4 Nisan 2008 Madrid Barcelo Otel’de eşimle sabah kahvaltısındayız. Açık büfe kahvaltı tabağımıza yiyebileceklerimizi alıp masamıza bıraktıktan sonra çay ve kahve peşine düştük. Ben çay ya da kahve için demlik ve sıcak su arıyorum. Yolda tanıştığımız genç arkadaşlarımızdan biri bir makinenin önünde bazı butonlara bastıktan sonra, az şekerli sütlü kahvesini almıştı. Hayretle kendisini süzdüğümü görünce, bu makinelerin algoritmaları vardır. Dedikten sonra ‘’butonlara basarak onlarca algoritma yapabilir ve istediğin kıvamda kahvenizi ve çayınızı alabilirsiniz.’’ Demişti.

Sonradan, otomasyon üzerine mastır yaptığını öğrendiğim genç arkadaştan ilk kez ‘’algoritma’’ kavramını duymuştum. İlgilendiğimi görünce de anlatmıştı bana. Makinenin ilk sırasında kahve ve çay seçenekleri vardır. İkinci sırada şekersiz, az şekerli, şekerli; üçüncü sırada da sütsüz, sütlü seçenekleri bulunur. Makinede ‘’kahve’’, ‘’şekerli’’ ve ‘’sütlü’’ yazan butonlara basarak isteğinize uygun bir algoritma oluşturursunuz. Makine de bu algoritma doğrultusunda size ‘’sütlü ve şekerli kahvenizi’’ verir.

Yaşamımızı ve geleceğimizi anlamak istiyorsak, algoritmaların ne olduğunu ve duygularla olan ilişkisini kavramamız gerekiyor.

Algoritmalar, matematiğin de dilini kullanarak, sorunları çözmek ve belirli kararlara ulaşmak amacıyla oluşturulan bir dizi metodolojik adımlar olarak tanımlanıyor. Ancak, matematiğin dilinin kullanılmasına rağmen, algoritmalar hesaplama değildir.

Bir de sebze çorbasının algoritmasına bakarak, metodolojik adımları ve matematiğin dilini de görelim.

1)   Yarım bardak yağı bir tencerede ısıt,

2)   Dört soğanı ince ince doğra.

3)   Soğanlar pembeleşene kadar pişir.

4)Üç patatesi küp küp doğrayarak tencereye at.

5) Lahanayı şeritler halinde kesip, tencereye at.

Düzenlenen algoritmayı defalarca kullanarak, her seferinde farklı sebzeler ekleyip, onlarca farklı çorba yapabiliriz. Ancak algoritma aynı kalır. Unutmamalıdır ki evlerimizde kullandığımız akıllı fırınlar, bulaşık makineleri, çamaşır makineleri ve daha niceleri algoritmalarla çalışırlar.

Algoritmaların duygularla olan ilişkisine gelince, geçtiğimiz yıllarda biyologlar, butonlara basıp kahve içen insanların ve hayvanlar âlemindeki bazı canlıların da birer algoritma olduklarına kanaat getirdiler. Üstelik bu kompleks algoritmalar, doğru butonlara bastıklarında, üreme adını verdiğimiz kendi kopyalarını da yaratabiliyorlar.

Otomatları denetleyen algoritmalar, mekanik dişliler ve elektrikle çalışırlar. Başta insanlar olmak üzere, canlıları denetleyen algoritmalar ise duyular, duygular ve düşüncelerle çalışır. Oluşan hassasiyetler algoritmaları oluşturur ve denetler.

Doğadaki Doğal Seçilim ‘’tutku ve tiksinmeyi’’, canlıların üreme şanslarını hızla değerlendiren algoritmalar olarak geliştirmiştir.

Doğal seçilim algoritmasında ‘’güzellik’’ ve arkasından gelen tutku, başarılı bir yavruya sahip olmak için daha yüksek bir ihtimal anlamına gelmektedir.

Bir kadın görüş alanına giren karşı cinsten biri için ‘’ne kadar yakışıklı bir erkek’’ diye düşünürken hissettikleri aslında bir otomatın çalışma ilkesine benzer.

Erkeğin bedeninden yansıyan ışık dişilerin retinasına vurdukça, milyonlarca yılda damıtılmış inanılmaz güçlü algoritmalar devreye girer. Erkeğin dış görünüşünde üreme ihtimallerini ele veren küçücük ipuçlarını yakalar. ‘’Muhtemelen oldukça sağlıklı üreyebilen ve muhteşem genlere sahip bir erkek’’ düşüncelerini beyninde dolaştıran dişi, ‘’Onunla çiftleşirsem yavrularımda sağlıklı ve mükemmel genlere sahip olabilir.’’ Kararını verir. Bu karar, kelimeler ve sayılardan çok, duygularla ilişkili olup, dişiler sadece hissederler.

Doğal seçilimin milyonlarca yılda damıtarak oluşturduğu algoritmalar insanların ve etkilenen canlıların yaşamlarını denetlerler. Günümüzde akıllı telefonlar, bilgisayarlar, yapay zeka uygulamaları ve her alanda yer alan robotların hepsi son derece karmaşık algoritma uygulamalarıdır.

Algoritmalar ve uygulama alanlarının, özellikle üniversite çağında olan gençlerimizin mezun olduklarında işsiz ve işlevsiz kalmamaları için ilgilenmeleri gereken bir durum. Çünkü algoritmalar geliştikçe yapay zekâ ve uygulama alanları birçok mesleğin işini elinden alacak gibi görünüyor.

Kudüs İbrani Üniversitesi Tarih Bölümü’nde dünya tarihi dersleri vermekte olan Yuval Noah Hararı’nın ‘’Homo Deus’’ adlı kitabından esinlenerek düzenlediğim bu deneme yazısı, özellikle gençlere yardımcı olur düşüncesindeyim. Sonraki denemelerimde algoritmalar üzerinde biraz daha durmak istiyorum.

664 total views, 1 views today

Share