Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne Panoramik bir bakış

Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesini geçmiş yıllarda gezmiş ve hayran kalmıştım. Kendine özgü koleksiyonları ile dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alan Anadolu Medeniyetleri Müzesinde, Anadolu arkeolojik eserleri Paleolitik Çağdan başlayarak günümüze kadar, kronolojik bir sırayla sergilenmektedir. Bu sergilenmeyi gördükten sonra üzerinde yaşadığım Anadolu’nun zengin tarihi beni hem şaşırttı, hem de onurlandırdı. Üzerinde yaşadığım toprakların arkeolojik ve etnografya yönünden tarihini, kısmen de olsa, öğrenmeye ve yazmaya karar verdim. Öncelikle ”Neden Anadolu” sorusuna yanıt aradım. Gördüm ki, Eski Batı kaynaklarında Anadolu Yarımadasının adı Küçük Asya olarak geçmektedir.

Ankara panoramik

Küçük Asya olarak da adlandırılan Anadolu yüzyıllar boyunca birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapması nedeniyle Bin Tanrı İli ismini de almıştır. Ancak bu kullanımlar günümüzde eskimiş olup daha çok tarihi anlatımlarda yer alır. Günümüzde bu topraklarda Türkiye Cumhuriyeti Devleti bulunmaktadır. Başkenti Ankara’dır. Anadolu, Asya ve Avrupa’nın birleşim noktasında bulunmakta ve iki kıta arasında köprü görevini üstlenmektedir. Stratejik konumu nedeniyle olağanüstü ilgi görmüş ve tarih öncesi çağlardan beri birçok medeniyetin beşiği olmuştur.

Ankara panoramik

Yeryüzünün en eski yerleşkelerinden bazıları Cilalı Taş Devrinde Anadolu’da kurulmuştur. Çatalhöyük, Çayönü, Nevali Çori, Hacılar, Göbekli Tepe ve Mersin’deki Yumuktepe yerleşkeleri Cilalı Taş Devrinden kalmadır. Truva yerleşkesi de Cilalı Taş Devrinde kurulmuş ve Demir Çağı’na doğru uzanmıştır. Sümer, Asur, Hitit, Yunan, Lidya, Kelt, Pers, Roma, Doğu Roma, Selçuklu, Moğol İmparatorluğu ve Osmanlı gibi onlarca medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Sadece Truva yerleşkesi yüzlerce dil ve lehçeyi barındırır. Anadolu Yarımadası, Hristiyanlığın ilk doğduğu ve geliştiği topraklardan biridir. İlk kilise Hatay’da bir kayaya oyulmuştur Hz. İsa ve havarileri tarafından. 11. yüzyıldan itibaren Anadolu Türkler tarafından iskân edilmiş ve yönetilmiştir. Özellikle 1071 yılındaki Malazgirt Savaşından itibaren Müslüman Türkler Anadolu’ya akın etmiştir.  Ancak İslamiyet’ten önce de Anadolu ve Balkanlarda Türkler vardır.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Bugün kendine özgü koleksiyonları ile dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alan Anadolu Medeniyetleri Müzesinde, Anadolu arkeolojik eserleri Paleolitik Çağdan başlayarak günümüze kadar, kronolojik bir sırayla sergilenmektedir. Ziyaretçilerine de geçmişe doğru keyifli bir yolculuk yaptırmaktadır. Yontma ya da Eski Taş Çağı olarak da adlandırılan Paleolitik Çağ’dan, günümüze kadar gelen bütün çağları anlatan bir müzenin koleksiyonlarını anlatabilmenin zorlukları ortadadır. Yazmaya başlamam oldukça zor oldu.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Anadolu Medeniyetleri Müzesini ikinci ve üçüncü kez gezme fırsatını bulduğumda, müze bahçesinin girişinde ve sol yamaçtaki bir tanıtım yazısı hemen dikkatimi çekti.  1997 yılında, 38 müze arasındaki değerlendirmede, ‘’Anadolu Medeniyetleri Müzesi’’ne ‘’Avrupa’da Yılın Müzesi’’ unvanı verilmişti. Müze ile ilgili izlenimlerimi ve müzedeki arkeolojik eserleri kronolojik bir sıra ile yazmalıydım. İlk fırsatta müzeyi tekrar ziyaret ettim. Ortamın elverdiği ölçüde fotoğraf çekip bilgilendirme yazılarını okudum ve fotoğraf çektim.Fotoğrafları ve bilgilendirme yazılarını düzene soktuktan sonra yazım aşamasına geldim. Nereden ve nasıl başlayacağım konusunda bir hayli düşündüm. Müzeyi birkaç kez daha ziyaret etmem gerektiğine karar verdim. Bu nedenle, uzunca bir zaman dilimini araştırma yapmaya ayırdım ve notlarımı tekrar gözden geçirmek zorunda kaldım.

Müzenin kısa tarihçesi

Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Anadolu Medeniyetleri Müzesi; Ankara Kalesi’nin dış duvarının güney-doğusundaki Atpazarı olarak adlandırılan semtte, iki Osmanlı yapısında yer almaktadır. Bu yapılardan biri Mahmut Paşa bedesteni, diğeri Kurşunlu Han’dır. Mahmut Paşa Bedesteni ’nin, 1464-1471 yılları arasında, Fatih dönemi baş vezirlerinden Mahmut paşa tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Klasik tipte bir yapı planı olan bedesten, ortasında 10 kubbe ile örtülü kapalı bir mekândır.

Ankara’da ilk müze, Kültür Müdürü Mübarek Galip Bey tarafından 1921 yılında Ankara Kalesinin Akkale olarak isimlendirilen burcunda kurulmuştur. Bu müzenin yanı sıra Agustus Mabedi ile Roma Hamamı için de eser toplanmıştır. Atatürk’ün telkinleriyle merkezde bir “Eti Müzesi” kurma fikrinden hareket edilerek diğer bölgelerdeki Hitit eserleri de Ankara’ya gönderilmeye başlanınca geniş mekânlara sahip bir müze binası gerekli görülmüştür. O zamanki Kültür Müdürü Hamit Zübeyir Koşay tarafından, devrin Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan’a müze binası için mektup yazılmıştır. Terk edilmiş ve bakımsız halde bulunan Mahmut Paşa Bedesteni ile Kurşunlu Hanın onarılarak müze binası olarak kullanılması önerilmiştir. Bu öneri kabul edilerek, 1938 yılından 1968 yılına kadar devam eden bir yenileme çalışması başlatılmıştır. Bedestenin orta bölümünde yer alan kubbeli mekânın büyük bir kısmının onarımı 1940 yılında bitirilmiştir.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Müzedeki Eserler, Alman Arkeolog H. G. Guterbock başkanlığındaki bir heyet tarafından yerleştirilmeye başlanmış, 1943 yılında binaların onarımı devam ederken, orta bölüm ziyarete açılmıştır. 1948 yılında Müze İdaresi Akkale’yi depo olarak bırakıp, Kurşunlu Hanın onarımı tamamlanan dört odasına yerleşmiştir. Kubbeli mekânın çevresindeki arastanın yenileme ve teşhir projeleri Anıtlar Yüksek Mimarı İhsan Kıygı tarafından hazırlanmış ve uygulanmıştır. Beş dükkân orijinal halde bırakılmış, dükkân aralarındaki bölmeler kaldırılmış ve böylece, teşhir için geniş bir çevre koridoru elde edilmiştir. Müze yapısı 1968 yılında son şeklini almıştır. Bugün idari bina olarak kullanılan Kurşunlu Han’da araştırmacı odaları, kütüphane, konferans salonu, laboratuvar ve iş atölyeleri yer almakta, Mahmut Paşa Bedesteni ise teşhir salonu olarak kullanılmaktadır. Bugün kendine özgü koleksiyonları ile dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alan Anadolu Medeniyetleri Müzesinde, Anadolu Arkeolojisi, Paleolitik Çağdan başlayarak günümüze kadar Osmanlı devrinin bu tarihi mekânlarında, Mahmut Paşa Bedesteni ile Kurşunlu Han’da, kronolojik bir sırayla sergilenmekte.

1,165 total views, 6 views today

Share

Ankara Resim Heykel Müzesi’ne panoramik bir bakış

 

Ankara Etnografya Müzesi’ni gezdikten sonra, yanı başında bulunan Resim ve Heykel Müzesi’ne girmemek olmazdı. Ankara’ya her gelişimde gezmek ve sergilenen eserlerini izlemekten büyük keyif aldığım Resim Heykel Müzesi’ne giriyorum. Ülkemizde, her nedense, güzel sanatlara pek ilgi duyulmuyor. Resim Heykel Müzesini gezen kişi sayısı, benimle birlikte, 10-15 kişiydi. Oysa yalnız müzeyi oluşturan yapıyı görmek için bile gitmeye değer. Öyle ki; Ankara Resim Heykel Müzesi gündüz vakti içindekileri, gece vakti de ışıklandırılmış siluetini görmek için gitmeye değer bir binaya sahiptir. Görkemli bir girişi bulunan müzenin kısa tarihçesi ve kuruluşuna da bakalım.

Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nin içinde yer aldığı yapı, Namazgâh Tepesi’nde Yüksek Mimar-Mühendis Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından inşa edilmiştir. “I. Ulusal Mimarlık Dönemi”nin en güzel örneklerinden olan yapı Türk Ocakları merkez binası olarak projelendirilmiştir. Atatürk’ün emirleri ile 1926 yılında Türk Ocağı merkez binası için bir proje yarışması açıldı. Namazgâh Tepesi’ndeki Etnografya Müzesi’ni yapan Mimar A. Hikmet Koyunoğlu’nun projesi birinci oldu. 

1930 yılında Türk Ocakları Merkez binası olarak açılışı yapılan bina, yıllar içinde çeşitli resmi kurumlara tahsis edilerek el değiştirmiştir. 1972 yılında Millî Eğitim Bakanlığı’nca Ankara Halk Eğitimi Merkezi ve Akşam Sanat Okulu’na dönüştürülen binada büyük değişiklikler yapılmış, odalar birleştirilip atölye haline getirilmiş, bazı pencereler örülmüş, marangoz-torna tezgâhları monte edilmiştir. Çeşitli meslek kursları açılan binada en büyük tahribat bu dönemde olmuş, iç ve dış süslemelerin bir bölümü dökülmüştür.

Türk mimarisinin bu görkemli yapısı 1975 yılında, Resim ve Heykel Müzesi olarak kullanılmak üzere Kültür Bakanlığı’na tahsis edildi. Kültür Bakanlığı’nca 1976 yılında teslim alınan binanın yenileme çalışmaları, o yıllarda hayatta olan mimarı Arif Hikmet Koyunoğlu’nun gözetiminde yapılmıştır. Mimar Abdurrahman Hancı tarafından aslına uygun bir biçimde restore edildi. Restorasyon sürerken bir yandan da müze koleksiyonlarının oluşturulmasına çalışıldı.

Eşref Üren, Arif Kaptan, Turan Erol, Orhan Peker, Refik Epikman, Şefik Bursalı, Mehmet Özel ve Osman Zeki Oral’dan oluşan ikişer kişilik dört ekip kamu kuruluşlarını dolaşarak müzeye konabilecek yapıtları belirlediler. Kamu kuruluşlarında 800 kadar yapıt bulunmuştu. Bunlardan 500 kadarı müzeye konabilecek değerdeydi. Başbakanlığın bir genelgesi üzerine bu yapıtlar toplandı, bakım ve onarımları yapıldı. 

Müzenin ilk koleksiyonu böylece oluşturuldu. Müze salonlarında teşhir edilecek yapıtlar Prof. Turan Erol, Prof. Devrim Erbil, Prof. Mustafa Pilevneli, Mehmet Özel ve Müze Müdürü Tunç Tanışık’tan oluşan bir seçici kurul tarafından belirlenip yerlerine asıldı. Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi 6. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından 2 Nisan 1980 tarihinde törenle hizmete açıldı. Ancak, müze binasının henüz bodrum katına el atılmamış, konser salonunun eksikleri tamamlanmamış, bahçe düzenlenmesi yapılmamıştı.

1985 yılında Sabancı Vakfı’nın katkılarıyla konser salonu orijinal şekline uygun olarak restore edildi. Locaları ve süslemeleri 1930 yılındaki  şeklini alarak sahnesi kullanılır duruma getirildi. Müze binası bir kültür merkezi olarak tasarlandığından içine akustiği mükemmel, Türk motifleriyle süslü, 500 koltuklu bir salona sahip olmuştur. Orkestra çukuru bulunan sahnesi operet temsillerine uygundur. Ankara Devlet Opera ve Balesi bu salonda haftanın üç günü operet temsilleri vermektedir. Diğer günlerde Kültür Bakanlığı ve özel sanat toplulukları konserler vermekte, film-halk dansları gösterileri yapılmaktadır.


Kültürel amaçlı kongre, panel ve konferanslar da gündüz etkinlikleri arasında yer almaktadır. Bodrum katının 1982 yılında başlayan restorasyonu 1983’te tamamlandı. 1984 yılında ise bodrumdaki toprak dolgu bir mekân Sedat Simavi Vakfı tarafından değerlendirilerek Sedat Simavi Sanat Galerisi’ne dönüştürüldü. Uluslararası Sedat Simavi Karikatür Yarışması Sergisi her yıl bu galeride açılmaktadır. Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Kültür Bakanlığı Güzel  Sanatlar Genel Müdürlüğü’nün merkez örgütüne bağlı bir müdürlük olarak örgütlenmiştir. 

Müze bünyesinde Sedat Simavi Sanat Galerisi’nin yanı sıra, Fahri Korutürk ve Arif Hikmet Koyunluoğlu Sanat Galerileri ile birlikte üç güzel sanatlar galerisi bulunmaktadır. Güzel Sanatlar galerilerinde, sanat sezonu boyunca 60 kadar ulusal ve uluslararası sergi açılmaktadır. İki yılda bir düzenlenen Asya-Avrupa Bienali Sergisi, Uluslararası Sedat Simavi Karikatür Yarışması Sergisi, kültür anlaşmaları çerçevesinde açılan yabancı sanatçıların sergileri en önemlileridir.

Müzede Güzel Sanatlar Uzmanlık Kitaplığı, Şark Salonu, konser-tiyatro salonu, yönetim bölümü, kafeterya, depolar ve altı teşhir salonu, bulunmaktadır. Ayrıca; resim, heykel ve seramik olmak üzere üç atölye bulunmaktadır.  Müze atölyelerinde açılan kurslar müzenin diğer bir etkinliğidir. Bu kurslara yetenekli, her yaş ve meslekten kişiler katılmaktadır. Resim, heykel, seramik dallarında mastır ve doktora yapan öğrenciler müzenin en devamlı ziyaretçileridir. Restorasyon atölyesi başta müze olmak üzere kamu kuruluşlarına, özel galerilere hizmet vermektedir.

Kamu kuruluşlarının ve yurt dışı temsilciliklerimizin sanat yapıtlarıyla donatılması görevi de müzeye verilmiştir. Müzenin ana görevi koleksiyonlarındaki yapıtları korumak, ziyaretçilerin izlemelerine olanak tanımaktır. Müze koleksiyonlarından seçilen yapıtlar, olanaklar elverdikçe,  yurt içinde ve yurt dışında sergilenerek tanıtımın etkinliği artırılmaktadır. Müzenin görkemli merdivenlerinden üst kata çıktığımızda ilk karşımıza çıkan Eşref Üren Sergi Salonu’dur. Teşhir salonlarını saat ibrelerinin tersi yönünde gezmeye başladığımızda sırasıyla Osman Hamdi Sergi Salonu, Fikret Mualla Saygı Sergi Salonu, İbrahim Çallı Sergi Salonu, Arif Kaptan Sergi Salonu ve Türk Süsleme Sanatları Sergi Salonu ile karşılaşırsınız. Sergi salonlarındaki paha biçilmez ve mutlaka görülmesi gereken eserleri bir sonraki yazı dizisinde tanıtmaya çalışacağım.

1,176 total views, 4 views today

Share

Ankara Etnografya Müzesi

İlk etnografya müzeleri 19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmıştır. Doğmakta olan ve antropoloji olarak tanımlanan insan bilimleri yeni varsayımlarda bulunmak, bilgi geliştirmek, bir öğretiyi yaymak için bu kurumlardan yararlanacaklardır. Bu yeni çerçeve içinde, etnografya artık bir merak konusu olmaktan çıkmış ve diğer doğa bilimleri gibi dallara ayrılarak belgesel bir değer kazanmış ve bir öğrenme aracı durumuna gelmiştir.

Ankara Etnografya Müzesi

Bölgesel etnografya müzeleri, ülke veya bölge ölçeğinde, gelişmiş toplumların halk kültürlerine eğilir. Ulusal devletlerin kuruluşuna bağlı olarak milliyetçi duyguların uyanmasına koşut olarak, sanayinin büyümesi nedeniyle tehdit altına giren kırsal dünyaya yönelik yeni bir ilgi doğar. Ankara Etnografya Müzesi Türkiye’nin Milli karakterini, tarihini ve kültürünü yansıtmak üzere kurulmuştur. Cumhuriyet döneminde müze olarak planlanıp yapılan ilk devlet müzesidir.  

Ankara Etnografya Müzesi, 21 Kasım 1938 ile 10 Kasım 1953 yılları arasında, 15 yıl süreyle Mustafa Kemal Atatürk’ ün naşının Anıtkabire nakledilmeden önceki ilk defnedildiği yerdir. Bu nedenle Cumhuriyet tarihimizde önemli bir yeri vardır.

Ankara Etnografya Müzesi

Etnografya Müzesi Ankara’nın Namazgâh adı ile anılan semtinde, Müslüman mezarlığı olan tepede kurulmuştur. Anılan tepe, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce 15 Kasım 1925 tarihli Bakanlar Kurulu kararı gereğince, Millî Eğitim Bakanlığı’na müze yapılmak üzere bağışlanmıştır. 1924’te İstanbul’da Prof. Celal Esad Arseven başkanlığında, daha sonra 1925 yılında İstanbul Müzeleri Müdürü Halil Ethem başkanlığında, eser toplamak ve satın almak üzere özel bir komisyon kurulmuştur. Satın alınan 1250 adet eser, 1927 yılında inşası tamamlanan müzede teşhir edilmiştir. Müze Müdürlüğü’ne de Hamit Zübeyr Koşay atanmıştır. 

15 Nisan 1928 yılında müzeyi ziyaret eden Gazi Mustafa Kemal Paşa müze hakkında bilgi aldıktan sonra, Afgan Kralı Amanullah Han’ın Türkiye’yi ziyaretleri nedeniyle, müzenin hizmete açılmasını istemiştir. Müze 18.7.1930 da halka açılmış ve 1938 Kasım ayında müzenin iç avlusu, geçici kabir olarak ayrılıncaya kadar açık kalmıştır. Atatürk’ün naaşı, 1953’te Anıtkabir’e nakline kadar burada kalmıştır. Bu kısım halen Atatürk’ün anısına hürmeten sembolik bir kabir şeklinde korunmaktadır. Üzerinde beyaz mermere yazılmış şu kitabe bulunmaktadır:”Burası 10.11.1938’de sonsuzluğa ulaşan Atatürk’ün 21.11.1938’den 10.11.1953’e kadar yattığı yerdir.”

15 yıl süreyle Etnografya Müzesi Anıtkabir işlevi görmüştür. Devlet başkanlarının, elçilerin, yabancı heyetlerin ve halkın ziyaret yeri olmuştur. Bu süre içinde müzede çalışmalar sürdürülmüş; 6-14.10.1956 tarihinde, Uluslararası Müzeler Haftası nedeniyle, gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra müze tekrar halkın ziyaretine açılmıştır. Müzenin batı cephesinde yer alan, at üstünde duran bronz Atatürk Heykeli 1927 yılında İtalyan Heykeltıraş Pietro Canocia’ya yaptırılmıştır. Halen Türkiye’nin en iyi heykeli olduğu kabul edilmektedir. Heykelin açılışı 4 Kasım 1927 de yapılmıştır.

Ankara Etnografya Müzesi

Bina, Cumhuriyet dönemi önemli mimarlarından biri, Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından yapılmıştır. Mimari açıdan Anadolu ve İlk Çağ Mimarisi ile Cumhuriyet Dönemine kadar olan dönemlerden özellikler yansıtmaktadır. Etnografya Müzesi Türk İslam Dönemine ait, halkın yaşantısını yansıtan Etnografik eserlere sahip bir müzedir. Bina Müteahhidi ise Nafiz Bey’dir.

Bina dikdörtgen planlı olup, tek kubbelidir. Yapının taş duvarları küfeki taşı  ile kaplanmıştır. Küfeki taşı organik tortul taşıdır. Kalker, silis, istiridye ve midye gibi fosil çökeltilerinden oluşmuştur. Açık bej, açık sarı, gri tonlarda, ince taneli ve kumlu görünümde, fosilli, boşluklu ve kristalli, kompakt bir taştır. En önemli özelliği topraktan çıktığı anda her türlü işleme uygun olması ve kolay işlenmesidir. Havayla temastan sonra havadaki karbon dioksiti bünyesine alarak sertlik, dayanıklılık ve güç kazanmasıdır. Roma ve Bizans döneminde kullanılmaya başlanan, “İstanbul taşı” olarak da bilinen 2000-2500 yıl gibi uzun bir zaman ayakta kalabilen tek taştır.

28 basamaklı bir merdivenle çıkılan müzenin 4 sütunlu, üçlü bir giriş sistemi vardır. Girişin alınlık kısmı  mermer olup, üzerleri oyma süslüdür. Kapıdan girilince kubbe altı holüne ve buradan da iç avlu denilen sütunlu kısma geçilir. Buranın ortasına mermer bir havuz yapılmış, çatı kısmı açık bırakılmıştır. Daha sonra bu iç avlu Atatürk’e geçici kabir olarak ayrıldığında, havuz bahçeye nakledilerek, çatısı kapatılmıştır. İç avlunun etrafında simetrik olarak büyüklü küçüklü salonlar yer almaktadır. İdare kısmı müzeye bitişik olup iki katlıdır.

Ankara Etnografya Müzesi

Müzedeki eserler; giysiler ve işlemeler bölümü, kına yakma töreni ile damat tıraşı tematik sergileri, el dokumaları bölümü, madeni eserler bölümü, kahve kültürü ve kaşıklar bölümü ile sünnet odası tematik teşhiri, cam eşyalar ve Besim Atalay bölümü, yazma eserler bölümü ve ahşap eserler bölümü şeklinde değerlendirilmiştir. Bu eserlerin çoğu ahşap çerçeveli, camekânlar şeklindeki vitrinlerde sergilenmektedir. 

Etnografya Müzesi, Türk Sanatının Selçuklu Devrinden zamanımıza kadar devam eden örnekleri sergilenmektedir. Anadolu’nun çeşitli yörelerinden derlenmiş halk giysileri, süs eşyaları, ayakkabı, takunya örnekleri, Sivas yöresi kadın ve erkek çorapları çeşitli keseler, oyalar, çevreler, uçkurlar, peşkirler, bohçalar, yatak örtüleri, gelin kıyafetleri, damat tıraş takımları eski geleneksel Türk sanatının birer temsilcileridir. Özgün teknik malzeme ve desenlerle halı dokuma merkezlerinde üretilmişler.  Uşak,  Gördes, Bergama,  Kula,  Milas,  Lâdik,  ,  Niğde, K araman, Kırşehir yörelerine ait halı ve kilim koleksiyonları vardır.

Ankara Etnografya Müzesi

Anadolu Maden sanatının güzel örnekleri arasında 19. yüzyıldan kalma Memlük kazanları, Osmanlı şerbet kazanları, güğüm leğen, sini, kahve tepsisi, sahanlar, taslar, mum makasları vb. çeşitli madeni eserler vardır. Osmanlı Devri yayları, okları, çakmaklı tabancalar, tüfekler, kılıçlar ve yatağanlar,  Türk çini  ve Kütahya  porselenleri,  tasavvuf  ve  tarikat ile ilgili eşyalar, Türk yazı sanatının güzel örneklerinden  levhalar bulunmaktadır.

Türkiye ağaç işçiliğinin en güzel örneklerinden, Selçuklu Sultanı III. Keyhüsrev’in tahtı, Ahi Şerafettin Sandukası, Nevşehir Ürgüp’ün Damsa Köyü Taşhur Paşa Camii mihrabı, Siirt Ulu Camii Minberi, Merzifonlu Çelebi Sultan Medresesi Kapısı müzenin önemli eserlerindendir. VII. Dönem T.B.M.M. üyesi Besim Atalay’ın müzeye armağan ettiği koleksiyonu çeşitli devirlere ait Türk sanat tarihlerini içermektedir. Müzede özellikle Anadolu etnografya ve folkloru, sanat tarihi ile ilgili eserleri içeren bir ihtisas kütüphanesi bulunmaktadır.

1,648 total views, 10 views today

Share