Gourdon-Bir Orta Çağ Köyü-Nice Fransa

 

26 Mayıs 2015 Salı, Fransa…

Cote D’Azur’da satın aldığımız ikinci tur kapsamındaki Grasse ve Galimard Parfüm Üretim fabrikası gezildikten sonra Gourdon’a doğru yola çıkıldı. Grasse’dan 4 km uzaklıktaki bir Ora Çağ köyü olan Chateauneuf geçildikten sonra D3 karayoluna girildi.Alp Dağları eteklerinde keyifli bir yolculuk başladı.

Gourdon-Cote D’Azur-Fransa

Kıvrılarak giden yollarda tırmanarak gittikçe yükseliyorduk. Grasse’nin arkasındaki Pre-Alplerde doğan ve Akdeniz’e doğru derin bir vadi oluşturarak yoluna devam eden Loup Nehri iyice aşağılarda kalıyordu. Tırmanma işlemi Gourdon Kanyonu kıyısına kadar devam etti. Rehberimiz ve kaptanımız Alex bölgenin en yüksek noktasında mola verdi.  Bize, kanyonun karşı kıyısında bir kartal yuvasını andıran tepedeki Gourdon Köyü’nü gösterdi. Manzara harika olup tepenin üstüne elle konmuş gibi bir köy vardı kanyonun karşısında.


Devasa bir vadiye bakıyordu Gourdon. Etrafındaki yüksek tepelerden yamaç paraşütü yapıldığını da söylüyor Alex. Deniz seviyesinde yaklaşık 1200 metre yükseklikteki bu yerde mola veren Alex Grasse’taki parfüm üretim fabrikalarının hammaddesi olan bitkilerin, lavantaların, güllerin tarlalarını göstermek istiyor bize.

Gourdon-Cote D’Azur-Fransa

Lavanta ve gül bahçelerinin bulunduğu kanyon kıyısındaki orman içine sürüklüyor bizi. Grasse ve Gourdon’un da içinde bulunduğu Provence bölgesini ve bu bölgenin sembolü olan lavanta tarlalarını, özellikle çiçek açma dönemlerinde, ziyaret etmek, hayatta en az bir kez yaşamanız gereken bir deneyimdir diyor rehberimiz Alex.

Lavanta tarlalarını gezdikten sonra bu kez de bizi  Gourdon Kanyonu kıyılarına götürüyor. Biraz yürüdükten sonra bir seyir terasına ulaşıyoruz. Seyir terasından kanyon ve Alp Dağları bir başka güzel ve gizemli görünüyor. Bir süre kendimizden geçerek kanyonu ve çevresini izliyoruz. Kanyon ve çevresinin panoramik fotoğraflarını çektikten sonra tur arabamıza geri dönüyor ve Gourdon’a doğru gidiyoruz…

Çevresindeki yamaçlar ve tepelerde Orta Çağ köylerinin sıralandığı Loup Nehri Grasse’nin arkasındaki Pre-Alplerde doğar. Akdeniz’e doğru derin bir vadi oluşturarak yoluna devam eder. Nehir yatağı boyunca şelaleler ve diğer doğal güzellikler nefes kesici manzaralar sunar.Konakladığımız yer olan Milleneuve-Loubet’ta Akdeniz’e ulaşır. Akdeniz’e ulaşıncaya kadar da geçtiği yerlerin yamaçlarına kurulmuş köyleri taçlandırır.

Gourdon-Cote D’Azur-Fransa

Taçlandırılan bu köylerden biri de Gourdon Köyü’dür… Çevreden izole edilmiş bu kaya sığınağı 961 yılında Gourdon ailesine verilmiş. Köyün adı bu aileden gelmektedir. Gourdon, Loup Nehri’nden yaklaşık 500 m yüksekte bir yamaç kenarındaki eski bir Sarazen Kalesinin yerine yapılmış. 13. Yüzyıldan kalma Cheteau de Gourdon’un etrafında gelişen köydeki tarihi evler olduğu gibi korunmuş.Bu kaya tepesindeki antik evler arasında bir de küçük kilise bulunuyor.

Gourdon-Cote D’Azur-Fransa

Korunmuş ve kullanılmakta olan bu yapılar yerli ve yabancı turistleri cezp etmeye devam ediyor.  Bal rengi kesme taştan yapılan evleri ve kilisesi ile çok hoş küçük bir köy Gourdon. Kartal yuvası gibi bir tepenin üzerinde kurulmuş Gourdon Kalesi. Kaleden kilometrelerce ötesinin görüldüğü muhteşem bir manzara var.

Köydeki dar sokakları gezerken Ortaçağ evleri ve parfüm mağazalarının yanı sıra bir de şatoya rastladık. Geçmişte Gourdon ailesi ve varislerinin yaşadığı şato tipindeki yapı müze haline getirilmiş. Kapalı olduğu bir zaman diliminde olduğumuzdan ziyaret edemedik.  İnternetten edindiğimiz bilgilere göre müzenin taraçalı bahçelerini, Paris’teki Tuileries Bahçeleri’ni de düzenlemiş olan Le Notre düzenlemiş. Alex’in söylediğine göre müzede, aralarında Henry Rousseau’nun bir eserinin de yer aldığı, sanat koleksiyonu varmış.

Kendimizi yeryüzünün tavanında zannettiğimiz bu antik ve gizemli köyde nefes almadan dolaşıyoruz. Köyde sanat atölyeleri görüp, onlardan birini ziyaret etme fırsatı da buldum. Tek giriş kapısı olan ve oldukça korunaklı Gourdon köyünün dışında lavanta, yasemin ve gül tarlaları bulunuyor. Temmuz ve Ağustos aylarında çiçeklenen lavanta ve yasemin tarlalarının manzaraları muhteşemdir diyor rehberimiz.Yalnız bu tarlaları görmek için gelenler varmış buralara.

İkinci tur kapsamında daha görecek yerlerimiz olduğundan, rehberimizin bize ayırmış olduğu saatin bitiminde tur aracımızın yanına gidiyoruz. Yeni rotamız Tourette sur Loup…Gourdon Kalesi ve çevresine el sallayarak yeni rotamız doğrultusunda harekete geçiyoruz.

4,298 total views, no views today

Share

Grasse-Parfümün Başkenti-Fransa

26 Mayıs 2015 Salı…

Baıe-des-Agnes Marina merkezli konaklama yerinde dördüncü günümüz. Buraya gelmeden önce, kaldığımız Hotel Best Western Syracuse aracılığı ile iki tur satın almıştık. Birinci Tur kapsamında bulunan Nice, Eze, Monte Carlo, Monaco, Cannes ve Antibes yöreleri bir gün önce gezildi ve görüldü. Bu gün ikinci tur kapsamında bulunan Grasse, Gourdon, Tourette sur Loup, Vence ve St. Paul de Vence yöreleri gezilecek.

Saat 09,00’da rehberimiz ve kaptanımız Mercedes araba ile geldi. Adının Alex olduğunu öğrendiğimiz kaptanımız sıcakkanlı, anlaşılır bir dilde konuşkan biriydi. Kanımız ısındı birden… Tanışma faslından sonra tur arabamıza bindik. Alex su ihtiyacımızı da düşünmüş olmalı ki, pet şişelerde su da koymuştu. Harekete geçmeden ve motoru çalıştırmadan önce kısa ve anlaşılır bir açıklama ile ilk ziyaret yerimizin Grasse olacağını bildirdi.

Grasse bir tarih ve sanat kenti olmakla birlikte, dünyanın parfüm başkenti olarak tanınıyor. Bu nedenle, Grasse merkezine girmeden önce Fransa’da üç parfüm üreticisinden biri olan ‘’Galimard Parfüm Üretim Fabrikası’’ ve bölümlerini ziyaret etmenin faydalı olacağını söyledi. Cannes ile Nice arasında, kıyıdan bir hayli içerideki Alp Dağları’nın uzantısı olan Azur Dağları eteklerinde kurulmuş olan Grasse, konaklama yerimizden 30 km uzaklıktaydı. A8 otoyolu üzerinden, Cannes yönünde hareket eden aracımız Antibes kavşağında Sait Bernard bağlantı yolu üzerinden Grasse yoluna girdi. Bir rampayı tırmandıktan sonra da Route du Parc üzerinde ilerlemeye başladı.

Hareketimizden 45 dakika sonra da ilk mola noktamız olan Parfümerie Galimard otoparkına ulaşmıştık. Rehberimiz ve kaptanımız Alex bizi tanıttı ve üretim aşamalarını görmek istediğimizi söyledi. Bir süre sonra da bir hostes önümüze düşerek fabrikayı ve üretim aşamalarında kullanılacak olan kökler, baharatlar, lavanta, yasemin ve gül gibi hammaddeleri tanıtmaya başladı.

Grasse ve Gourdon çevresinde, Alp Dağları eteklerinde lavanta, yasemin ve gül tarlaları oluşturulmuş parfüm ya da koku fabrikalarındaki üretimler için. Gül, Grasse şehri için önemli bir yere sahip diyor açıklama yapan hostes. Zaten kullanım amaçlı ürettikleri ilk koku gül kokusu olmuş.  Ardından portakal çiçeğinin ve yaprağının esansını ya da kokusunu çıkaramaya başlamışlar. Daha sonra da baharatlardan, köklerden ve farklı maddelerden koku üretmeye başlamışlar.

Portakal çiçeği, yasemin, gül gibi narin birçok çiçek Grasse çevresindeki tarlalarda yetişiyormuş. Ama nadir bulunan kokular için Alp Dağları eteklerinde çiçek bahçeleri oluşturmuşlar.

Tarihi ve doğal güzellikleriyle oldukça cazip olan Grasse, parfüm endüstrisine yönelmeden önce halkının geçimini hayvancılık ve dericilik ile sağlayan bir şehirmiş. Bu nedenle popülerliği olmayan sıradan kasabalardan biriymiş. Deri kokusuna tahammülü olmayan halktan insanlar bu kokuyu bastırmak amaçlı koku işine yönelmeye karar vermişler. Her türlü bitkiden koku çıkarma çabasına girişmişler. Böylelikle Fragonard, Galimard ve Molinard markaları ortaya çıkmış. Gezmekte olduğumuz fabrikanın alt yapısı ve markası 1747 yılında, Grasse’da yaşamış olan Jean de Galimard tarafından atılmış.

Grasse parfümeri Fransa’nın milli mirası, Galimard parfümeri evi de onun ayrılmaz bir parçasıdır diyor açıklama yapan hostes. Fragonard markası ise 18. Yüzyıl Fransız saray ressamı olan Jean-Honore Fragonard oluşturulmuş. Fragonard üretim fabrikası ile satış bölümünü Eze Köyü girişinde de görmüş ve ziyaret etmiştik. Bu nedenle, Grasse’da ayrıca Fragonard üretim merkezini görmemiz gerekmiyor. Üretim merkezinde açıklamalarda bulunan hostes, istekli ve meraklı konukların, merkezdeki uzmanların da yardımıyla, kendi kokularını üretebileceklerini söylüyor.

Grasse

Üretim merkezinin bilgi veri tabanına da işlenecek olan bu kişinin kendi kokusu, istenildiğinde fabrikaya sipariş verilebilecekmiş. Şehirde yaklaşık 3500 kişiye istihdam sağlayan 60’a yakın koku firması varmış. Bildiğimiz tüm ünlü markaların ana esanslarını ürettikleri gibi kendi serilerini de üretiyorlarmış. Bu nedenle, şehir merkezinde bulunan butik dükkânlarında da saf parfümler, esans yağları, sabunlar ve doğal oda kokuları bulmak mümkünmüş. Ancak, üretim fabrikalarındaki fiyatların daha ucuz olduğunu söylemişti rehberimiz Alex.

Yarım saate yakın süren fabrikadaki üretim aşamaları ve bilgilendirmeden sonra satış bölümüne ulaştık. Eşim Serap hem kendisi için hem de yakınları ve dostları için koku, kokulu sabunlar ve benzeri şeyler aldı. Alış veriş de tamamlandıktan sonra Grasse şehir merkezine gidiyoruz.

Daha önce de değindiğim gibi Grasse, Fransız Riviera’sının sahil şehirleri Nice ve Cannes’ın ortasında, içeri kısımda dağlık bir bölgede kalıyor. Fransızların tanımlamasıyla, Provence-Alpes-Cote D’Azur bölgesinin Alpes Maritimes kısmında yer alıyor. Deniz seviyesinden 300-350 metre yukarıda, engebeli yamaçlara kurulmuş.

Grasse

Alabildiğine yeşil olan bu kent konuklarına enfes bir hava ve dağ manzarası sunuyor. Güzel manzaralı ufak bir meydanı var. Hayat sakin ve rahat, taşıt gürültüsü neredeyse yok gibi. Ufacık, butik bir şehir olan Grasse adeta bir film seti gibi…

Old City olarak tanımlanan Grasse’ın sokaklarına giriyoruz. Bütün Avrupa kentlerinde olduğu gibi daracık ve pastel renkli sokaklar karşımıza çıktı. Ancak, Endülüs kentlerinden Ronda, Sevilla ve Cordoba sokaklarında gördüğümüz güzellikleri burada bulamadık. Sokaklar oldukça bakımsızdı.

Kaptanımız tarafından bize ayrılan bir buçuk saat içinde şehrin sokaklarını rahatça turladık. Kaptanla buluşmak üzere, ufak meydana yakın bir kafeye oturarak ünlü biralarını da içtik. Tam saatinde rehberimiz ve kaptanımız Alex de gelip, kahvesini içtikten sonra, Alp dağları eteklerinde ve oldukça yüksek bir tepede kurulmuş olan Gourdon köyüne doğru yola çıktık.

Yolu yarılamıştık ki Alex mola verdi ve bizi parfümlerin ana maddesini oluşturan lavanta tarlalarına götürdü. Grasse ve Gourdon’un da içinde bulunduğu Provence bölgesini ve bu bölgenin sembolü olan lavanta tarlalarını, özellikle çiçek açma dönemlerinde, ziyaret etmek, hayatta en az bir kez yaşamanız gereken bir deneyimdir diyor rehberimiz Alex.

Lavanta tarlalarını gezdikten sonra bizi tekrar yönlendiren Alex, Gourdon Kanyonu kıyılarına götürüyor. Biraz yürüdükten sonra da bir seyir terası bulup, kanyon ve çevresinin panoramik fotoğraflarını çekiyoruz. Seyir terasından kanyon ve Alp Dağları bir başka güzel ve gizemli görünüyor. Bir süre kendimizden geçerek çevreyi izledikten sonra tur arabamıza geri dönüyor ve Gourdon’a doğru gidiyoruz…

Grasse -Cannes Cote D’Azur

Cote D’Azur

6,936 total views, 2 views today

Share

Nice Kalesi-Cote D’Azur Fransa

 

Cote D’Azur’un başkenti konumunda olan Nice’te, Place du Palais Justica, Place de Rossetti, Place Garibaldi, Cours Saleya ve üst kısımları Eski Şehir ya da Vieille Ville olarak biliniyor. Eski şehir bölgesi, birçok şehirde olduğu, gibi Nice’in de kalbi diyebiliriz.

Nice Kalesi Fransa

Dar sokakları ve tarihi binalarıyla Nice’in en tarihi bölgesidir Vieille Ville. Kentin M.Ö. 350 yılı civarında Marsilyalı Yunanlılar tarafından, komşu Ligurianlara karşı kazandıkları zafer sonrasında kurulduğu sanılıyor.

İlk ismi “Nikaia” olan şehrin bu adının, yunan mitolojisinde zafer tanrıçası olan “Nike” isminden geldiği söyleniyor. Kısa sürede Ligurian bölgesinin önemli bir ticaret merkezi haline gelen Nice, aynı zamanda komşu Roma kenti Cemenelum’ un da baş rakibi olmuş. Cemenelum kalıntıları olan Roma hamamları Nice’in “Cimiez” bölgesinde görülebilir. Nice’in en etkileyici ve panoramik yeri neresidir? Sorusunun yanıtı Nice Kalesi’nde yatmaktadır.

Gerçi Google haritalar ve internet sorgulamalarında Parc du Chateau olarak geçiyor ama biz yine de Nice Kalesi diyelim. Château sözcüğü Fransızcadan Türkçeye Şato olarak geçmiş. Genelde Şato, Orta Çağ Avrupa’sında bir bölgenin derebeyinin oturduğu büyük ve korunaklı binalara verilen isim olarak biliniyor. Şatolar ilk zamanlarda feodal beylerin yönetim merkezi ve oturduğu yerdi. Daha sonraki tarihlerde şatolar asillerin de oturduğu geniş ve korunaklı özel meskenler haline geldi.  “Chateau” kelimesinin tam Türkçe karşılığı “Hisar”dır diyor bazı dilbilimciler.

Nice Kalesi Cote D’Azur Fransa

Şatolar, toprak sahibi olan derebeylerinin kendi malı olarak görülürdü.  Avrupa’da, Şatoların bu özelliklerinden ötürü şehirlerin savunma yapıları olan kale ve hisar gibi yapılar yöneticiyle özdeşleşmiş ve ikamet ağırlıklı olmuşlardır. Şato ve kale aynı anlamda kullanılır olmuştur. Eski Nice’te bir kayalık üzerinde 12. Yüzyılda oluşturulan kale, 1706 yılında 14. Louis tarafından yerle bir edilir. Yalnız 16. Yüzyıl yapısı olan Tour Bellanda kalır.

Antik Yunan motifli seramik mozaiklerle süslenmiş olan bu yapı bugün, kent ve çevresinin muhteşem bir panoramasını sunan bir teras olarak kullanılmaktadır. Piknik için harika bir yer olarak tanımlanmaktadır. Kalenin 14. Louis tarafından yıkılmasından sonra yeni bir kale yapılmamış, kayalık tepe park olarak kullanılmaya başlamış.

Nice Kalesi Cote D’Azur Fransa

27 Mayıs Perşembe günü eşimle Nice’e geldiğimde birlikte Eski Nice bölgesindeki Nice Katedrali’ni gezdik.  Sonrasında eşim kale bölgesine gitmek istemediğini, ama bana da engel olmayacağını söyledi. Bir buçuk saat sonra Massena Meydanı’nda buluşmak üzere birbirimizden ayrıldık. Haritalarda montée du château olarak tanımlanmış olan ‘’Kale tırmanma yolu’’na girdim. Castle Park ya da Parc du Chateau olarak bilinen 92 metre yükseklikteki tepeye tırmanmaya başladım. Eğimli ve dönemeçli bu yol beni önce Yahudi-Hıristiyan Mezarlığı olan Cimetiere Israelite bölgesine götürdü.

Nice Kalesi Cote D’Azur Fransa

Nice Kalesi’ndeki bu mezarlık, Fransa’daki en güzel mezarlıklardan biridir diyor Fransa’yı tanıynlar. 14 000 metrekarelik bir alana yayılmış olan mezarlık bütün şehir panoramasına hâkim olup, açık hava müzesi gibidir. 1783 yılında eski kalenin üzerine kuruluş olan Cimetière du Château’da 2800 mezar bulunmaktadır. Garibaldi ailesinin fertlerinden bazılarıyla Nice’in en ünlü insanlarının, sanatçılarının, idarecilerinin ve milletvekillerinin de mezarları bulunmaktadır. Yahudi bölümü, Protestan bölümü ve Katolik bölümü olmak üzere mezarlık üçe bölünmüş.

Mezarlık girişindeki Holy Trinity Şapel 1935 yılında yapılmış. Mezarlıktan çıkarak Nice’ın panoramik fotoğraflarını çekebileceğim teraslar arıyorum. Bu teraslarda panoramik fotoğraflar çektikten sonra zirveye çıkma yollarını bulmaya çalışıyorum. Sonradan öğreniyorum ki Şato parkına çıkmak için paralı asansörün yanı sıra tırtıla benzeyen minik turist araçları da varmış.

Nice Cote D’Azur Fransa

Nice’in, kalenin en üst konumundaki görüntüsü nefes kesicidir. Kaleden kente baktığınızda ‘’Vay canına! Ne güzel şehir manzarası’’  Dememek elde değildir. Kıyı bandındaki güzel plajlar ve eski renkli kırmızı çatıların üzerinden görünen muhteşem Vieux Port. Kalenin üst kısmından manzaranın keyfini çıkarmak için düzenlenmiş seyir terasları vardır.

Kalenin en üst katında geniş bir alan ve bu alanda kafe ve çocukların vakit geçirecekleri oyun alanları bulunmaktadır. Seyir teraslarından Nice’in güney bölümüne bakıldığında Promenade des Anglais, yani İngiliz Koşuyolu ile muhteşem plajları göz alıcıdır. Daha ilerilere bakıldığında ise bizim konakladığımız Baıe des Agnes’i bile görmek mümkündür.  Bu muhteşem görüntülere kendimi kaptırmışken her nasılsa birden saatime bakıyor ve eşimle buluşmak için 15 dakikalık bir zamanımın olduğunu görüyorum. Koşarcasına kaleden iniyor ve zamanında eşimle buluşarak, Cannes’a gitmek üzere otobüse biniyoruz. Eşim kale ile ilgili izlenimlerimi sorduğunda özetliyorum ama birçok yerini gezemediğimi ve 29 Mayıs 2015 Cuma günü tekrar Nice’e geleceğimi söylüyorum.

Nice Cote D’Azur Fransa

29 Mayıs 2015 Cuma günü yalnız olarak geldiğim Nice’te Garibaldi Meydanı’nı dolaştıktan sonra, kalenin etrafından dolaşarak Nice Limanı’na ulaşıyorum. Çevresini tanıma turlarımdan sonra, bu kez kalenin doğusundan, liman tarafındaki Montee Montfort’tan giriş yapıyorum. Kıvrımlı ve asırlık ağaçların bulunduğu yolları izleyip, yaklaşık 90 metre yükseklikteki zirveye tırmanmaya başlıyorum.

Zirveye giden ormanlık içinde patika türünde değişik yollar var. Rastgele seçimlerle gidiyorum zirveye. İnternetten öğrendiğim ve çok merak ettiğim yapay şelalenin havuzuna rastlıyorum. Su devri daimi olmadığından, şelale de yoktu. Biraz oyalandıktan sonra tekrar yürümeye başlıyor ve kayanın zirvesine ulaşıyorum. O da ne! Sanki 7’den 70’e herkes burada…

Öğrenci grupları, turist grupları, piknik yapanlar, özel olarak düzenlenmiş teraslardan panoramik fotoğraf çekenler…  Ulaştığım bu kayanın üst kısmında, havadar yeşil alanlar, çocuk oyun alanları, bol gölgeli köşeler ve özel olarak hazırlanmış seyir terasları vardı. Serinlemek, dinlenmek ve muhteşem manzaranın tadını çıkarmak isteyen insanların akınına uğramıştı burası.

Dinlence ve park alanı olarak kullanılan bu bölgede kendimi mücevher kutusunda zannettim. Özel olarak düzenlenmiş seyir teraslarından birinde Nice Limanı ve ufukta Eze görünürken, diğer seyir terasında Vieille Ville ve meydanları, Massena Meydanı, İngiliz Koşuyolu ve ufukta bizim konakladığımız Baıe-des-Agnes görünüyordu. Yeterince panoramik fotoğraf çektikten sonra, Eski Nice Kalesi’nden günümüze ulaşabilen Antik Yunan motifli seramik mozaiklerle süslenmiş Tour Bellanda’ya gidiyorum.

Oldukça büyük bir seyir terasının olduğu bu yerden Nice körfezinin muhteşem bir görüntüsü vardı. Dakikalarca seyredip, fotoğraflarını çektikten sonra, asansörün bulunduğu bu yerden, merdivenleri kullanarak indim konaklama yerime geri dönmek için…

6,022 total views, no views today

Share

Old City Nice-Cote D’Azur Fransa

27 Mayıs 2015 Çarşamba günü Nice’e yaptığımız ziyarette Fransızların Promenade des Anglais dedikleri İngiliz Koşuyolu, sahil bandındaki plajlar, tarihi yapılar,  Massena Meydanı ve çevresini gezme fırsatı bulabilmiştik. Programda Cannes kenti ziyaretinin de olması zaman kısıtlamasına neden olmuştu. Bu nedenle de Nice’e tekrar gelmeli, Fransızların deyimiyle Vieux Nice ya da Vieille Ville ile Nice Kalesi gezilmeliydi.

Cote D’Azur

28 Mayıs Perşembe günü Grasse, Gourdon, Tourrettes-sur-Loup ve St. Paul de Vence’yi kapsayan tur 2’ye katılacaktık. Oysa Cuma günü istediğimiz gibi takılacağımız bir gün olacaktı. 29 Mayıs 2015 Cuma günü geldiğinde eşim denize girmek istediğini söyledi. Benimle Nice’e gelmiyordu. Yalnız gitmek zorundaydım. Doyurucu bir kahvaltıdan sonra, Cannes’dan 08,45’ te kalkan ve bizim konaklama yerimiz olan Baıe-des-Agnes’ten geçen otobüse yetişmek üzere harekete geçtim. Çok beklemeden gelen 200 numaralı otobüsle saat 10 civarında Nice Massena’ya ulaşmıştım.

Önceden yaptığım program uyarınca, Fransızların Vieille Ville dedikleri Eski Şehir Nice ya da Antik Nice’i gezmek birinci önceliğimdi. Massena Meydanı’na en yakın ve en kolay ulaşabileceğim yer Place du Palais Justica olarak bilinen Adalet Sarayı Meydanı idi. Alexandre Mari Sokak yardımıyla Adalet Meydanı’na doğru yürümeye başladım. Böylelikle Vieille Ville’ye ayak basmış oluyordum. Kale, Cours Saleya ve üst kısımları Eski Şehir ya da Vieille Ville olarak biliniyor.

Cote D’Azur

Eski şehir bölgesi birçok şehirde olduğu gibi Nice’in de kalbi diyebiliriz.  Dar sokakları ve tarihi binalarıyla Nice’in en tarihi bölgesidir Vieille Ville. Kentin M.Ö. 350 yılı civarında Marsilyalı Yunanlılar tarafından, komşu Ligurianlara karşı kazandıkları zafer sonrasında kurulduğu sanılıyor. İlk ismi “Nikaia” olan şehrin bu adının, yunan mitolojisinde zafer tanrıçası olan “Nike” isminden geldiği söyleniyor. Kısa sürede Ligurian bölgesinin önemli bir ticaret merkezi haline gelen Nice, aynı zamanda komşu Roma kenti Cemenelum’ un da baş rakibi olmuş. Cemenelum kalıntıları olan Roma hamamları Nice’in “Cimiez” bölgesinde görülebilir.

Cote D’Azur

Eski Nice, Barok mimarinin hâkim olduğu bir bölge olarak karşımıza çıkıyor. Burada görülecek çok müze, saray, yapı var. Nice ve çevresi uzun yıllar İtalyan egemenliği altında kalmış. Halkın büyük çoğunluğu da İtalyan’mış. 19. yüzyılda Fransa İtalya’ya göre daha zengin ve güçlü olduğundan, 1860 yılında yapılan referandum ile Nice ve bulunduğu bölge Fransa’ya bağlanmış. Bu nedenle, o dönemden kalma evlerde tipik İtalyan mimari özellikleri de görülüyor. Konuşmayı ve yakın iletişimi seven İtalyanların yaptığı birbirine yakın binalar ve pencereleri kepenkli evler yan yana sıralanmış.

Eski kentin merkezi konumunda olan Adalet Meydanı, canlı bir turizm merkezi olarak biliniyor. Meydan çevresinde Neoklasik mirasın görkemli örneklerinden biri olan Hukuk Mahkemesi binası ya da Adalet Sarayı bulunuyor. Renkli kaldırım taşlarına bakmakta olan Adalet Sarayı’nın anıtsal merdivenleri önemli öğelerden biri olarak kendini gösteriyor. Bir diğer anıtsal yapı da Divo Jakoba Kilisesi’dir. Güzel bir çeşmenin de bulunduğu meydana bakan Palais Rusca Adalet Sarayı’nın ek binalarından biri.

Cote D’Azur

Bir zamanlar askeri bir kışlanın parçası olduğu söyleniyor. Adalet Meydanında yeterince dolaştıktan sonra Eski şehrin dar sokaklarına giriyorum. Bir taraftan yürüyerek antik kenti keşfetmeye çalışırken, bir taraftan da Rossetti ailesi tarafından çekirdeği oluşturulan Rossetti Meydanı konumuna ulaşmaya çalışıyorum. Place du Palais Justica olarak bilinen Adalet Sarayı Meydanı’nın kuzey doğusunda eski şehrin mücevherlerinden biri, Place de Rossetti bulunuyor. Nice Katedrali’nin de bulunduğu bu meydan Eski Şehrin mücevher parçası olarak değerlendiriliyor gezginler tarafından.

Başta katedral olmak üzere, meydan çevresindeki yapıların tarihleri çok eskiye dayanıyor. Oldukça eski tarihlerde Piazza Santa-Reparata denilen bu küçük yerin şansı, 1825 yılında bir asfalt yolun meydana ulaşmasıyla değişmiş. Rosetti Ailesi’nin girişimleriyle bölge gelişmiş. Aileden Honore Rossetti bir şövalye, Dominika Rossetti şair ve Cesar Rossetti avukat sadece birkaç isim olarak karşımıza çıkıyor.

Eski şehirde dolaşırken mola verilmesi gereken güzel bir meydan Rossetti. Havaalanına gitmek için otobüs duraklarının da bulunduğu bu meydan her zaman hareketli ve kalabalık… Meydanda çok sayıda restoran, bar, cafe, yeme içme mekânları bulunuyor.. Nice’te güzel bir kare oluşturmuş Place de Rossetta. Nice kentini ve özellikle Rossetti Meydanı çevresini süsleyen Barok tarzda inşa edilmiş yapıları 17. Yüzyıla aittir. 19. Yüzyılda Nice’ e gelmeye başlayan İngiliz Aristokrasisi, kentin gelişimine büyük katkıda bulunmuş.

 

Kraliçe Victoria 1895-99 yılları arasında düzenli olarak kenti ziyaret edip Cimiez’ deki Victoria Otelinde kalmış. Kraliçe Victoria ve saray erkânının bu ziyaret ve konaklamaları Nice’e olan ilgiyi arttırmış. Zamanla, İngiliz ve Avrupa yüksek sosyetesinin sevilen mekânı haline gelmiş. Meydanın ayrıcalıklı ve popüler olmasının nedenlerinden biri de Nice Katedrali. Nice Katedrali ilk defa 13. Yüzyılda inşa edilmiş. Yaklaşık 400 yıl sonra da, 1650-1699 yılları arasında, Jean-Andre Guibert tarafından yeniden tasarlanarak inşaatı yenilenmiş.

Cote D’Azur

Katedralin Barok tarzındaki inşası 49 yıl sürmüş. 1699 yılında tamamlanan katedral Meryem Ana ve Aziz Reparata için adanmış. Nice Katedrali’nin en eşsiz özelliklerinden biri, katedral içinde, her biri belli bir dini temaya adanmış olan on şapelinin bulunmakta oluşudur. Katedrali gezerek bir hayli fotoğraf çekiyorum.

Katedralden bir sonraki durağınız, dondurma seviyorsanız, ünlü Fenocchio dondurma dükkânı önündeki insan kuyruğu olmalıdır. 1966 yılında açılan dondurma dükkânı bir aile şirketi olup, o zamandan beri ailece işletilmektedir. Dondurmacıda benzersiz tatlar yelpazesi oldukça geniştir. Farklı lezzetlerde 95 çeşit dondurma ve 35 çeşit şerbet bulunmaktadır. Sunulan tatlar arasında çikolata, vanilya, lavanta, gül, domates, fesleğen ve daha fazlası vardır. Dondurmacı dükkânı önünde her zaman kuyruklar olduğunu öğreniyorum. Kuyrukta bekleyenler, ‘’Fenocchi dondurma dükkânını ziyaret bir zorunluluktur.’’ Diyorlar. Geceleri müzik ve eğlence dolu bambaşka yerlere dönüşen Rossetti’de yerel restoranlar Fransa ve İtalyan mutfağından farklı tatlar sunmaktadır.

Rossette Meydanı’nda yeterince kaldıktan sonra, Eski Şehir ya da Vieux Nice’de kurulan açık pazarları da içinde barındıran bölgeye geçiyorum. Eski Şehrin mutlaka görülmesi gereken yerlerinden biridir Cours Saleya. Vieux Nice ile denizi birbirinden ayıran surların dibinde, surlar boyunca kurulmuştu ben gittiğimde.

Pazarı panoramik olarak fotoğraflamak istiyorum. Uygun bir yer ararken surlara çıkan merdivenleri görüyorum. Benim gibi düşünenlerin doldurduğu sahanlığa çıkarak fotoğraflarımı çekiyorum. Nice’te yerel ürünlere yönelik alışveriş yapmak isterseniz burası iyi bir seçenek…

Temelde birçok yerde bulabileceğiniz tezgâh usulü bir Halk Pazarı demişlerdi daha önce buraları ziyaret eden bazı arkadaşlar. Bizdeki semt pazarlarının bir çeşidi olmalı diye düşünmüştüm. Cours Saleya’nın kelime kökenlerine baktığımızda ‘’Fiyatlı Pazar’’ ya da ‘’Ucuz Halk Pazarı’ kavramlarına ulaşabiliriz.

Yerelde üretilen sabunlar, parfümler, çeşitli hediyelik eşyalar, çiçekler… Dünyanın en meşhur çiçek ve antika pazarı burada kuruluyor. Antika pazarının Pazartesi günleri kurulduğunu öğrenmiştim internetten. Diğer günler meyve, sebze, et, balık, kahvaltılıklar ve hediyelik eşya satışları yapılıyormuş. Çiçekler rengârenk… Yöresel lezzetler, kavanozda incir reçeli, zeytinyağları, değişik sirke ürünleri, hediyelik eşyalar, mis kokulu sabunlar, bulabileceğiniz ürünlerden sadece birkaçı…

Çok büyük bir pazar değil, başka bir yere giderken veya öğle yemeği seçenekleri aranırken uğrayabilirsiniz. Pazarın iki yanında da restoranlar yer alıyor. Cours Saleya olarak tanıtılan açık halk pazarında yeterince zaman harcadıktan sonra, önce Massena Meydanı’na sonra da Place Garibaldi’ye doğru yürümeye başlıyorum. Tramvayla da gitmek mümkün ama bir yöreyi tanımanın en iyi yolu yürüyerek gezmek diye düşünüyorum.

Garibaldi Meydanı şehrin kuzeyinde yer alıyor. Yaklaşık olarak 15 dakika yürüyerek meydana ulaşıyorum. Geniş bir meydan… Ancak meydanda pek fazla bir şey yok derken, fıskiyeli bir havuz ile içindeki bir heykel dikkatimi çekiyor.  Yakından baktığımda heykelin İtalya Devleti’nin kurulmasına öncülük eden Giuseppe Garibaldi’ye ait olduğunu görüyorum.  Garibaldi Nice doğumlu, o dönemde Nice İtalya topraklarındaymış.

Giuseppe Garibaldi   İtalya Devleti’nin kurulmasına öncülük etmiş biri. İtalyanlar tarafından İtalya’nın en büyük kahramanı ve yurtseverlerinden biri olarak kabul ediliyor. İnternetten yaptığım araştırmaya göre, Garibaldi kişisel olarak pek çok askeri mücadeleyi yönetmiş ve birleşik İtalya’nın kurulmasını sağlamış.

Umduğunu bulamamanın hayal kırıklığını yaşamış olarak Garibaldi Meydanı’ndan ayrılıyorum. Hazır buraya kadar gelmişken Nice Kalesi’nin etrafından dolaşarak Port Nice’e, Nice Limanı’na ulaşmak istiyorum. Garibaldi Meydanı’ndan Cassini Sokak’a girerek Port Lympia denilen yere ulaşıyorum. Çevreyi gözden geçirdikten sonra da limanın denizle buluştuğu yere rotamı çeviriyorum…

4,512 total views, 2 views today

Share

Festivaller ve Plajlar Kenti Cannes

 

Cote D’Azur kıyılarını kapsayan 25 Mayıs 2015 tarihli birinci turumuzun üçüncü ayağında yer alan Monaco ve Monte Carlo gezilerimiz olabildiğince verimli geçti sayılır. Turumuzun dördüncü ayağında, Monaco’dan 60 km uzaklıktaki Cannes var. Film festivalleri, kumarhaneleri, plajları, deniz ürünleri, restoranları ve beş yıldızlı otelleri ile Cote D’Azur’un en ünlü kenti Cannes…

Fransız kaptanımız bu kez dağlara ve tepelere tırmanmamızı gerektirmeyen alternatif yollardan birini seçiyor. Yaklaşık bir saat sonra da festivaller ve plajlar kenti Cannes’a ulaşıyoruz. Bizi Festival ve kongre salonuna bitişik olan Vieux yat limanı karşısındaki otobüs duraklarının yanında indiriyor.Kaptanımız ve rehberimiz, ne rehber ama! Bize bir saat zaman ayırdığını söyleyip yat limanını gösterdikten sonra kıyı boyunca ilerlememizi söylüyor. Bir saat sonra da Inter Continental Carlton Cannes otelinin önünde buluşacağımızı söyleyerek bizden ayrılıyor.

Çevreyi dikkatlice gözden geçirdiğimizde,  Antibes’e geldiğimiz 200 numaralı otobüsün hareket noktasını görüyor ve  beynimizin bir köşesine not ediyoruz. Not ediyoruz çünkü bu turda bize ayrılan sürenin, panoramik bile olsa, Cannes’ı tanımak için yeterli olmayacağını düşünüyoruz.  Durum böyle olunca, 200 numaralı otobüsle Cannes’a bir kez daha gelme kararı alıyoruz.

Cannes Cote D’Azur Fransa

Cannes’a tekrar gelme kararımızdan sonra ben, ‘’Old Cannes’’ bölgesini görmek istediğimden, otobüs duraklarının arka taraflarına gidiyoruz. Kapalı bir Pazar yerini geçtikten sonra Hôtel de ville annexe la Ferrage karşımıza çıkıyor. Belediye Başkanlığı burada olduğuna göre, bölge ilginç olmalı diye düşünüyoruz. Çevrede biraz daha dolaştıktan sonra, bize ayrılan sürede ‘’Eski Cannes’’ ile ilgili ayrıntılara erişemeyeceğimizi anlayarak, geri dönüyor ve yat limanı tarafına geçiyoruz.

Liman boyunca, Boulevard de la Croisette boyunca,  ilerlemeye başladığımızda ise mahşeri bir kalabalık karşımıza çıkıyor. Çıkıyor çünkü Cannes Film Festivali’nin yapıldığı Palais des Festivals et des Congres’a yaklaşmıştık. Kırmızı halıda fotoğraf çektirmiş olanlar uzaklaşırken, bizim gibi fotoğraf çektirmek isteyen binlerce kişi de festival kongre salonunun girişindeki kırmızı halıya ulaşmaya çalışıyordu.

1946 yılından bugüne değin yapılmakta olan Altın Palmiye ödüllerinin dağıtıldığı Cannes Film Festivali, rağbet gören festivallerden birini oluşturmaktadır. “Palais des Festivals et des Congre’s” adlı binada yapılan festival nedeniyle, bölgeye giden turistler bu binayı görmeden geri dönmemektedirler.

Her yıl Mayıs ayında düzenlenen Uluslararası Cannes Film Festivali şehre canlılık katan, hatta şehrin ana gelirini oluşturan en önemli etkinlik olarak tanımlanıyor. Bu nedenle de Cannes’e festivaller şehri deniliyor. Hepsi Cannes film festivali kadar meşhur olmasa da yılın her ayı mutlaka uluslararası bir fuar ve etkinlik takvimi varmış. Cannes’ın önemli gelir kaynaklarından birinin festival turizmi olduğu söyleniyor.

68. Cannes Film Festivali 13 Mayıs 2015’te Catherine Deneuve tarafından muhteşem bir açılışla başlamıştı. 25 Mayıs 2015’te sona ermiş. Her yıl ortalama 20 filmin ‘’Altın Palmiye’’ için yarıştığı festivale binlerce sinema profesyoneli ve 4 bin 500 gazeteci tarafından izlenmiş. Bu yıl Cannes’daki açılış 1987’den beri ilk kez bir kadın yönetmenin filmi, Emmanuelle Bercot’nun yönettiği ‘Standing Tall’ ile yapılmış. Başrollerinden birinde Fransız sinemasının yıldız oyuncusu Catherine Deneuve’ün olduğu film, sorunlu bir gencin suçla dolu büyüme öyküsünü konu almış.

Cote D’Azur

Joel ve Ethan Coen başkanlığındaki jürinin kararıyla festivalin büyük ödülü, daha önce Altın Palmiye’yi kazanan, ‘’A Prophet / Yeraltı Peygamberi’’ filminin yönetmeni Jacques Audiard imzalı ‘’Dheepan’’ olmuş. Film, göçmenlerin hikayesini göçmen karşıtı bir yere giden bir finalle anlatmış. Sinema diliyle de kimseyi etkilemedi yorumları yapılmış. Bu nedenle Cannes’ın gelmiş geçmiş en tartışmalı Altın Palmiyelerinden biri olarak hatırlanacak denmiş sinema yorumcuları tarafından.

Cannes’ı dünya jet sosyetesinin vazgeçilmez mekanlarından biri yapan festivalin hikâyesi ise çok eskilere dayanıyor. İngiliz aristokratlarından biri olan Lord Brougham, 1800’lerin ortalarında verem olan kızının tedavisi için Nice’e doğru yola çıkar. 1800’lü yıllar, tüm dünyada kolera, tifüs, veba, sarıhumma, çiçek gibi bulaşıcı hastalıkların yaygın olduğu yıllardır.

Nice’te de karantina vardır. Karantina önlemlerinden ötürü Lord ve kızı Nice’e alınmaz. O da, o zamanlar küçük bir balıkçı kasabası olan Cannes’a sığınır. Sığındığı bu balıkçı kasabasının temiz havası, güzel iklimi kızına iyi gelir ve iyileşir. Kızının iyileşmesinden sonra Lord kendisine burada bir malikâne yaptırır.

Cote D’Azur

Yakın dostlarını ağırladığı bu küçük balıkçı kasabasının iyileştirici ünü kulaktan kulağa yayılır.  Dünyaca tanınan bir yer olmasını sağlar. Ünlü modacı Coco Chanel’in bronz teni ile plajlarında poz vermesiyle de Cannes’ın denizi, kumu ve plajları birden dünya jet sosyetesinin vazgeçilmez mekânları haline gelir. Cannes Film Festivali Kongre Merkezi önüne bu bilgileri hatırlayarak ulaştık.

Mahşeri kalabalık arasında uygun bir yer bularak kırmızı halıda özçekim ya da selfie yöntemiyle fotoğraflarımızı çektik.  Kırmızı halıda fotoğraflarımızı çektikten sonra  La Croisette  Bulvarı’nda mor salkımlar, begonviller, yaseminler, denizden esen rüzgâr, palmiyeler ve Cannes’ın ihtişamlı yapıları eşliğinde sahil boyunca yürüdük. Onlarca farklı renkte bezenmiş bir kentle karşılaşmıştık.

Bulvarın sağ tarafında göz alabildiğine uzanan Cannes plajlarının tadını soğuk ülkelerden geldiğini tahmin ettiğimiz turistler çıkarıyordu. Bulvarın sol tarafında ise uluslar arası ünlenmiş oteller yer alıyordu.

İlk karşılaştığımız otel Intercontinental Carlton idi. Açıldığı 1911 yılından beri dünyaca ünlü birçok yıldıza ev sahipliği yapan otel, dünyanın en prestijli otelleri arasında yer alıyor. La Croisette’in merkezinde yer alan otel, kentin göbeğinde olmanın yanı sıra büyüleyici Akdeniz manzarasından da bütünüyle yararlanıyor. 343 oda, 39 süit, 2 restoran, 2 bar ve sağlık kulübünün yer aldığını öğrendiğimiz otel, Cary Grant ve Grace Kelly’nin başrollerini oynadığı “Hırsızı Yakalamak” filminde de bolca yer almıştı.

Cote D’Azur

Bulvarda ilerledikçe sırasıyla Hotel Le Martinez  ve Majestic Barriere otellerine rastlıyoruz. Şehrin en lüks otelleri arasındaki yerini yıllardır koruyan Le Martinez, kapılarını ilk kez 1929 yılında açmış. La Croisette Bulvarı’nda bulunmasıyla konumunu eşsiz kılan ve geçtiğimiz yıllarda özenle restore edilen otel, pastel tonlardaki art-deco tarzıyla dikkat çekiyor. Kusursuz servisi ile 385 oda, 27 süit ve 2 teras eviyle hizmet veren otel ayrıca özel plaja ve spa’ya sahip.

Hotel Majestic Barriere’e gelince; Sharon Stone, Kate Moss, Robert De Niro ve Michael Jackson’ın Cannes’daki favori oteli için pek fazla söze gerek yok diyor oteli tanıyanlar. Son derece zengin ve gösterişli bir dekorasyona sahip otelde 23’ü süit olmak üzere toplam 305 oda bulunuyor. Akşamüstü çayınızı keyifle yudumlayacağınız otelin efsanevi barı Le Fouquet’s ise her an ünlü bir film yıldızıyla göz göze gelebileceğiniz bir mekan.

Bizimle birlikte olmayan rehberimiz ve kaptanımızla sözleştiğimiz saatte otel Carlton önünde buluşarak, turumuzun beşinci ayağı olan Antibes’e doğru yola çıkıyoruz. 

4,055 total views, 2 views today

Share

Monaco ve Monte Carlo İzlenimleri

25 Mayıs 2015 Pazartesi…

Baıe-des-Agnes Marina merkezli konaklama yerinde üçüncü günümüz. Satın aldığımız birinci tur kapsamındaki Nice, Eze, Monte Carlo, Monaco, Cannes ve Antibes bölgelerini gezeceğiz. Tur kapsamında olan Nice gezilmedi.  Şikagolu iki katılımcı daha alınarak Eze’ye doğru yola çıkıldı. Saat 10,15’te tarihi Eze Köyü kalesinin eteklerine kadar ulaşıldı. Kaptanımız tarafından tanınan 2 saatlik sürede Eze Köyü ve kalesi gezildi. Monaco Prensliğine doğru yolculuk başladı.

Monaco Cote D’Azur Fransa

Fransız Rivierası’nda, Nice ile Menton arasında, bulunan Monaco Şehir Devleti dört idari birim ya da bölgeden oluşmaktadır. Bunlar Monaco Ville, Monte Carlo, Fontveille ve La Condamine’dir…  Monako dağlar ve deniz arasına sıkışmış 18 kilometrekarelik bir alana sahip. Bu yapılanmasından kaynaklanan Monakoluların bir deyimini öğreniyoruz. ‘’Binaların bittiği yerde Fransa başlar.’’ Diyorlar.

Bu kadar küçük olan devlette yaşamakta olan 36000 kişinin 25000’i Monte Carlo’da yaşamaktadır. Bu açıdan Monte Carlo dünyanın en yoğun nüfuslu yerlerinden bir tanesidir. Monako Prensliğinin önündeki en büyük sorunlardan biri yetersiz yerleşim alanıdır. Araştırmalara göre her 10 yılda bir 350.000 metrekare ekstra alan oluşturulması gerekiyor. Bu yüzden denizleri doldurmayı ve şehri yeniden inşa etmeyi içeren bir şehircilik politikası yürütülüyor. 1965’te Prens Rainier döneminde deniz doldurularak toprak kazanılmış. Bu kazanım Monako tarihinde yapılan ve kazanılan en büyük suni alanmış.

Monaco Cote D'Azur Fransa

Sekiz yıl süren çalışmalar sonunda on beş futbol sahası büyüklüğünde bir alan elde edilmiş. Diğer bir çözüm olarak da yeni yapılmakta olan binaların yüksekliği… Binaların yüksekliği gittikçe arttırılıyor. Alan kazanılmanın yanı sıra görsel manzara da şölene dönüşüyor. Bu yüksek binalar aslında 21. yüzyılda tüm dünyayı kendisine çekiyor.

Monaco Cote D'Azur Fransa

Monako Prensliği’nin diğer önemli bir sorunu da Grimaldi Ailesinin neslinin devam ettirilmesi. 1861’de bağımsızlığını yeniden kazanan minik prenslik, 1918’de Fransa’yla yeni bir antlaşma imzalar. Buna göre, Grimaldi hanedanının tükenmesi durumunda Monako, Fransız koruması altında özerk bir devlet haline getirilecektir. Bu nedenle, prensliğin varisleri evlenmek ve çocuk sahibi olmak zorundalar.

Monaco Cote D'Azur Fransa

Dağlara sırtını dayamış Monako’da hayat dikey yaşanıyor. Dikey yaşanan hayattaki bu zorluğu aşmak için birçok asansör ve yürüyen merdiven yapılmış. Geleneksel merdivenlerin yanında toplam kırk civarında mekanik bağlantı var. Bu asansör, merdiven ve mekanik bağlantıları büyük bölümü Monako kayalığının içinde yapılmış olup, alandan kazanılmış. Otoparkların büyük bölümü de bu Monako kayası içinde bulunmaktadır.

Biz de bu Monako kayası içindeki asansör, koridor ve merdivenlerden yararlanarak Prenslik Sarayı’nın bulunduğu bölgeye çıkıyoruz.  Surların, bahçelerin, Grace Kelly’nin bahçesinde mezarının bulunduğu Katedralin ve Okyanus Müzesi gibi yapıların da bulunduğu bu bölge Monaco-Ville olup, prensliğin yönetim bölgesidir. Monako Kayası içindeki asansörler, koridorlar ve merdivenlerle yapılan yolculuktan sonra çıktığımız bu bölgede ilk dikkatimizi çeken muhteşem yapı Okyanus Müzesi oluyor. Bize bu bölgeye kadar eşlik eden tur kaptanımız bir buçuk saat sonra bizi Okyanus Müzesi önünden alacağını söyleyerek serbest bırakıyor.

Monaco Cote D'Azur Fransa

Okyanus Araştırmaları Müzesi 1910 yılında Prens Albert tarafından kurulmuş. Fransız okyanus uzmanı olan Jacques-Yves Cousteau 1957 yılından itibaren uzun süre bu müzeyi yönetmiş ve eserler kazandırmış.  ‘’Sessiz Dünya’’ adını verdiği ilk belgeseliyle 1956’da Cannes’da Altın Palmiye ödülü kazanan Kaptan Cousteau, hemen tüm dünya televizyonlarında gösterilen belgeselleri ve basılı eserleri sayesinde dünyanın en çok tanınan Fransızı olmuştu. Yıllarca O’nun denizaltı belgesel filmlerini, denize olan tutkusunu izledik. Deniz altındaki hayata onun gözlerinden bakıp hayran kaldık. 87 yıllık hayatına 120 televizyon belgeseli, 50 kitap ve 300 bin üyeli bir çevre koruma vakfı sığdırmış.

Monaco Cote D'Azur Fransa

Müzenin alt katındaki iki salonunda akvaryum bulunan müzenin görkemli bir binası ve bir o kadar görkemli bir girişi var. Çeşitli tropikal balıklar, köpek balıkları denizatları, müren balıkları olduğunu öğrendiğimiz bu müzeyi zaman yetersizliğinden ötürü gezemiyoruz. Bir an önce Monako Prensliği saray bölgesine ulaşmak istiyoruz törensel nöbet değişimini görmek

Monaco Cote D'Azur Fransa

Saatimiz 11,50’yi gösteriyor. 11,55’te törensel nitelikte bir nöbet değişimi var. Sarayın önü oldukça kalabalık, fotoğraf ve video çekebileceğim bir aralık bulmaya çalışıyorum. Yaklaşık 15 dakika süren törenden sonra limanları görmek istiyoruz. Eski Monako olarak tanımlanan Monako-Ville bir yarımada şeklinde…

Monaco Cote D'Azur Fransa

Yarımadanın kuzey tarafından Port Herküle Yat Limanı görülürken, güney tarafında da turistik ve sportif bir yerleşim alanı olan Port de Fontvieille’yi yukarıdan görebiliyorsunuz.  Fontvieille deniz doldurularak oluşturulan bölgelerden biri. Herküle Yat limanına kuşbakışı bakabildiğimiz bu kıyıda Prens Albert’e ait oldukça detaylı bir heykelin yanı sıra François Grimaldi’nin rahip kıyafetli bir heykeli bulunuyor.

Monaco Cote D'Azur Fransa

Rahip kıyafetli heykelin ilginç bir hikâyesi de var. François Grimaldi, Ceneviz’den kovulan Grimaldilerin 1297 yılında Monako kayalığındaki kalenin fethedilmesinde başrolü oynayan kişi. Rahip kılığında kaleye girerek, Truva Atı rolünü oynamıştır. Heykellerle yeterince vakit geçirdikten sonra Herküles Yat Limanı kıyısına yanaşıyoruz. Kıyı ana baba günü… Herkes fotoğraf çekmek ve o anı ölümsüzleştirmek istiyor. Zar zor ben de kendime uygun bir yer bularak limana bakıyorum.

Monaco Cote D'Azur Fransa

200-250 metre yüksekten baktığımız liman ve çevresi görsel bir şölene dönüşüyor. Karşı kıyıda kumarhaneleriyle aklımızda yer etmiş olan Monte Carlo bulunuyor. Prensliğin en lüks bölgesi Monte Carlo olup, Prenslikte yaşayan 36 000 kişilik nüfusun 25 000’i Monte Carlo’da bulunmaktadır. Monaco’yu, daha doğrusu Monte Carlo’yu bir kumar kenti olmaktan çıkarıp, milyarderlerin vergi cenneti haline getiren Prens Albert’in babası Prens Rainier idi.

Monte Carlo Cote D'Azur Fransa

1956 yılında ünlü film yıldızı Grace Kelly ile evliliği 20. Yüzyılın masalı olarak tanımlanmış ve düğün töreni 30 milyon kişi tarafından izlenmişti. Bu olaydan sonra da Monaco kumarhaneler kenti olmaktan kurtulmuştu. Monaco-Ville için bize ayrılan süre dolduğu için Okyanus Müzesi önüne gidiyor ve bizi bekleyen tur kaptanımızla kayalık içinde bulunan aracımıza gidiyoruz. Aracımıza bindikten 10 dakika sonra da ‘’Casino Monte- Carlo’’ yanında kendimizi buluyoruz.

Monte Carlo Cote D'Azur Fransa

Casino Monte-Carlo yanında süper lüks bir otel olan Hôtel de Paris yer alıyordu. 1864 yılından kalma, şarap mahzenli bir binada hizmet vermekte olan tesiste Amerikan tarzı bir piyano bar ve ünlü Place du Casino manzaralı 2 restoran olduğunu öğreniyoruz. Monako prensi III. Charles’ın 1856’da bir anonim şirkete verdiği izinle, 1861’de açılan kumarhanenin çevresinde gelişen yerleşmeye beş yıl sonra Monte Carlo adı verilmiş.

Monte Carlo Cote D'Azur Fransa

Oyun masaları yalnızca Monako’yu ziyarete gelenlere açık olduğunu söylüyor kaptanımız. Ardından Monako Prensliğine gelir kaynağı sağlamak amacıyla, Monte Carlo dünya zenginleri için lüks ve görkemli bir kumar merkezine dönüştürülmüş.  1878 yılında Grand Theatre Monte Carlo adıyla kumarhanenin içinde bir opera binası yapılmış.

Opera binası nedeniyle Monte Carlo Casino’nun içerisinde büyüleyici kabartmalar ve sütunlar yer almış. Dışındaki terası ise muhteşem Akdeniz manzaraları sunuyormuş. Casinonun  yakınlarında da 1932 yılında Uluslararası Spor Kulübü yapılmış. Ünlü Formula 1 yarışı, Monaco-Ville’de olduğu gibi Monte Carlo’da da yapılmaktaymış. Gazino meydanını gezdikten sonra,yolumuz üzerindeki Cannes ve Antibes’in de ziyaret edileceği uyarısı üzerine aracımıza binerek Cannes’in yolunu tuttuk…

Monte Carlo Cote D'Azur Fransa

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                           

4,212 total views, no views today

Share

Eze Köyü Cote D’Azur Fransa

25 Mayıs 2015 Pazartesi…

Baıe-des-Agnes Marina merkezli konaklama yerinde üçüncü günümüz. Buraya gelmeden önce, kaldığımız otel Best Western Syracuse aracılığı ile iki tur satın almıştık. Birinci Tur kapsamında Nice, Eze, Monte Carlo, Monaco, Cannes ve Antibes bulunuyor. Cote D’Azur sahillerini kapsayan ve 9 saat sürecek olan bu tura kişi başı 79 Euro ödedik. Sonradan öğreniyoruz ki, otobüs ve tren kullanarak, 15-20 Euro’ya bu turu kendimiz de gerçekleştirebilir imişiz.

Eze Nice Fransa

Cote D’Azur’da çok gelişmiş bir ulaşım sistemi var. Satın aldığımız turlar kapsamında bulunan bütün köy, kasaba, kent ve yerleşim yerlerinin hepsine otobüsle, büyük bir bölümüne de trenle ulaşmak mümkün…Ayrıca, gelen yabancıların geniş bir bölgede seyahat etmeleri ve para harcamaları için her türlü tedbir alınmış. Konaklama yerimizden Nice’e giden 200 sefer sayılı otobüse binmeden, duraktaki bilgilendirme levhalarından, Nice’e ulaştığımızda hangi numaralı otobüslerin nerelere gidebileceğini öğrenmiş oluyorsunuz.

Eze Köyü-001

Varsayalım ki Cannes Film festivali için bu kenttesiniz. Cannes’ten İtalya sınırında bulunan Menton’a kadar, yaklaşık 15-20 Euro’ya, satın alacağınız gidiş dönüş bileti tüm gün geçerli. Bu biletimizle seyahatimiz süresince, rotanız üzerinde bulunan Nice’de trenden inip birkaç saat dolaştıktan sonra aynı rotayı izleyen diğer trenlerden birine binerek, Eze’de tekrar inebilirsiniz. Eze’de geçireceğiniz birkaç saatten sonra da bir başka trenle ve aynı biletlerinizle Monte Carlo ve Monaco’da da mola verebilirsiniz. Monaco’da geçireceğiniz birkaç saatten sonra da tekrar aynı rota üzerinde çalışan bir başka trene binerek Menton’a gider ve Menton’u da dolaştıktan sonra, ek ücret ödemeden ve sabahleyin satın aldığımız biletinizle konaklama yerinize geri dönebilirsiniz. Nitekim 29 Mayıs 2015 Perşembe Gün biz de bu yöntemi denedik ve kişi başı 12 Euro ödeyerek, konaklama yerimizden Menton’a kadar gidip geldik.

Eze Köyü-002

Diğer ulaşım araçlarına gelince, Lignes D’azur ulaşım şirketinin yönetiminde olan otobüslerle trenlerin ulaşamadığı yerlere çok daha ucuza ulaşmak mümkün. Sözgelişi, bizim birinci tur rotamız üzerinde bulunan Nice, Eze, Monte Carlo, Monaco ya da Menton’a 1,5 Euro karşılığında ulaşılabiliyor.

Otobüsler parasal yönden oldukça ekonomik olmasına rağmen zaman yönünden aynı şeyi söyleyemiyoruz. Çok fazla sayıda durak olduğu gibi, trafik de oldukça sıkışık. Trenle İtalya sınırındaki Menton’a 1,5 saatte ulaşmıştık. Oysa 200 numaralı otobüsle Nice’e ulaşmamız 1,5 saatimizi aldı. Zamanı olanlar açısından otobüslerin oldukça ekonomik ve kullanışlı olduğunu söylemeliyim. Otobüslerle seyahatin bir avantajı daha var. Bindiğiniz durakta bulunan bilgilendirme levhalarında, ineceğiniz ilk durakta, ulaşmak istediğiniz yerlerin otobüs numaraları da verilmiş.

Eze Nice Fransa

Nice ulaştığınızda, Grasse kentine gitmek istiyorsanız, hangi numaralı otobüse binmeniz gerektiğini önceden biliyorsunuz. Bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Satın aldığınız tren bileti tam gün geçerli. Nice- Cannes arasında, sabahtan akşama kadar, birkaç kez gidip gelebilirsiniz zamanınız varsa! Bu önemli açıklamalardan sonra gelelim kişi başı 79 Euro ödediğimiz 1 numaralı turumuza. Sabah saat 08,45’te otelin önünden 7 kişilik Mercedes marka bir ulaşım aracına Arjantinli bir konukla birlikte bindik.

Kaptanımız Fransız. Konuştuğu dil İngilizce olmasına karşın, biraz da Fransızca aksanlı. Hareket esnasında bizi turla ilgili olarak bilgilendirmeye çalışırken motor sesi de devreye giriyor. İletişim ve anlamada zorlanıyoruz. İletişim konusunda özenli de davranmıyor.

Eze Nice Fransa

Yarım saatte Nice ulaşıyoruz. O da ne? Nice gezdirmek ve bilgilendirmek yerine, Şikagolu iki katılımcıyı daha alarak Eze’ye doğru yola çıkıyor. Bu duruma oldukça canımız sıkılmasına rağmen, yapacak bir şey yok. Daha sonraki boş günlerimizde kendimiz otobüsle gelip, Nice’i keşfetmeye çalışacağız. Cote D’Azur’a gelmeden önce internetten yaptığım araştırma notlarımıza bakıyoruz eşimle.

Nice’e 10 kilometre uzaklıktaki Eze, denizden yaklaşık 450 metre yükseklikte kayalık bir tepe üzerine kurulmuş bir Orta Çağ köyü. Trenler deniz seviyesine yakın bir rota izlerken tünellerden geçmekte. Karayolu ise, dönemeçlerle Alp Dağlarının eteklerinde yükselerek ve alçalarak Menton’a kadar uzanmakta.

Eze Nice Fransa

Eze Nice Fransa

Napolyon III Bulvarı’ndan tepelere tırmanmaya başlayan aracımızdan muhteşem bir Nice ve tanımına uygun ‘’Maviler Denizi’’ görünüyor. Ancak kaptanımız uygun bir yerlerde duraklama yapmadığı için bu muhteşem ve panoramik manzaranın fotoğraflarını çekemiyoruz. Bella Vista ve Verdun Caddeleri üzerinde dönemeçleri dönerken de muhteşem ve panoramik manzaraları sadece izlemekle yetiniyoruz.

Eze Nice Fransa

Nihayet, saat 10,15’te tarihi Eze Köyü kalesinin eteklerine kadar ulaşıyoruz. Kaptanımız bizi kale girişinde bırakıyor. İki saat sonra köy girişindeki otoparkta buluşacağımızı söyleyip, bizden ayrılıyor. Herhangi bir rehberlik hizmeti sunmuyor. Belki böylesi daha iyi, kendi kafamıza göre takılıyoruz.

Eze Nice Fransa

Eze Köyü’ne ilk olarak M.Ö. 2000 yıllarında Romalılar yerleşmiş.Tarihsel geçmişinde birçok değişik ulus ve kavmin istilası var. Her ulus ve kavimden izler görmek mümkün oluyor. Köyün tek giriş kapısı ve kuleleri 14’üncü yüzyıla tarihlenmekte olup, sağlam taş yapılarıyla hâlâ gelebilecek istilacıları karşılamaya hazır görünüyor. Dar taş yollardan geçip, kâh merdivenleri tırmanarak, kâh surlardan başımızı dışarı uzatarak şahane manzaralar eşliğinde yürüyoruz. Pitoresk evleri seyrederek yola devam ediyoruz.

Eze Nice Fransa

Bölgedeki çoğu yerleşim yerinde olduğu gibi Eze de doğasını, tarihini, mimarisini, kültürünü korumayı başarmış. Mimari yapısı 1400 yılında nasıl ise şimdi de aynı biçimde varlığını sürdürüyor. Mimar olan eşim hayranlık ve biraz da kıskançlıkla dokusu bozulmamış taş binaları, peyzajı ve sokakları oluşturan mozaikleri büyük bir dikkatle gözlemliyor.

Eze Nice Fransa

Bu daracık sokaklarda eşekler aracığıyla yapılan inanılmaz bir ticaret trafiği varmış o tarihlerde. Köyde yalnız bir market ve bir de kafe bulunuyor. Köy ticarethaneye dönmemiş. Köyün içinde bir konaklama yeri bile neredeyse yok. Köye yerleşenler evlerini yüksek fiyatlara kiralıyorlarmış.

Köy ya da kale dışındaki oteller ise, dışarıdan taş duvar olarak görünse de lobileri ve bahçeleri oldukça sade ve bir o kadar da şık. Gerek konaklama gerekse kahvaltı ücretleri bütçeleri zorlayacak kadar da yüksek olmasına rağmen yine de köye on binlerce turist geliyor. Yüzyıllardır olduğu gibi yalınlığını ve en önemlisi kimliğini koruyor olması bu ilginin temel nedeni. Hem kullanılıyor hem de korunuyor.

Eze Nice Fransa

Kulenin tepesine yaklaştığımızda 6 Euro karşılığında girilebilen bir kaktüs bahçesi ‘’Jardin Exotik’’ ile karşılaşıyoruz. 1949 yılında ziraat mühendisi Jean Gastaud tarafından tasarlanan Egzotik Bahçe agav, aloevera, yuka gibi kaktüslerin onlarca çeşidi ile bezenmiş.   Merdivenlerden tırmanmaya devam ediyorum.

Eze Nice Fransa

Deniz seviyesinden 450 metre yukarda, tam tepe noktasında yarı yıkık kalenin kalıntıları içindeyim artık. Ortaçağ kalesinin ve Egzotik Bahçe’nin içi heykeltıraş Jean- Philippe Richard tarafından yapılmış, “Yeryüzünün Tanrıçaları” konulu kadın heykelleriyle süslenmiş. Bazı gezginler bu heykelleri denizkızları olarak tanımlıyor. Exotik bahçede tepeye doğru çıkarken ilk karşılaştığım heykelin adı Margot’muş. Kale sur kalıntılarının bulunduğu en tepeye ulaştığımda ise adları da Anais, Rose ve Melisande olan üç heykele daha rastlıyorum. Eze limanına tepeden bütün heybetiyle tek başına bakan ise Tanrıça İsis’e adanmış.

Eze Nice Fransa

Heykelleri yakından izleyip, fotoğrafladıktan sonra, kalenin arka kısmında dağlar arasından süzülerek akan otoyolu ve köprüyü fotoğrafladım. İstemeyerek de olsa kaktüs bahçesini terk ederek eşimle buluştum. Köyün  taş  sokaklarından aşağı inerken  bir kiliseye, daha doğrusu şapele rastladık. Chapelle  des  Penitents  Blanc olarak bilinen Şapel  aynı  zamanda köyün en eski  binası.  Eskiden köy  halkı  toplantılarını  burada yaparmış.  Şapelin yanında bir mezarlık bulunuyor.

Eze Nice Fransa

Şapelden ayrılıp, otoparka giderken yerel parfüm fabrikası Fragonard’ın satış dükkânına uğradık. Daha doğrusu eşim uğrayıp bölgeye has krem, sabun, parfüm, hoş kokulu yağları gözden geçirdi. Bu arada bize ayrılan zaman da dolmuştu. Otoparkta bizi bekleyen tur arabasına binerek Monte Carlo yoluna koyulduk.

 

7,282 total views, 2 views today

Share

Antibes-Cote D’Azur Fransa

24 Mayıs 2015 Pazar günü…

Fransa Rivierası olarak da bilinen Cote D’Azur bölgesindeki Milleneuve-Loubet kasabasında ikinci günümüz. Önceden yaptığımız program gereği, bu gün 11 km güneybatıda kalan Antibes’e giderek serbest takılmak istiyoruz. Dün çevreyi gezerek, otobüs duraklarıyla tren istasyonlarını bulmuştum.

Cote D'Azur Antibes

Odamızda kuvvetli bir sabah kahvaltısı yaptıktan sonra eşimle Appartement Marina Baie des Angesi’in arkasındaki bir alt geçitten yararlanarak otobüs durağına ulaştık. Saat 10,00 da gelen 200 numaralı otobüse binerek Antibes bileti istedik. Kişi başı birer Euro ödeyerek Antibes yolculuğunu başlattık. Sol tarafımızda demiryolu ve ötesinde Akdeniz sahili yer alırken sağ tarafımızda da yerleşim alanları yer alıyordu.

Yaklaşık 20 dakika sonra Antibes merkezindeki duraklardan birinde inmiştik. Eşimle hangi caddeyi izlesek konuşmalarını yaparken  öğrenci olduğu belli olan oldukça şirin bir genç kız bize yaklaşarak, ‘’Türk müsünüz?’’ dedi. Onayladık. Adının Tuğçe olduğunu öğrendiğimiz genç kızımız gerçekten de öğrenciymiş. Tanışma faslından sonra, O da bizim gruba dâhil oldu. 

Boulevard Albert üzerinden sahile ulaştık. Antibes, Cannes’a çok yakın ve çok güzel bir Fransız kenti. Komşusu Cannes’e göre daha büyük ve daha çok görülmesi gereken bir yer. Hem denizle iç içe oluşu, hem de tarihi sokakları, pazarı, duvarları Cannes’a göre daha ilgi çekici olarak biliniyor.

Cote D'Azur Antibes

Fransız zenginlerinin sayfiye bölgesi olarak bilinen Antibes, Nice Havaalanından uzaklaşmaya başladığınız sınır bölgelerden biri… Plajların çakıl taşlarıyla döşenmesi uygulaması buralarda yok. Bu nedenle, Antibes’den Cannes’a kadar çok güzel plajlar var. Özellikle ikili arasında kalan Juan les Pins plajları  ile meşhur bir yer.

Sahili 180 derece tarayıp, çevreyi gözden geçirirken kuzeyinde, ‘’Old City’’ ya da ‘’Eski Antibes’’ kentinin surlarını gördük. Rotamızı Old Antibes’e doğru çevirdik. Surlar, deniz ve denizdeki yelkenliler muhteşem bir tablo oluşturmuştu. Bu görüntünün fotoğraflarını çektik ve keyfini çıkardık. Surlar ile kıyı arasında özel olarak düzenlenmiş yaya yolundan yürürken, bir taraftan da muhteşem taş evlerle kapılarındaki, pencerelerindeki, duvarlarındaki ve balkonlarındaki çiçekleri kıskançlıkla izledik.

Bu arada elimizdeki notlardan kentin tarihçesine baktık. Tarihçesinin İzmir ile bağlantılı bir yönü vardı. Bilindiği gibi Phokaia, İzmir’in Foça İlçesi’nin Antik Çağ’da ve Bizans Dönemi’ndeki adı olup, On iki İon kentinden biriydi. İlkçağlarda Marsilya’ya yerleşen Phokaialılarca bir ticaret üssü olarak kurulmuş olan Antibes’in ilk adı Antipolis’ti. Antipolis daha sonra Romalıların eline geçmiş. 1384-1608 arasında da kıyı bölgesine egemen olan Grimaldi ailesinin mülkü olmuş. Oldukça geniş ve çok kolları olan Cenevizli soylu bir aile olan Grimaldilerin  en önemli kolu günümüzde Monaco Prensliğini yönetmektedir.

Rotamız üzerinde ve oldukça ileride Grimaldi Şatosu’nun kuleleri görülüyordu. Juan-Les-Pins’de yer alan Grimaldi Şatosu, 12. yüzyıldan kalma ve Monaco kraliyet ailesinin eskiden yaşadığı bir yer idi… Çağlar boyunca birçok kez yenilenmiş olan Grimaldi Şatosu, 1946’da burada kalmış olan Pablo Picasso’nun yapıtlarının sergilendiği bir müze haline getirilmiş. Picasso, 1946’da şatonun bir bölümünü atölyesi olarak kullanmış ve buradaki çalışmalarının ürünü olan 150 kadar eserini buraya bağışlamış.

Antibes’in kale surları, adeta bu eski yerleşim bölgesini zamana karşı da korumuş. Grimaldi Şatosu’nun yakınlarındaki bir kemerin altından surları geçerek Eski Kent Antibes’e adım atıyoruz. Bu fazla el değmemiş eski kent doğal Provençal yaşam tarzını merak edenler için adeta bir cennet… “Fransız usulü kır yaşamı” olarak tanımlanan provence stilinin doğum yeri Fransa’nın güney kıyıları ve arkasındaki dağlık bölgedir. Akdeniz kıyıları ve lavanta tarlaları bu stilin ilham kaynağı olmuştur.

Cote D'Azur Antibes

Bölgede yaşayan insanların kültürlerinin çok uzun bir zaman süreci içinde coğrafya, iklim ve en önemlisi bitki örtüsünün etkisinin yaşam tarzlarına yansımasıyla ortaya çıkan Provençal Yaşam Tarzı, oldukça bağımsız bir tarz olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bağımsız tarzın tek ortak yönü ise renk paleti ve kullanılan malzemelerin doğadakine en yakın olarak seçilmesi ve kullanılmasıdır.

Cote D'Azur Antibes

Bol güneşli ve doğa ile iç içe olan Cote D’Azur evlerinin baskın rengi beyaz olsa da aksesuarlar için her renge açık… Yeşil rengin açık tonları, patina gri ve krem rengi, gökyüzünün en uçuk tondaki mavisi, tozpembe, açık sarı ve lavanta rengi birlikte kullanılabilmektedir. Kentte denize açılan kale surları boyunca yürürken tarihi taş binaları, seramik ve el sanatları dükkânları, küçük kâffeleri ve dondurmacıları ile gezmeye doyamayacağınız ara sokaklara dalıp çıkmak çok keyifli oldu.

Cote D'Azur Antibes

Yerel pazar, Marche Provencal ile karşılaşmak arayıp da bulamadığımız bir mekân oldu.  Pazarın sabahları meyve sebze öğlenden sonra ise sanat eserlerine ayrılmış olduğunu öğreniyoruz. Fransa da nedense bu semt pazarları öğlene kadar açık… Bin bir çeşit kokuların ve renklerin birbirine karıştığı bu yerel pazar görsel bir şölen. Zeytinler, reçeller, ballar, baharatlar, meyve ve sebzeler, lavanta sabunları ve keseleri, şapkalar, hasır sepetler ve çiçekler…

Cote D'Azur Antibes

Yerel pazarın etrafında, bölgesel yiyecekler ve eşyalar satan dükkânlar var. Zeytinyağı, bal, baharatlar, kaz ciğeri ve peynir çeşitleri… Marche Provençal’da fiyatlar biraz pahalı olmakla beraber meyve ve sebzenin yanı sıra kahvaltılık alınabilir. Nitekim eşim, eski kent sokaklarında dolaştıktan sonra, bir fırsatını bulup bu yerel pazara uğradı ve adeta kendini kaybetti. Özellikle kahvaltılıkları bir şöleni izlercesine dakikalarca seyretti. Bir hayli alış veriş yaptı.

Cote D'Azur Antibes

Antibes, 25 km uzunluğunda 48 plajıyla Cote d’Azur’un en güzel bölgelerinden biri. 25 km’lik bir sahil söz konusu olunca bir sürü de limandan söz etmek gerekir. Bu limanlardan birçoğu günümüzde lüks ve ihtişamlı yatların konaklama adresi. Eski kent içinde yeterince dolaştıktan sonra, surların üzerinden kuzeye doğru yaklaşık 200 metre yürüyerek liman bölgesine yukarıdan baktım. Bölgedeki Port Vauban, Avrupa’nın en büyük yat limanı olarak biliniyor. 2000 yatın demirleyebileceği bir alana sahipmiş. Bu liman aynı zamanda eski bir Yunan kenti olan Antipolis’in de tam kalbinin attığı yerde bulunuyor.

Cote D'Azur Antibes

Antibes yat limanı yanında surlarla korunmuş, ufak kapalı halk plajı oldukça popüler olmalı ki çok kalabalıktı. Güneşlenenler için, bir taraflarında çarşaf  gibi Akdeniz diğer taraflarında ise Grimaldi Şatosu ve Picasso Müzesi manzarası…Mükemmel olmalı…Surların kuzey ucundan merdivenlerle inerek liman bölgesinde biraz dolaştıktan sonra Port Valuban kapısından surları geçerek Eski Kent Antibes’e tekrar giriş yapıyorum.

4,746 total views, no views today

Share