Kraliyet Yazlık Sarayı-Madrid İspanya

 

5 Nisan 2008 Cumartesi, Madrid…

Madrid’de üçüncü günümüz. İlk iki gün, rehberli ve rehbersiz olarak Madrid’in görülmesi gereken meydanları, bulvarları, caddeleri ve sokakları gezildi. Madridliler şehirlerini tanımlarken, Madrid’den sonra görülebilecek en güzel yerin cennet olduğunu belirtmek için, “Madrid’den sonra cennete” diyorlar. Madridliler biraz abartmış olsalar da şehir kendine has tadıyla ziyaretçileri büyüsü altına alıyor.  Bizi de büyüleyen Madrid’in yılda 65-70 milyon ziyaretçisi bunun en büyük kanıtı…

Bu gün kişi başı 60 Euro ödediğimiz Segovia merkezli ekstra turumuz var. Önce, Madrid’in yaklaşık 80 km kuzeyindeki Royal Palace of La Granja of San Ildefonso olarak bilinen Kralın yazlık sarayına sonra da sarayın 15 km kuzey-batısında bulunan Segovia ’ya gidilecek. Saat 7.30 civarında yapılan güçlü bir kahvaltıdan sonra otelimiz Barcelo’dan ayrılarak tur otobüsümüzde yerimizi aldık. Yoklama yapan rehberimiz işaret verince yolculuk başladı. Yolculuk boyunca Kappa Tur ailesinden Demir Bey, önce İspanyollar ve İspanya tarihi hakkında özet bilgi verdi.

Bilindiği gibi Endülüs, bugün İspanya’nın güneyinde bir bölge olmaktan çok öte kadim bir medeniyet ve kültür mirasıdır. Tarihte ise Endülüs, İslam, Katolik ve Musevi kültürlerinin aynı potada eriyip mükemmel bir karışım oluşturduğu yerdir. Endülüs dönemi 750 yıl boyunca İber Yarımadasına hükmetmiş, birçok ilklere imza atmış, dünya kültür ve bilim mirasına önemli eserler bırakmış bir medeniyet olarak biliniyor.

711 yılında, Kuzey Afrikalı berberi komutan Tarık Bin Ziyad’ın, bugün adını verdiği, Cebel-i Tarık boğazından geçerek fethettiği İber Yarımadası, tarihte görülmemiş gelişmişlikte bir dönemin doğuşunu başlattı. İber Yarımadasında Endülüs Döneminin başladığı yıllarda, Büyük İspanya İmparatorluğu çalışmaları da başlamıştı. İspanya Yarımadasından Müslüman Emevilerin kovuluşu olan Reconquista, yani Yeniden Doğuş süreci, Kastilya’daki iç savaşı kazanarak tahta çıkan Kastilya kraliçesi Katolik I. İsabel ile Aragon kralı Katolik II. Fernando’nun evlenmesi ve iki hanedanın birleşmesiyle sonuçlandı. Bundan sonra da Endülüs’teki Ronda, Seville, Kordoba ve İspanya’nın manevi başkenti Toledo gibi şehirler iki hanedan tarafından ele geçirildi.

Yol boyunca kar yağdı

İspanya, ”Yeniden Fetih” rüyasını gerçekleştirdikten sonra, 16. yüzyılda Avrupa’daki en büyük güçlü imparatorluk olmuş. Bu dönemden 18. yüzyıla kadar Avrupa’daki meselelerle oldukça yakından ilgilenmiş. İspanya kralları Avrupa’nın birçok yerine yayılmış eyaletlere hükmetmiş. İspanyol İmparatorluğunun, evrensel bir imparatorluk olduğunu ve birçok yerde, özellikle de Amerika’da koloniler kurarak yayıldığını anlattı. Öyle ki İspanyolcanın, bugün bile, İspanya sınırları dışındaki 200 milyonun ana dili olduğunu hatırlattı. Rehberimizin tarihi bilgilerini dinlerken zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmamıştık. Oysa 45 dakikalık bir yolculuk yapmıştık ve dışarıda da kar yağıyordu. Madrid’den ayrılırken, hava günlük güneşlikti. Hayretler içinde kalmıştık.

Madrid

Demir bey, sormamıza meydan vermeden tekrar açıklamalara girişti. Ankara Beypazarı’nın 50 kilometre kuzeyinde, denizden 1600 metre yüksekte; sarıçam, karaçam ve köknar ormanları arasındaki ”Eğriova Yaylası” Ankaralıların yaylasıdır. Madrid ve Madridlilerin yaylası da Segovia ve 7 kilometre uzağındaki Granja kasabasıdır. Madrid günlük güneşlik iken, Granja ‘da kar olabilir. Diyen rehberimiz Demir Bey, öncelikle, Granja kasabasına uğrayacağımızı bir kez daha söyledi.

Ganja’da, Fransa’daki Versallais Saraylarının bahçelerinin örnek alındığı İspanya’nın Kraliyet yazlık sarayı ve bahçesinin mutlaka görülmesi gerektiğini anlattı. Bu arada, Granja kasabasına da gelmiştik. Yolculuğumuz, havanın yağışlı olması nedeniyle, umulandan fazla olmuş ve bir buçuk saati bulmuştu. Granja kasabası da kar altındaydı, ancak, kar yağışı durmuştu. Ben ve eşim, böyle bir hava beklememiştik. Özellikle, eşimin ayakkabıları spor ve yazlıktı. Granja’daki gezi boyunca, ayaklarından ısı kaybederek üşüdü. Bereket hastalanmadı.

Madrid

Granja’nın; çam ormanlarıyla kaplı, 2 bin metrelik Guadarrama Sıradağlarının eteklerinde, pınarların ve eriyen karların beslediği Eresma ve Clamores ırmaklarının buluşma noktasındaki dev bir kaya kütlesinin üzerine kurulmuş bir kent olduğunu öğreniyoruz. Granja adı da ”Çiftlik” ya da ”Çiftlik Evi” kökeninden gelmiş. 1450 yıllarında, Kastilya Kralı Enrique IV tarafından, San Ildefonso adındaki din adamı Ganja’ya Başpiskopos olarak atanır ve bu yörede bir şapel inşa etmesi istenir. 1477 yılında, ülke yönetimine hâkim olan Katolik Monarşi, Şapel için arazi bağışlarken, rahiplerin yaşam alanlarını oluşturmak için de oldukça geniş arazisi olan bir ”Çiftlik” yeri ayrılır. İspanyolca ‘da, ”Çiftlik” sözcüğünün karşılığı ” La Granja” ve Başpiskopos, San İldefonso’ya ayrıldığından, San İldefonso’nun çiftliği anlamında ”La Granja de San Ildefonso” adını almış yerleşim bölgesi.

Yazlık saraya en yakın olan meydanda park eden otobüsten inerek, rehberimizin peşinden yürümeye başlıyoruz. Rotamız üzerinde bir kiliseye rastlıyoruz. Eşimin, kapısında durup, içeri girdiği kilisenin kökeni, San Ildefonso tarafından kurulması istenen Şapel olsa gerek. Kilisede panoramatik bir ziyaretten sonra, kiliseyi geçiyoruz. Kraliyet sarayına ulaşmadan önce, yoğun karla kaplı, çam ağaçları arasında, oldukça geniş bir cadde yürüyor ve fotoğraflar çekiyoruz. Rehberimiz Demir Bey, Fransa’daki Versallais ve Marly le Roi bahçelerinden söz ediyor biraz.” Fransa’nın bir sömürge imparatorluğu kurduğu, Güney Amerika’dan Afrika’ya kadar uzanan bir coğrafyanın zenginliklerinden yararlandığı zamanlar.”      diyor Demir Bey. Fransa’da, Kralların adının güneşle birlikte anıldığı zamanlar. Kendilerini Tanrı mertebesinde gören, gösterişin çılgınlık haline geldiği, altının renginin sarayın duvarlarına vurduğu, yani, her şeyin altından yapıldığı bir dönem.

1668’de XIV. Louis, babasının mütevazı av konağını 20 000 kişilik bir saraya dönüştürmek için emir verir. İlk olarak 1660’larda Louis de Vau’nun inşa ettirdiği kanat yapılar, teraslar, salonlar eklenerek göz kamaştıracak bir saraya dönüşür. 1770’de XIV. Louis Opera Evi’ni yaptırır. Sarayda renkli mermer, taş ve ahşap oymalarla dolu;  kadife, gümüş ve yaldızla kaplı mobilyalarla süslü mekânlar ve devlet daireleri oluşturulur. Olympos tanrılarına adanmış özel odalar yaptırılır. Tanıtımına devam ediyor Demir Bey; Sarayda,17 dev aynanın kapladığı Aynalı Salon dillere destandır. Taç giyme törenlerine, Kraliçe’nin doğumlarına, düğünlere bu muhteşem yapısıyla, Aynalı Salon ve Versallais sarayı tanık olmalıdır. Ancak, bu sınırsız harcama, şatafat ve israfın yanı sıra sınırsız güç, 1789’da açların, yoksulların ve düzene karşı olanları ayaklandırır.  Fransa’da İhtilal, büyük bir halk hareketine dönüşür. Saray işgal ve talan edilir. Versallais sessizliğe gömülür ve hanedan kanlı bir biçimde sonlandırılır.

Madrid

Rehberimizin tanıtım eşliğinde Royal Palace of La Granja de San Ildefonso saray bölgesin de girmiştik. Kastilya Kralı Enrique IV tarafından, San Ildefonso adındaki din adamı Ganja’ya çiftlik evi ve arazisinin bağışından 200 yıl sonra, Paris’teki dedesi 14. Louis’i resmi ziyarette bulunan Philip V, boş kalan zamanlarında, Versallais sarayını ve bahçelerini gezer ve çok etkilenir. Geri dönüşte, San İldefonso’nun çiftlik evini, Versallais Sarayı ve bahçelerine dönüştürmeye karar verir. Saray ve bahçeler içinde, Başpiskoposluk yapılanması yeniden düzenlenecek ve şapelden daha büyük bir kilise de yapılacaktır.

Saray çalışmaları, 1721 yılında, İspanyol Mimar Theodore Ardemans başkanlığında başlanır. Saray bahçeleriyle sarayın uyum içerisinde yapılandırılabilmesi için Fransız mimar, heykeltıraş ve tasarımcılardan yararlanabilmek için, Paris’e elemanlar gönderilir. Fransa Kraliyet binalarının tasarımlarını yapan mimar ve tasarımcılarla görüşülür ve Fransa Kralının izniyle, İspanya’ya gelmeleri sağlanır.1.500 dönümlük arazide yapımı sürdürülen sarayın çevresinde, 18. yüzyıl Avrupa bahçe tasarımının en iyi örneklerinden biri ortaya çıkar. Bahçenin, görsel açıdan desteklenmesi için su, su kanalları, çeşmeler, nehirler ve çağlayanlar yapmak gerekir. Yeterli ve basınçlı, rezervuar etkisi yapabilecek su için, dağlarda eriyen karlar tarafından beslenecek yapay bir göl tasarlanır. Böylelikle, yeterli doğal kaynak dağlardan sağlanır.    

Orijinal su kanalları ve boru hatları hala işlevseldir. Parkın, yaklaşık 40 metre yükseğinde oluşturulan gölden gelen su, ortalama beş atmosferlik bir basınç sağladığından, çeşmelerde akış mükemmeldir. 40 metre yükseklik, tatlı ve doğal bir eğimle sonlandırılmış tasarımcıları tarafından. Fransa Kraliyet binalarının tasarımlarını yapan ve uygulayan Robert de Cotte ve René Carlier tarafından. 26 anıtsal çeşmede, mitolojik öyküler dillendirilmiş ve bahçelere fantastik bir hava verilmiştir. Çeşmeler; Tüm Yunan tanrılarıyla ilgili, alegori ve mitlerdeki sahneleri içeren klasik mitoloji temaları temsil edecek şekilde tasarımlanır ve uygulanır.

İnsan yaşamına ve davranışlarına yönelik anlatımlar da sembolik karakterler ve ifadeler kullanılmasının alegori olduğu biliniyor mitolojide. Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirmenin en iyi yöntemi olarak biliniyor o günlerin tasarımcılarında. Tasarımlar ve denetim, Fransız Kraliyet binaları projelerini denetleyen ve uygulayan Robert de Cotte tarafından gerçekleştirilmiş. Kraliyet sarayı müze haline getirilmiş. Kapalı olduğu için, bahçeleri gezmek, heykel ve çeşmeleri incelemekle yetindik. Segovia ‘ya gitmek üzere, tekrar tur otobüsümüzde yerlerimizi aldık…

903 total views, no views today

Share

Madrid Şaheserleri Turu

4 Nisan 2008 Cuma, Madrid…

Bugün Madrid Şaheserleri turuna katılacağız. Madrid’de ikinci günümüz Kişi başına 30 Euro ödediğimiz bu turda Madrid’in mutlaka görülmesi gereken yerlerini ziyaret edeceğiz. Rehberimiz Kağan’ın uyarısıyla erken kalktık…

Otelimizdeki mükemmel bir kahvaltıdan sonra tur otobüsünde yerimizi aldık. Yarım saatlik bir yolculuktan sonra turumuza Madrid’in en önemli, en büyük, en geniş ve en uzun bulvarının, Paseo de la Kastillana Bulvarının güney ucunda bulunan Plaza de Kastillana (Kastillana Meydanı) dan başladık. Meydanın kuzeyinde Modern Madrid siluetini tanımlayan ve Avrupa kapısı olarak adlandırılan ikonik yapılar,  ikiz kuleler bulunuyordu. Avrupa Kapısı (Puerto de Europe) olarak tanımlanan ikiz kulelerin yüksekliği 114 metreymiş. Kulelerdeki eğim %15 olup, Amerikalı mimarlar tarafından tasarlanmış. Yapımına 1989 yılında başlanmış ve 1996 yılında bitirilmiş. Google haritalarda Kio Kuleleri olarak verilmiş. Hemen fotoğraf makinesine sarılıyor ve eşimin ikiz kuleler önünde fotoğrafını çekerek, ölümsüzler arasına sokuyorum.

Paseo sözcüğü, seyir ve eğlence anlamında kullanılıyormuş. Paseo de la Kastillana Bulvarı, gerçekten de seyirlik ve eğlenceli bir bulvar olmanın yanı sıra çok sayıda anıt ve tarihi eserle birlikte, heykel gruplarına da bulunduğu bir bulvar. Hatta rehberimiz Kağan, Salvador Dali ve Picasso’nun oturup, sohbet ettiği kafeterya ve restoranların da bulvar üzerinde bulunduğunu söylüyor. Bizdeki, Ankara’daki Atatürk Bulvarı biraz benziyor, ancak Kastillana Bulvarına göre oldukça küçük kalıyor.

Kastillana Meydanında fotoğraflarımızı çektikten sonra sonra, otobüsümüze binerek; Kastillana Bulvarı üzerinde bulunan Real Madrid’in ünlü stadı Estadio Santiago Bernabeo’yu görmek üzere harekete geçiyoruz. Rehberimizin verdiği bilgilere göre stadyum 1947 yılında yapılmış. Stadyumun ev sahibi takımı Real Madrid olup, İsmi efsane başkan Santiago Bernabeu Yeste’den gelmektedir. Stat yapıldığından beri, Real Madrid maçlarının yanı sıra, çok önemli uluslararası turnuvalara ve final maçlarına ev sahipliği yapmıştır. Metro bağlantısı mevcut olan stat Madrid’in iş ve ticaret bölgelerinden birinde bulunmaktadır. Stat kapasitesi değişkenlik göstermektedir. İlk yapıldığında 70.000 kapasiteli olan stadyum, 1953’te kapasitesi 120.000’e ulaşmıştır. Sonraki yıllarda Stadın yenilenme çalışmaları esnasında kapasitesi azaltılmıştır. Bunun nedeni UEFA standartlarındaki statların tamamen koltuklu olmasıdır. Kapasite 80 000’e düşmüştür.

Estadio Santiago Bernabeo Stadyumu (Google Earth)

Stadı gezecek zamanımız yok. Çevresini dolaşıp, fotoğraflar çekildikten sonra, yine bulvar üzerinde bulunan Plaza de Colon (Kolomb Meydanı) a gidiliyor. Meydanda ünlü kâşif Cristof Kolomb ‘un anıt heykeli bulunuyor. Ünlü kâşif Cristof Kolomb, Amerika kıtasının bulunmasına ve Avrupa’ya açılmasına öncülük etmiş. Amerika’nın keşfine yol açan böyle bir yolculuk için büyük bir gemi, yeterince tayfa, yiyecek ve paraya ihtiyaç vardı. Diyor rehberimiz. Portekiz ve İngiltere krallıklarına yapılan yardım başvuruları kabul görmemiş. Başlangıçta İspanya da başvuruyu kabul etmemişti. Kraliçe İsabella Aragon Kralı II. Ferdinand ile evlenip, Büyük İspanya İmparatorluğu kurulduktan sonradır ki dünyaya açılıp, yeni koloniler kurma girişimleri üzerine Cristof Kolomb akla gelmiş.

Sonunda ilk başvurudan yedi yıl sonra, 1492’de, İspanya kraliçesi Isabella, Kolomb’a yardım edeceğini bildirerek ona amiral ünvanıyla birlikte tüm istediklerini vermiş. Böyle bir yolculuğu tasarlayan ilk insan Kolomb değildi, ne var ki, o zamanki gemilerin küçüklüğü ve yeterli donanıma sahip olmayışı yüzünden böylesine uzun ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmayı kimse göze alamıyordu. İspanya yeterli donanıma sahip gemi ve mürettebat verince yolculuk başladı. Kolomb ‘un amacı doğudaki baharat ve ipek gibi değerli malların batıya getirilebileceği güvenli bir ticaret yolu bulmaktı.

Kristof Kolomb Meydanı (Google Earth)

12 Ekim1492’de Bahama adalarından birine çıktığında da bu düşüncesini gerçekleştirmiş olduğunu sandı. Amerika kıtasını bulan Cristof Kolomb, yepyeni bir kıta keşfettiğinin farkına varamamıştı. 1492’de Atlantik Okyanusu’nu aşarak Kuzey Amerika’ya ulaşan ilk Avrupalıdır. Bu yolculuğunu İspanyol bayrağı altında yapmıştır.

Bir taraftan rehberimizin verdiği tarihi bilgileri dinlerken, diğer taraftan da Kolomb Meydanında, Cristof Kolomb anıtının fotoğraflarını çekiyoruz.

Rehberimizin uyarısıyla otobüste yerlerimizi alarak Kastillana Bulvarının devamı olan Roceletos Bulvarına yöneliyoruz. Bir süre sonra Kibele Meydanına ulaşıyoruz. Meydanın ortasında ise, Tanrıça Kibele’sin heykeli bulunuyor. Kibele, bilindiği gibi Eros ’un annesi, bereket tanrıçasıdır. Bu heykel Madrid şehrinin en sevilen sembollerinden biridir. Anıtta, Bereket Tanrıçası Kybele iki aslan tarafından çekilen arabada otururken tasvir edilmişt. Fotoğraf makinesine sarılarak,  eşimin fotoğrafını çekiyor ve ölümsüzler arasına katılmasına katkıda bulunuyorum.

Eşimin arkasında; solda Kibele çeşmesi ve tahtında oturan ”Ana Kraliçe ”ile arabayı çeken aslanlar, çeşmenin sağında ise telekomünikasyon binası görülüyor. Telekomünikasyon binası ile Kibele çeşmesinin ” İspanyol sermayesinin en önemli sembollerinden biri olduğu ifade ediliyor meydanla ilgili yazılarda. Kibele ile ilgili olarak, tarih kitaplarında; kuzey ülkelerinde, Akdeniz çevresinde, Anadolu ‘da, Asya’da ve birçok uygarlıkta, değişik adlarla anılan bir Ana Tanrıçadan söz edilir.

Ana tanrıça; heykellerinin bir bölümünde doğum yaparken görülür, böylelikle dişiliği ve üremeyi temsil eder. Bazı heykellerinde de oturur ya da ayakta iken, yanında iki leopar bulunur. Madrid Kibele meydanındaki heykelinde ise, aslanların çektiği bir arabada, tahtta otururken görülmektedir. Ana Tanrıça Kibele’nin kutsal hayvanları olan leopar ve aslanların her zaman yanında yer alması, ”Hayvanların kraliçesi olduğunu ve hayvanlar üzerindeki sınırsız hâkimiyetini anlatır.

Kibele Meydanı da gezildikten sonra Madrid’in en büyük ve en popüler meydanlarının başında gelen İspanya Meydanı (Plaza Espana)’na hareket ediyoruz. Önceki yıllarda, İspanya İç savaşında, ordu tarafından karargâh olarak da kullanılmış olan bu meydan şimdilerde en dikkat çekici yerdir. Cervantes, Donkişot ve Sança Panço heykel gurubunun olduğu alandır. Meydandaki anıt heykel kompleksinin üstünde Cervantes, oturmuş olarak betimlenmiştir. Altında ise, onun hayal kahramanları Don Kişot ve yardımcısı Sancho Panza heykelleri görülüyor.

Hemen ön taraflarında, küçük bir havuz, arka tarafta ise oldukça büyük ikinci bir havuz var.Anıtın bulunduğu yer ise, oldukça büyük ve asırlık ağaçların bulunduğu bir park. Genellikle, birçok parkta, devlet adamlarının heykelleri bulunurken, bu parkta, Cervantes ve hayal kahramanlarının heykelleri görülüyor ve şehrin ziyaretçileri tarafından ilgi çekiyor.

İspanyol edebiyatından edindiğimiz bilgilere göre; İspanya’nın Le Mancha bölgesinde yaşayan Alonso Quijano, okuduğu romantik çağ şövalyelerinin romanslarından etkilenerek, bu müessesenin yeniden canlandırılması için yola çıkar.Ancak, ideali ile kendi gerçekliği arasındaki görüntüsel uçurum bile komiktir. Kafasında bir tas, elinde bir sopa, üzerinde paslı bir zırh ve cılız atı ile o, bir şövalye karikatürüdür. Maceralarını adamak için seçtiği güzel, yakınlarındaki bir köylü kızıdır. Önemsizdir bütün bu ayrıntılar. Her şey Don Kişot adını alan Alonso’nun kafasında olup bitmektedir zaten. Gördüğü nesneleri büyü nedeniyle asıllarından farklılaştığına inanınca mesele de kalmaz. Şövalyelik töreni bir şato olarak varsaydığı köhne bir handa yapılır. Dönüş yolunda -bol vaatle kandırdığı- Sancho ile karşılaşınca ekip tamamlanır. Bundan böyle maceralar, yel değirmenlerine, koyun güden çobanlara, makinelere, şarap tulumlarına saldırılar başlayacaktır. Bölümün sonunda, akrabaları ve köyün papazı tarafından kandırılarak evine -biraz da zorla- getirilir.

İspanya Meydanı da gezildikten sonra Madrid Şaheserleri turu sona eriyor. Rehberimiz tarafından serbest bırakılıyoruz. İsteyenlere yardımcı olacağını da söylüyor. Eşimle ben gruptan ayrılarak gezmenin daha rahat olacağını düşünüyor ve Gran Via Caddesine girerek Madrid’i bir başka yüzüyle tanımaya çalışıyoruz.

801 total views, 2 views today

Share

Madrid’e Panoramik Bir bakış

 

Madrid, 3 Nisan 2008 Perşembe

Şaka gibi…49 Euro karşılığında, 3 gece 4 gündüz tur programı ile Madrid’teyiz. Eşim tur programı ve ücretini söylediğinde şaka yapıyor sandım. Şaka değilmiş. Gerçekleşti… Kappa Turun Özendirme, diğer adıyla promosyon turlarından biriymiş bu düzenleme. Her neyse gerçekleşmesine çok sevindim.

Madridliler şehirlerini tanımlarken, Madrid’den sonra görülebilecek en güzel yerin cennet olduğunu belirtmek için, “Madrid’den sonra cennete” diyorlar. Madridliler biraz abartmış olsalar da şehir kendine has tadıyla ziyaretçileri büyüsü altına alıyor.  Yılda 65-70 milyon ziyaretçisi bunun en büyük kanıt Madrid’in en önemli nirengi noktalarından biri Plaza de Cibeles olarak bilinen Kibele Meydanıdır.

Madrit İspanya

Cibeles ismi bize oldukça tanıdık bir isim. Meydana ismini veren ve meydanın tam ortasındaki aslanların çektiği arabalı heykel, Yunan mitolojisindeki Cibeles, yani bildiğimiz ismiyle “Bereket Tanrıçası Kibele” dir. Meydanın ortasındaki Cibeles çeşmesinin yapım tarihi ise 1782 olarak belirtilmiş. Madrid’in ana noktalarından biri olan Cibeles Meydanı‘nın en önemli özelliğinin çevresinde bulunan harika mimari eserlerdir. Meydanın çevresinde göreceğiniz saray benzeri büyük beyaz bina Palacio de Cibeles’tir. Bu anıtsal bina son yıllara kadar Madrid merkez postanesi olarak kullanılmış. Yenilenmeden sonra belediye binası olarak hizmet vermeye başlamış.

Madrid Belediye Sarayı

Meydana bakan harika mimari eserlerden biri de ünlü Banco de Espana binasıdır. İyi bir başlangıç noktası olarak seçilen Kibele Meydanı iki önemli ulaşım aksının birleştiği yerdedir. Kuzey-güney aksını Kastillana ve Prado Bulvarları oluşturur. Her ikisi de keyif bulvarlarıdır. Meydandan kuzeye doğru harekete geçilirse, Paseo de Recoletos’in bitim noktasında Plaza de Colon karşımıza çıkar.

Sonra Paseo de la Castellano devam eder. Plaza de Castillano’ya ulaşıncaya kadar ünlü Estadio Santiago Bernabeu stadının yanı sıra her iki yanında tarihi binalar, müzeler ve keyif mekânları kendini gösterir. Bitiminde de Puerta Europa olarak bilinen İkiz Kuleler sizi karşılar. Toplam 5 500 metre yürümeniz gerekmiştir. Kibele Meydanından güneye yönelirseniz, diğer bir keyif bulvarı olan 1 500 metre uzunluğundaki Passeo del Prado ile bitim noktasında Madrid tren istasyonu karşınıza çıkar.

Prado Bulvarının doğusunda Prado Müzesi ile Kraliyet Parkı olarak da bilinen Retiro Park bulunmaktadır. 350 hektarlık bir alana yayılmış olan Retiro Park içinde 20 dönümlük bir alanı olan Kraliyet Botanik Bahçesi yer almaktadır. Dünyanın en büyük botanik bahçelerinden biri olarak biliniyor. Bahçede; yaklaşık 30 000 çeşit bitki ve çiçek çeşidiyle 1 500 ağaç çeşidinin varlığı biliniyor. Flora ve beş ayrı kıtadan gelen ağaçlar, özel bir plan ve peyzaj uygulamasıyla, teraslara yerleştirilmiş. Bitki örtüsünün zenginliği ile kaplı alanlar, kuş seslerinin huzurunu yaşayacağınız ve şehir gürültüsünün hissedilmediği yürüyüş yollarının uzayıp gittiği enfes koca bir alan burası.

Madrit İspanya

Retiro Park içerisinde kayıklarla gezebileceğiniz kocaman bir gölet her bir yerde dinlenme alanları ile seyir terasları ve dinlenip zaman geçireceğiniz kafeler bulunuyor. Bütün bunlar Madrid’in ortasında Retiro Parkı adeta bir ruhsal yenilenme alanı haline getirmiş. 19. yüzyıl sonlarına kadar İspanyol Kraliyet ailesine ait olan bahçelerin halka açılmasıyla yeni haline bürünen park günümüzde 1,4 kilometrekarelik bir alan kaplıyor. Büyük şehir kültürünün ne olduğunu ve krallıklar yaşamış bir ülkenin büyük şehirlerine ne gibi miraslar bıraktığını ve buna nasıl sahip çıkıldığını Madrid’de gayet net bir şekilde görebiliyorsunuz.

Madrit İspanya

Madrid Tren istasyonu da Avrupa’nın en meşhur botanik bahçelerinden biridir. Madrid tren istasyonunun geniş alanı aynı zamanda botanik bahçesi, arka kısmı hızlı tren istasyonu… Kibele Meydanının doğu-batı ekseninde de Calle de Alcala olarak biline Alkala Caddesi yer almaktadır. Doğu bölümünde Plaza de la Independencia meydanında ve Puerta de Alcala anıtı yer alır. Neoklasik tarzdaki anıt Retiro Bahçelerinin giriş kapısı olarak biliniyor. Kurtuluş Kapısı olarak da bilinen anıtsal Kapı, 16. Yüzyılda Kral Charles III tarafından yaptırılmış.

Tekrar Kibele Meydanına döner ve Alkala Caddesi üzerinde batıya doğru yaklaşık 400 metre yürürseniz, Madrid’in sembollerinden biri olan Metropolis anıtsal yapısı karşınıza çıkar. Mimarları Jules ve Raymond Fevrier binaya geçmiş yüzyıllar havası yaratmayı amaçlayan Fransız Beaux-Arts tarzını uygulamışlar. İnşaatın bittiği 1910 yılında olağan dışı bir yapı olarak görüldü. Sade zemin üzerinde, kubbeli ilk iki kat sütunlarla çevrili olan Korint bir destek çifte saçakları alegorik 4 heykeli ile kaide ticaret, tarım, sanayi ve madencilik sektörü temsil edilmektedir. Üzerindeki yuvarlak kule 24 ayar altın 30 000 yaprak ile kaplanmış. Metropolis ’in bulunduğu yerde cadde ikiye bölünür. Kuzey-batıya yönelen cadde, Madrid’in en ünlü caddesi Calle Gran Via olup, yaklaşık 1 500 metre keyifli bir yolculuktan sonra sizi ünlü İspanya Meydanına ulaştırır.

Madrid Şaheserleri Turu

Mağazalar, oteller, bankalar, restoranlar, barlar, sinemalar ve tiyatroların bulunduğu bu cadde şehrin en önemli ticaret bölgelerinden biri olup, bitiminde Cervantes, Donkişot ve Sança Panço heykel gurubunun olduğu alan ile gezginlerini taçlandırır. Metropolis anıtsal binasından güney-doğuya devam eden cadde Alkala Caddesinin devamıdır. Yaklaşık 650 metre sonra sizi Güneşin Kapısı olarak tanımlanan Puerta del Sol’a götürür. Madrid gezilecek yerler nereler diye sorduğunuzda size ilk olarak tarif edecekleri yerlerden biri Madrid’in kalbi sayılan Sol Meydanı olacaktır. Sol Meydanı tam anlamıyla yaşayan bir meydan. Sol Meydanı turistik kalabalıkların da en fazla ilgi gösterdiği yerlerden biri. Ancak Sol meydanının sadece turistik değil Madridlilerin de uğrak noktalarından biri olduğunu söylemişti rehberimiz. Sol meydanı Madrid gezisinin olmazsa olmazlarından biri. Madrid’in gezilecek yerlerinin başında meydanlar geliyor. Madrid meydanlarını korumuş. Onları sergilemeyi seven bir şehir… Güneşin Kapısı da sergilenen meydanlardan biridir. Ortaçağda Madrid’i çevreleyen surların güneye açılan kapısı da aynı ismi taşıyordu. Kapının üzerinde bu ismi simgeleyen parlayan bir güneş figürü vardı. Bugünkü meydan surlar yıkıldıktan sonra, bu tarihi kapıya atıfta bulunarak, yarım daire ve parlayan bir güneş biçiminde tasarlanmış.

Meydandan Gran Via’ya doğru çıkan sokaklar bu güneşin ışınlarını simgelemektedir. Bugünkü halini 18. Yüzyılda alan meydanın etrafı 18. ve 19. Yüzyıllardan kalma binalarla çevrilidir. Madrid’in diğer bir önemli simgesi de, Puerta del Sol’da kocayemiş ağacına tırmanıp yabani çilek yiyen ayı figürüdür. Bu simge Madrid’in tarihteki flora ve faunasına gönderme yapmaktadır. Meydanın Alcala Caddesi yakınındaki şehrin sembollerinden biri olan ünlü Ayı ve Kocayemiş Ağacı Heykeli, her turistin önünde fotoğraf çektirdiği Madrid’in birincil sembolüdür. Puerta del Sol aynı zamanda tarihsel olarak İspanya’nın sıfır noktası sayılır. Meydan 18. Yüzyıl’da Madrid’in En İyi Belediye Başkanı Unvanını taşıyan III. Carlos tarafından inşa ettirilmiştir. Meydanın ortasında III. Carlos’un bir Heykeli bulunmaktadır.

Madrit İspanya

Sol Meydanında (Puerta del Sol) geçirdiğiniz zamandan sonra yürüyerek ulaşabileceğiniz bir meydan daha var yakınlarda. Yaklaşık 600 metre daha güney-batıya giderseniz Plaza Mayor’a ulaşırsınız. Madrid’e gidenlerin mutlaka görmek isteyecekleri ya da rehberlerinin göstermek isteyecekleri meydanlardan birisidir Mayor. Plaza Mayor, Ortaçağda, site surlarının hemen dışında düşünülen bir pazar yeriymiş. Kral Philip II döneminde, 1560 yıllarında yapımına başlanmış, Philip III döneminde, 1617 yılında tamamlanmış.120 metre uzunluğunda, 90 metre genişliğinde dikdörtgen şeklinde bir alan ortaya çıkmış. Eski Madrid’in, yani Orta Çağlardan kalan yapıların yer aldığı bölümün ortasındaki Plaza Mayor, sütunlarla bezeli antik binalarla çevrili bir alan. Ünlü Engizisyon Mahkemeleri bu meydanda yapılırmış. Bu mahkemelerde temize çıkmak pek mümkün olmadığı için, suçlananların hemen hepsi yine burada yakılarak idam edilirlermiş.

Madrit İspanya

Plaza Mayor, sokak sanatçıları ya da taştan heykeller gibi duran sokak girişimcileriyle de ünlü meydanlardan biri. Önlerine koydukları kaplara para atıldığında, hareketleniyor ve büründükleri kılıkların özelliklerine göre, hünerlerini sergiliyorlar. İspanya’nın büyük şehirlerinin meydanlarında sanatlarını halka sunan birçok sokak sanatçısı halktan büyük ilgi görüyor. Özellikle başkent Madrid’de sayıları her geçen gün artan sokak sanatçıları çalışmalarında yaratıcılık sınırlarını zorlarken, krizden dolayı meydanları dolduran yeni sanatçılar da halkın daha çok ilgisini çekebilmek ve kendilerine yer edinebilmek için rekabeti artırıyor. Meydanda çeşitli akrobatik gösteriler yapan gruplar, oldukça yaratıcı işler çıkaran heykel adamlar ve fotoğraf çektirerek turistlerden para kazanmaya çalışan ortalıkta kostümle dolaşan bin bir çeşit film-masal kahramanları ve elbette sokak müzisyenleri Sol meydanında sürekli rastlayabileceğiniz görüntüler.

Madrit İspanya

Başta pantomim olmak üzere resim ve müzik gibi sanat dallarında gösteriler sergileyen sokak sanatçıları, ünlü film ve roman kahramanlarını da gösterilerinde kullanıyor. Sanatçılar zaman zaman da fizik kurallarını zorlayacak nitelikte ilginç gösteriler sergiliyorlar.  Sokak sanatçılarının kimisinin gösterileri, kostümler ve kullanılan diğer malzemelerle bazen aylar süren, uzun uğraş gerektiren çalışmalar sonucu hazırlanıyor. Sanatçılar, gösteri öncesinde makyaj ve kıyafet gibi hazırlıklar için kimi zaman saatler harcıyor. Sokak sanatçılarıyla bir hayli fotoğraf çektirdik. Şimdi, Mayor Meydanından Puerta del Sol’a geri dönerek Calle del Arsenal’e giriş yapmalıyız…

Madrit İspanya

Yapmalıyız çünkü Arsenal Caddesi baştanbaşa yaya ve bisiklet yolu olarak düzenlenmiş. Motorlu taşıt trafiğine kapalı… Tertemiz, gerçekten de güneş ışınlarından biri gibi parlıyor. Puerta del Sol Meydanı’ndan çıkan 10 caddeden biri olduğu gibi Madrid’in en işlek caddelerinden biridir. Arenal Caddesi’nden yürüdüğünüzde Opera Meydanı’na ve devamındaki Kraliyet Sarayı’na ulaşırsınız. Saray artık müze ve Kraliyetin protokol toplantılarında da kullanılıyormuş. İspanya’nın bu bölümünü 8. yüzyıldan 12. yüzyıla kadar Hristiyanların yaşadığı bölgeymiş. Daha sonraları zengin sakinler için bir yerleşim alanı olmuş. Arenal’de de bir hayli sokak sanatçısı var. Calle de Arenal üzerinde bulunan kilisenin ön tarafındaki sokak sanatçıları dikkatimizi çekiyor. Klasik müzik eserlerini çalıyorlar. Önlerine 1 Euro bırakıyor ve çekinerek fotoğraflarını çekiyoruz. Devam ediyoruz.  Cadde üzerinde hediyeler ve hediyelik eşyalar da dâhil olmak üzere çeşitli mağazalar bulunuyor. Mağazaların yanı sıra, mola verilebilecek birçok kafe ve restoran ile ayrıca otel, apartman daireleri ve geceleme için hostaller bulunuyor.  Madrid’in en merkezi yerleşim bölgelerinden biri Arenal. Caddenin adı, “kum” anlamına gelen “arena” kelimesinden türetilmiş. Ortaçağ’da bu rotada akan küçük bir derenin kumlu kıyılarına atıfta bulunmaktadır. 

Arenal Caddesi sonundaki Opera Madrid’e ulaşıyoruz. Meydandaki Teatro Real-Royal Theatre ya da sadece El Real Madrid, İspanya’da bulunan önemli bir opera evidir. 1818’de kurulmuş ve 19 Kasım 1850’de açılmış. 1925 yılında kapanmış ve 1997’de yeniden açılmış. Bugün Teatro Real operası Avrupa’nın en büyük tiyatrolarından biridir. 1 746 koltuk kapasitesine sahiptir. Opera Madrid’i geride bırakarak, Plaza de İsabel II üzerinden, Değerli Madrid ticari cadde Calle de Preciados’a geçiş yapabilirsiniz. Biz de öyle yaptık. Plaza del Callao’da başlayıp, 350 metrelik bir yolculuktan sonra Puerta del Sol’da biten dünyanın en pahalı ticari caddelerinden biridir Preciados. El Corte Angles, Fnac, Zara, Camper gibi birçok ünlü markalar bulunmaktadır. Madrid’in ana alış veriş merkezidir. Caddenin sonundaki Puerta del Sol’a ulaştıktan sonra Panoramatik Madrid gezimizi sonlandırıyoruz. Bir başka gün ve zaman diliminde Prado Müzesi’ne gitmek ve Retiro Parkı gezmek istiyoruz.

775 total views, no views today

Share