Yerfıstığını kabuklarından ayırma, Osmaniye Kasım 1951…

Çukurova’nın olmazsa olmazlarından ilki ve en önemlisi Pamuk tarlalarıydı. Hala da öyledir. Pamuk demek Çukurova için beyaz altın demekti. Çırçır fabrikaları, iplik-dokuma fabrikaları demekti. Bolluk bereket demekti. Güney-doğu Anadolu’dan gelenlerin ekmek parası kazanması demekti…

1951 yılı Ağustos ayı ortalarında Ceyhan’a 7-8 km uzaklıktaki pamuk tarlasında  ‘’mevsimlik işçi’’ olarak başladığımız yaşam tarzımız Osmaniye İli’ne doğru diğer pamuk tarlalarıyla devam etmişti. Yaklaşık 2,5-3 üç aydır bir pamuk tarlasından diğer bir başka pamuk tarlasına geçtik durduk. Yağmurlarla, sivrisineklerle, Çukurova’nın kavurucu sıcaklarıyla, yetersiz beslenmeyle ve hastalıklarla boğuştuğumuz aylar. Geçti ama deldi geçti… Pamuk hasadının sona ermesiyle birlikte bizi Elbistan’dan getiren elçiler tarafından yeni bir işkoluyla tanıştırıldık. Yerfıstığı hasadı ve kabuklarından ayrılması…

Türkiye’de yerfıstığı üretiminin yaklaşık yüzde 81’i Adana, Osmaniye, Toprakkale, Kadirli yörelerini kapsayan Çukurova Bölgesinde gerçekleşiyordu. Üretimde Osmaniye’nin ayrı bir yeri vardı. Öyle ki  ülke üretiminin neredeyse yarısı Osmaniye’de gerçekleşiyordu.  Kendinden sonra gelen bitkiye işlenmiş ve azotça zengin bir tarla bırakan yerfıstığı ekonomik bir bitkiydi. Aynı tarladan iki ya da üç ürün alma şansı veriyordu üreticilerine.

Çukurova bölgesi yüksek gelir sağlayan yerfıstığı yetiştiriciliği açısından önemli bir potansiyele sahipti. Hala da öyledir. Ana ürün olarak ekilecekse pamuk-yerfıstığı-buğday döngüsü,  ikinci ürün olarak ekilecekse buğday-yerfıstığı-pamuk döngüsü uygulanır. Yılda aynı tarladan iki, bazen de üç ürün almak mümkündür.

Osmaniye Çukurova

Dünyada değerli bir yağ kaynağı olan yerfıstığı, protein içeriği bakımından da oldukça zengindir. Türkiye’de daha çok çerez olarak kullanılır. Çerez olarak kullanılabilmesi için kabuklarından ayrılması gerekir. Günümüzde bu işlem oldukça gelişmiş ayırma makineleriyle yapılır. Ancak, 1951’li yıllarda insan emeği ile yapılırdı.

Sisler arasından anımsadığım kadarıyla, büyük hangarlarda toplanmış olan kabuklu yer fıstıklarını ayırmak için sabahın erken saatlerinde işe başlardık. Parmaklarımızla kabukları kırılır ve çerezlik kısmı ayrılırdı. Kabuklarından ayrılan yerfıstıklarının ağırlıklarına göre ücret ödenirdi. Ailemizin kışlık nafakasını çıkarabilmek için biz çocuklar da kabuklarından ayırma işinde çalışırdık. Güçsüz parmaklarımız buna uygun olmadığı için yerfıstıklarını kabuklarından dişlerimizle ayırıyorduk. Bu tür bir ayırma işleminin yaşlılık dönemlerinde dişsiz kalacağımıza neden olacağını bilemezdik.

Yeşilova Osmaniye

Yerfıstığı kabuklarını ayırma işinin olmadığı günlerde tarlalara çapa yapmak için gidilirdi.  Hasadı biten tarlalarda bitki artıkları temizlenip, ikinci ya da üçüncü ürün için hazırlık  yapılırdı. Bir taraftan da kışı nerede ve nasıl geçireceğimiz konuşulurdu. İşsiz kaldığımız günlerde babamın Osmaniye civarındaki Toprakkale ve Haruniye gibi yerleşim birimlerini gezerek kışı geçireceğimiz yer aradığını anımsıyorum.

Osmaniye Düziçi beldesi Yeşilova köyünde rastladığı Osman adında birisinin atalarının Bulgaristan Karagözler Köyünden geldiğini öğrenmiş. Sonradan Osman Dayı diyeceğimiz bu kişinin oldukça uzaktan akraba olduğu da konuşmalar sırasında ortaya çıkmış. Osman Dayı, Osmaniye’de bir dere kenarındaki çadırlarda yaşayan Karagözler köylülerini, yani bizleri köyüne davet etmiş. Böylece 1951 yılını 1952 yılına bağlayan kış aylarını geçireceğimiz bir köy bulmanın sevinciyle çadırlarımızı toplamaya başlamıştık yeni bir göç için…

400 total views, 1 views today

Share