Tarım Devriminden sonra, üretilen gıda fazlasının yeni ulaşım teknolojileri ile birleşmesi giderek daha fazla insanın önce köylere, sonra kasabalara ve şehirlere doluşmasına neden oldu. Babil gibi büyük şehirler ve giderek krallıklar ve imparatorluklar ticari ağlarla birbirine bağlandı. Yüzbinlerce nüfusun olduğu şehirler ve başarılı imparatorluklar kurma fırsatı ortaya çıkınca, insanları bir arada tutacak ve esnek işbirliği yapmasını sağlayacak ortak mitlere, büyük tanrılara, anavatanlara ve anonim ortaklıklara ihtiyaç duyuldu.

M.Ö. 1776 yılında Babil dünyanın en büyük şehri, Babil İmparatorluğu da bir milyondan fazla nüfusuyla muhtemelen dünyanın en büyük imparatorluğuydu. En ünlü kralı ise, lise tarih derslerinden de bildiğimiz gibi, Hammurabi’dir. Bu kadar ünlü oluşu ise Hammurabi Kanunları olarak bilinen metinden kaynaklanmaktadır.

Hammurabi kanunları metni düzenlenirken, öncelikle Hammurabi’yi adil bir kral olarak göstermektedir. Babil İmparatorluğunun her yerinde standart bir hukuk sistemi kurmak, gelecek nesillere adaletin ne olduğunu, adil bir yöneticinin nasıl olması gerektiğini anlatmak amacı taşıyan bir kanunlar ve kararlar topluluğudur.

Hammurabi ’nin ölümünden yaklaşık 3 500 yıl sonra M.S. 1776 yılında Amerika Birleşik devletleri Bağımsızlık Bildirgesi yayınlandı. Hammurabi Kanunlarında olduğu gibi bağımsızlık Bildirgesi de evrensel ve ebedi adalet ilkelerini üzerine kurulmuş ve ilahi bir güce dayandırılmıştı.

İster çok tanrılı isterse semavi dinlerde oluşturulmuş ‘’tanrı’’ mitinin en önemli özelliği ‘’adalet’’ mitiyle Tevrat, Zebur, İncil ve Kuran gibi kutsal kitaplar oluşturulmasıdır.

‘’Hak, Hukuk, Adalet’’ denince aklımıza ilk gelen ve Adalet saraylarının girişlerinde heykelleri olan bir tanrıça vardır. “Themis”. Birçok değişikliğe uğrayarak günümüze ulaşan bu tanrıçanın gözünü kapattık, ellerine de terazi ve kılıç verdik. Adalet heykelinin gözünü kapattık, kapattık çünkü kimin yargılandığını görmesin ve adli konularda tarafsız kalsın diye. Sağ eline verdiğimiz Adaletin kılıcı keskindir, suçlular mutlaka cezalandırılır. Diğer elindeki terazi ise hukukta denge, eşitlik ve adil yargılama yapılır. Demektedir.

Aslında sadece Themis değildi “Adalet Tanrıçası”. Eski Mısır’da, Antik Yunan’da ve Roma İmparatorluğunda da Adalet Tanrıçaları vardı. İlk akla gelen elbette ki Themis olacaktır. Herkesin bildiği, gözleri kapalı, adalet terazisi ve kılıcıyla, o güzel kadın… Koymak, yerleştirmek, oturtmak, sağlamlaştırmak, saptamak anlamına gelen bir kökten, ‘’tithemi’’ sözcüğünden türemiş olan ‘’Themis’’ adil, adalet gibi anlamları taşımaktadır

Yunan mitolojisinde Uranüs ve Gaia’nın kızı olan adalet ve düzen tanrıçası Themis, Zeus’un Hera’dan sonraki ikinci karısı, Horae ve Moirae’nin annesidir. Görülüyor ki Adalet Tanrıçası ya da tanrıçaları Sapiens ’in, yani bizlerin kurguladığı mitlerdir.

Themis, doğada, mevsimlerin, yılların ve sanatların düzenini sağlayan bir tanrıça üçlüsüyle canlı varlıklar arasında yaşamla ölüm dengesini kuran bir tanrıça, bir tanrısal varlıktır. Themis, yasadır, kuraldır. Ama gelip geçici bir yasa değil, hem tanrılar hem de insanlar dünyasında değişmez evrensel ve ölümsüz doğa yasasıdır. Tanrısal yasadır, onun karşıtı insansal yasa ise Nomos’tur.

Themis, Olympos’ta yaşar ve Zeus’un hemen yanı başında oturur ve Zeus’un vereceği bütün kararlarda ona hikmet ve adalet tavsiye eder, tanrılara verdiği öğütlerle bir çeşit danışmanlık görevi de yapardı. Tanrıların toplantılarına başkanlık eder, Tanrılar arasındaki anlaşmazlıklar kadar, insanlar arasındaki anlaşmazlıkları da çözer ve Olympos’taki düzeni korurdu.

Demem o ki, ‘’Adalet’’ kavramı Ortaçağ kutsal kitaplarının ve Modern Dünyanın en önemli varlık nedeni olan en önemli kurgulardan biridir. Adil yöneticilerin ve Adaletin bulunduğu toplumlarda Cumhuriyet ve Liberal kurgular da kendilerine yer bulurlar. Adaletin olmadığı hiçbir toplum, yönetimin adı ne olursa olsun, varlığını sürdüremez.

625 total views, 1 views today

Share