1958 Ağustos Ayı, Niğde Konaklı (Misli) Beldesi…

1926 yılına kadar bir Rum Köyü olan Misli; Roma ve Bizans İmparatorluk çağlarını yaşayan, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluk dönemlerinden geçerek günümüze gelen uygarlık merkezi Kapadokya Bölgesinde bulunan Niğde’nin tarihi köylerinden/kasabalarından biridir. Şimdilerde Konaklı Belediyesi olarak bilinmekte…

İlkokulu bitirmiştim. 1957-58 Eğitim ve Öğretim yılına Niğde’nin Bor kazası 29 Ekim İlkokulunda başlamış olmamıza rağmen, bir buçuk ay sonra, kasım 1957’de köye gelmek zorunda kalmıştık. Bu nedenle ekim-dikim de yapılamamıştı. Babam da Çukurova’ya çalışmaya gitmişti. Annem, kardeşim Mustafa ve ben köyde kalmış ve beşinci sınıfı burada tamamlayarak mezun olmuştuk.

1953 yılında ilkokul birinci sınıfa başladığım bu yerleşim yerinde bir kök ağaç bile yoktu. Nasıl olsun ki… Hristiyanların, dini sembollerine ve temsilleri olan ikonalarına Bizanslılar tarafından en şiddetli saldırıların olduğu dönemde sığındıkları Kapadokya bölgesinin bir parçasıydı bulunduğum köy ve bu köydeki mağaralar. Kendilerini düşmanlarından, özellikle İkonoklazm olarak adlandırılanlardan korumaları ve saklanmaları gerekiyordu. Oysa ağaçlar yaşam belirtileriydi, olmamaları gerekirdi. Böyle bir yerleşim yerinden, Misli ya da Misti ’den söz ediyorum.

1951 yılında, Bulgaristan muhaciri olarak iskân edildiğimiz bu köyde bize, Rumlardan kalma ve hazine arazisi durumunda olan yerlerden,  ekim dikim için 150 dönüm civarında tarla verilmişti. Patates üretiminin verimli olduğu bu tarlalarda, bilmediğimizden, buğday yetiştirmeye kalkmıştı rahmetli babam. Kurak geçen bir yaz sonrasında harmandan kaldırdığımız hasat, tarlaya ektiğimizden daha az olmuştu. Bize ekinin samanı kalmıştı. Bu yüzden rahmetli babam da iş bulurum umuduyla Mersin’e gitmişti.

1958 yılının temmuz ayı sonları olmalı…Hava sıcak mı sıcak, çevremiz kum ve kum, evlerimizin altı ise ucu bucağı olmayan mağaralar. Bu sıcak, bunaltıcı ve can sıkıcı günde tek değişiklik okul arkadaşım Osman’ın annesi rahmetli Hatice teyzenin bize uğraması olmuştu. Bir taraftan koyunlarından kırktığı yapağıyı eğirirken, diğer taraftan da yaklaşan dini bayramlardan biri üzerine annemle sohbet ediyordu. 10 lirasının olduğunu, köye uğramasını beklediği seyyar satıcıdan kumaş alarak Osman’ına bayramlık bir pantolon dikeceğini söylüyordu. Hatice teyzenin annemle yaptığı bu sohbet her nasılsa aklımda kalmıştı. İyi ki kalmıştı…

Akşamüzeri, Hatice teyze bizden ayrıldıktan bir süre sonra, Niğde’den gelen köy otobüsünden çıkan bir tanıdık sarı bir zarf getirdi bize. Zarfı açtığımızda, bir sonraki gün, Niğde’de yapılacak olan İvriz İlköğretmen Okulu yatılılık yazılı sınavlarına davet ediliyorduk. Yaşamım boyunca minnet ve rahmetle andığım ilkokul öğretmenimiz Beyazıt Tuna, kardeşim ve benim adıma sınav başvurusunda bulunmuştu. Ne var ki, Niğde’de iki gün sürecek olan sınavlar için, Niğde’ye gidecek otobüs paramız olmadığı gibi konaklayacak yerimiz de yoktu.

Mersin’deki rahmetli babama ulaşma ve ondan parasal yardım isteme olanağı yoktu. Henüz hasadın yapılmadığı, harmanların kaldırılmadığı köydeki tanıdıklarda yardım alabileceğimiz kimse de yoktu. Rahmetli annemle saatlerce düşündük ama bir çözüm üretemedik. Tam sınavlara katılmaktan vazgeçmiştik ki gündüz bizi ziyaret eden Hatice teyze ile annem arasındaki sohbeti anımsadım. Hatice teyzede ‘’Osman’ımın pantolon parası’’ 10 lira vardı. Gidip istesek mi? Dedim anneme.

Gecenin bir yarısında gittik Hatice teyzeye ‘’Osman’ımın pantolon parası’’nı istemeye. Bizi dinledikten sonra, hiç ikiletmeden verdi parayı ve İvriz İlköğretmen Okulu’nun kapısı açıldı bana…

Rahmetli ilkokul öğretmenim Beyazıt Tuna ve Hatice teyzeye şükranlarımı sunarken, mekânlarının da Cennet olmasını dilerim.

622 total views, 2 views today

Share