Festivaller ve Plajlar Kenti Cannes

 

Cote D’Azur kıyılarını kapsayan 25 Mayıs 2015 tarihli birinci turumuzun üçüncü ayağında yer alan Monaco ve Monte Carlo gezilerimiz olabildiğince verimli geçti sayılır. Turumuzun dördüncü ayağında, Monaco’dan 60 km uzaklıktaki Cannes var. Film festivalleri, kumarhaneleri, plajları, deniz ürünleri, restoranları ve beş yıldızlı otelleri ile Cote D’Azur’un en ünlü kenti Cannes…

Fransız kaptanımız bu kez dağlara ve tepelere tırmanmamızı gerektirmeyen alternatif yollardan birini seçiyor. Yaklaşık bir saat sonra da festivaller ve plajlar kenti Cannes’a ulaşıyoruz. Bizi Festival ve kongre salonuna bitişik olan Vieux yat limanı karşısındaki otobüs duraklarının yanında indiriyor.Kaptanımız ve rehberimiz, ne rehber ama! Bize bir saat zaman ayırdığını söyleyip yat limanını gösterdikten sonra kıyı boyunca ilerlememizi söylüyor. Bir saat sonra da Inter Continental Carlton Cannes otelinin önünde buluşacağımızı söyleyerek bizden ayrılıyor.

Çevreyi dikkatlice gözden geçirdiğimizde,  Antibes’e geldiğimiz 200 numaralı otobüsün hareket noktasını görüyor ve  beynimizin bir köşesine not ediyoruz. Not ediyoruz çünkü bu turda bize ayrılan sürenin, panoramik bile olsa, Cannes’ı tanımak için yeterli olmayacağını düşünüyoruz.  Durum böyle olunca, 200 numaralı otobüsle Cannes’a bir kez daha gelme kararı alıyoruz.

Cannes Cote D’Azur Fransa

Cannes’a tekrar gelme kararımızdan sonra ben, ‘’Old Cannes’’ bölgesini görmek istediğimden, otobüs duraklarının arka taraflarına gidiyoruz. Kapalı bir Pazar yerini geçtikten sonra Hôtel de ville annexe la Ferrage karşımıza çıkıyor. Belediye Başkanlığı burada olduğuna göre, bölge ilginç olmalı diye düşünüyoruz. Çevrede biraz daha dolaştıktan sonra, bize ayrılan sürede ‘’Eski Cannes’’ ile ilgili ayrıntılara erişemeyeceğimizi anlayarak, geri dönüyor ve yat limanı tarafına geçiyoruz.

Liman boyunca, Boulevard de la Croisette boyunca,  ilerlemeye başladığımızda ise mahşeri bir kalabalık karşımıza çıkıyor. Çıkıyor çünkü Cannes Film Festivali’nin yapıldığı Palais des Festivals et des Congres’a yaklaşmıştık. Kırmızı halıda fotoğraf çektirmiş olanlar uzaklaşırken, bizim gibi fotoğraf çektirmek isteyen binlerce kişi de festival kongre salonunun girişindeki kırmızı halıya ulaşmaya çalışıyordu.

1946 yılından bugüne değin yapılmakta olan Altın Palmiye ödüllerinin dağıtıldığı Cannes Film Festivali, rağbet gören festivallerden birini oluşturmaktadır. “Palais des Festivals et des Congre’s” adlı binada yapılan festival nedeniyle, bölgeye giden turistler bu binayı görmeden geri dönmemektedirler.

Her yıl Mayıs ayında düzenlenen Uluslararası Cannes Film Festivali şehre canlılık katan, hatta şehrin ana gelirini oluşturan en önemli etkinlik olarak tanımlanıyor. Bu nedenle de Cannes’e festivaller şehri deniliyor. Hepsi Cannes film festivali kadar meşhur olmasa da yılın her ayı mutlaka uluslararası bir fuar ve etkinlik takvimi varmış. Cannes’ın önemli gelir kaynaklarından birinin festival turizmi olduğu söyleniyor.

68. Cannes Film Festivali 13 Mayıs 2015’te Catherine Deneuve tarafından muhteşem bir açılışla başlamıştı. 25 Mayıs 2015’te sona ermiş. Her yıl ortalama 20 filmin ‘’Altın Palmiye’’ için yarıştığı festivale binlerce sinema profesyoneli ve 4 bin 500 gazeteci tarafından izlenmiş. Bu yıl Cannes’daki açılış 1987’den beri ilk kez bir kadın yönetmenin filmi, Emmanuelle Bercot’nun yönettiği ‘Standing Tall’ ile yapılmış. Başrollerinden birinde Fransız sinemasının yıldız oyuncusu Catherine Deneuve’ün olduğu film, sorunlu bir gencin suçla dolu büyüme öyküsünü konu almış.

Cote D’Azur

Joel ve Ethan Coen başkanlığındaki jürinin kararıyla festivalin büyük ödülü, daha önce Altın Palmiye’yi kazanan, ‘’A Prophet / Yeraltı Peygamberi’’ filminin yönetmeni Jacques Audiard imzalı ‘’Dheepan’’ olmuş. Film, göçmenlerin hikayesini göçmen karşıtı bir yere giden bir finalle anlatmış. Sinema diliyle de kimseyi etkilemedi yorumları yapılmış. Bu nedenle Cannes’ın gelmiş geçmiş en tartışmalı Altın Palmiyelerinden biri olarak hatırlanacak denmiş sinema yorumcuları tarafından.

Cannes’ı dünya jet sosyetesinin vazgeçilmez mekanlarından biri yapan festivalin hikâyesi ise çok eskilere dayanıyor. İngiliz aristokratlarından biri olan Lord Brougham, 1800’lerin ortalarında verem olan kızının tedavisi için Nice’e doğru yola çıkar. 1800’lü yıllar, tüm dünyada kolera, tifüs, veba, sarıhumma, çiçek gibi bulaşıcı hastalıkların yaygın olduğu yıllardır.

Nice’te de karantina vardır. Karantina önlemlerinden ötürü Lord ve kızı Nice’e alınmaz. O da, o zamanlar küçük bir balıkçı kasabası olan Cannes’a sığınır. Sığındığı bu balıkçı kasabasının temiz havası, güzel iklimi kızına iyi gelir ve iyileşir. Kızının iyileşmesinden sonra Lord kendisine burada bir malikâne yaptırır.

Cote D’Azur

Yakın dostlarını ağırladığı bu küçük balıkçı kasabasının iyileştirici ünü kulaktan kulağa yayılır.  Dünyaca tanınan bir yer olmasını sağlar. Ünlü modacı Coco Chanel’in bronz teni ile plajlarında poz vermesiyle de Cannes’ın denizi, kumu ve plajları birden dünya jet sosyetesinin vazgeçilmez mekânları haline gelir. Cannes Film Festivali Kongre Merkezi önüne bu bilgileri hatırlayarak ulaştık.

Mahşeri kalabalık arasında uygun bir yer bularak kırmızı halıda özçekim ya da selfie yöntemiyle fotoğraflarımızı çektik.  Kırmızı halıda fotoğraflarımızı çektikten sonra  La Croisette  Bulvarı’nda mor salkımlar, begonviller, yaseminler, denizden esen rüzgâr, palmiyeler ve Cannes’ın ihtişamlı yapıları eşliğinde sahil boyunca yürüdük. Onlarca farklı renkte bezenmiş bir kentle karşılaşmıştık.

Bulvarın sağ tarafında göz alabildiğine uzanan Cannes plajlarının tadını soğuk ülkelerden geldiğini tahmin ettiğimiz turistler çıkarıyordu. Bulvarın sol tarafında ise uluslar arası ünlenmiş oteller yer alıyordu.

İlk karşılaştığımız otel Intercontinental Carlton idi. Açıldığı 1911 yılından beri dünyaca ünlü birçok yıldıza ev sahipliği yapan otel, dünyanın en prestijli otelleri arasında yer alıyor. La Croisette’in merkezinde yer alan otel, kentin göbeğinde olmanın yanı sıra büyüleyici Akdeniz manzarasından da bütünüyle yararlanıyor. 343 oda, 39 süit, 2 restoran, 2 bar ve sağlık kulübünün yer aldığını öğrendiğimiz otel, Cary Grant ve Grace Kelly’nin başrollerini oynadığı “Hırsızı Yakalamak” filminde de bolca yer almıştı.

Cote D’Azur

Bulvarda ilerledikçe sırasıyla Hotel Le Martinez  ve Majestic Barriere otellerine rastlıyoruz. Şehrin en lüks otelleri arasındaki yerini yıllardır koruyan Le Martinez, kapılarını ilk kez 1929 yılında açmış. La Croisette Bulvarı’nda bulunmasıyla konumunu eşsiz kılan ve geçtiğimiz yıllarda özenle restore edilen otel, pastel tonlardaki art-deco tarzıyla dikkat çekiyor. Kusursuz servisi ile 385 oda, 27 süit ve 2 teras eviyle hizmet veren otel ayrıca özel plaja ve spa’ya sahip.

Hotel Majestic Barriere’e gelince; Sharon Stone, Kate Moss, Robert De Niro ve Michael Jackson’ın Cannes’daki favori oteli için pek fazla söze gerek yok diyor oteli tanıyanlar. Son derece zengin ve gösterişli bir dekorasyona sahip otelde 23’ü süit olmak üzere toplam 305 oda bulunuyor. Akşamüstü çayınızı keyifle yudumlayacağınız otelin efsanevi barı Le Fouquet’s ise her an ünlü bir film yıldızıyla göz göze gelebileceğiniz bir mekan.

Bizimle birlikte olmayan rehberimiz ve kaptanımızla sözleştiğimiz saatte otel Carlton önünde buluşarak, turumuzun beşinci ayağı olan Antibes’e doğru yola çıkıyoruz. 

3,884 total views, 3 views today

Share
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir