kaynağı hayvancılık ve tarımın yanında odunculuktur. Tarım olarak daha çok tütün ve çilek üretimi yapılır. Köyün en büyük sorunu işsizliktir. Bu yüzden köyün gençleri çalışmaya dış ülkelere gitmektedir. Köyde ayrıca avcılıkyapılmaktadır. Balkanlar göç yoludur. Kuşlar her yıl doğal döngü içerisinde Avrupa ve Afrika arasında ki yolu  süzülerek kat ederken, İnsanlar ise siyasi nedenler ve savaşlar nedeniyle bu topraklarda üzülerek göç etmişlerdir. Bazı göçler acılarla dolu, bazı göçler ise kışın  ve baharın habercisidir.

Bölge kurşun, çinko, krom, manganez ve altın gibi madenler bakımından  zengindir. Rila Dağları’ndaki buzul gölleri Bulgaristan dağlarının kayaktan sonra en ilgi çeken turistik değerleridir.  Rodop Dağları’nın en yüksek zirvesi ise 2 bin 666 metredir. Tuna ve Meriç nehirleri Bulgaristan’ın en önemli iki akarsuyudur. Meriç nehri havzası Bulgaristan’ın neredeyse üçte birini kaplar.  Ülkenin en önemli nehri olan Tuna aynı zamanda Bulgaristan–Romanya sınırını oluşturur.  Bulgaristan’da Rodop Dağları’nın kuzeyinden doğan Meriç,  Filibe Ovası’ndan geçer  ve  Edirne’den Türkiye’ye girer. Bulgaristan ovalarında buğday, mısır, ayçiçeği, şekerpancarı ve tütün en yaygın olarak üretilen tarım ürünleridir.

 14. yüzyıl ortalarında Türklerin Rumeli‘ye geçişi Balkanlar’ın tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuş. Osmanlılar Balkan Yarımadası’na ayak bastıklarında bölgede, kendilerine karşı gelebilecek ne güçlü bir siyasi birlik ne de güçlü bir devlet bulunmaktaymış. O dönem Balkanlar’ın en güçlü devletleri olan  bile Osmanlıların askeri gücüne dayanamayarak 15. yüzyıl ortalarında çökmüştü.

 

810 total views, 1 views today

Share