Bazen bir kişi dünyanın çehresini değiştirebilecek öngörülerde bulunabiliyor. Çağın bilim anlayışı ve toplumsal düşünce yapısına aykırı olan bu öngörüleri ortaya koyanların bazıları Engizisyon mahkemelerinde yargılanarak ölüme mahkum edilmişlerdir.

Kızgın kerpetenler, çivili sandalyeler, büyük huniler, parmakları sıkıştıran mengeneler, ölüm askıları… Tüm bunlar, 20. yüzyılda siyasi muhaliflerini susturmak ve sindirmek için, totaliter rejimlerin kullandığı zindan aksesuarları değil. Bu işkence aletleri, bir dönem, Katolik Kilisesi’nin vazgeçilmez yardımcılarıydı ve engizisyon mahkemelerinin utanç dolu sayfasını oluşturuyordu.

1633 yılının 22 Haziran günü, Roma, tarihinin en önemli günlerinden birine tanık oluyordu. Engizisyon mahkemesinde yargılanan Galileo Galilei’nin son sözleri merakla bekleniyordu. 69 yaşındaki bilim adamı, kendisi gibi Güneş’i merkez kabul eden görüşü savunanlardan Giordano Bruno’nun kazığa bağlanıp yakılmasından sonra, pek kahramanca davranamamıştı. Ama yine de, bugün engizisyon denince akla “Galileo Gallilei’nin duruşması” geliyor. Nitekim 2000 yılında papa, binyıl kutlamalarını fırsat bilerek, başta büyük bilim adamları olmak üzere, bir zamanlar din adına gerçekleştirilen bu uygulamalardan dolayı özür diledi.

Her ne kadar Einstein döneminde Engizisyon mahkemeleri yoksa da, klasik fizik kuramlarına sıkı sıkıya bağlı bilim adamlarınca aforoz edilmişti. Yılmadı, kuramlarının deneylerle kanıtlanmasını sabırla bekledi ve 20. yüzyılın en büyük bilim adamı olma unvanını kazandı.

Çağdaş Fizik verilerine göre; Işığın hızı, fiziksel hızların üst sınırıdır, erişilemez ve aşılamaz. Boşluktaki yayılma hızı 300 000 000 m/s dir. Işığın hızına yakın hızlara da ”Rölativistik Hızlar” denir. Rölativistik hızlarda olağanüstü değişikliklerle karşılaşırız. Işığın hızına yaklaşıldığında; maddenin kütlesi büyümeye, hareket eden maddenin hareket doğrultusundaki boyu kısalmaya ve zaman genişlemeye başlar.

Einstein’a göre, enerji kütle eşdeğerliliği vardır. Bir başka deyişle; enerji yerine kütleyi kullanabileceğimiz gibi, kütlenin yerine de enerjiyi geçirebiliriz. Ünlü bilim adamına göre, kütle enerji eşdeğerliliği; maddenin durgun kütlesi m0 ve ışığın hızı c olmak üzere, durgun kütlenin enerjisi; durgun kütlesi ile ışık hızının karesi çarpımı olacağından,

                                                                                            E0 =  m0.c2

Olarak tanımlanır. Buna göre; maddenin kinetik enerjisini, ışık hızının karesine bölecek olursak, enerjinin kütlesi ortaya çıkacaktır. Bu demektir ki, maddenin durgun kütlesi ile hareketli kütlesi aynı değildir. Hareketli kütle; durgun kütle ile enerjinin kütlesi toplamı olacağından, hareketli kütle durgun kütleden büyüktür.

                                         m=m0/karekök içinde(  1-v2/c2)

Matematiksel eşitliği yorumlayalım. Durgun kütle  karekök içindeki ( 1-v2/c2) ye bölünmelidir. Aracın v hızı, c ışık hızına yaklaştığında, v2/coran da 1 e yaklaşır. Karekök içindeki ifade  (  1-v2/c2) de sıfıra doğru gider.

Bir kesrin paydası sıfıra giderse, kesrin değeri de sonsuz büyüğe gidecektir.

Bu demektir ki, rölativistik hızdaki parçacık ya da uzay aracının kütlesi de sonsuz büyük olacaktır. Böyle bir kütleye sahip aracın hızını artırabilmek için ise sonsuz büyük enerji (kütle) depolaması gerekir ki, bu olanaksızdır. Sonuç olarak, kütlesi bulunan hiçbir parçacık ya da uzay gemisi ışık hızına ulaşamaz.İyi ki ulaşılıp, geçilemiyor. Bilim kurgu filmlerinde izlediğimiz gibi, zamanda geriye gidip insanlığa zarar verebilecek kişiler ortaya çıkabilirdi. Yaşasın üst sınır.

Tekrar buluşmak üzere…

504 total views, 1 views today

Share