Her halde yapay zekayı duymamış olan neredeyse kimse yoktur diye düşünüyorum. Düşünüyorum çünkü gerek filmlerde gerekse haber kanallarında sık sık duyduğumuz bir terimdir ”yapay zeka”. Peki nedir ”yapay zeka” Diye kendinize hiç sordunuz mu hiç? Bence geleceğin en önemli alanlarından biri yapay zeka olacaktır. Başta akıllı telefonlar olmak üzere, karşımıza çıkan yeni akıllı elektronik eşyalar her geçen gün daha gelişmiş ve karmaşık olarak karşımıza çıkıyor. Bu yapıların bu kadar kompleks olmasının en büyük nedenlerinden biri de yazılım alanında atılan büyük adımlardır. Aslında yapay zeka da tam olarak bir yazılım algoritması dır diyebiliriz.

Apple’ın Siri’si, Google’ın Google Now’ı ve Microsoft’un da Cortana’sı dijital asistan olarak hizmet veriyor. Ancak elbette bu sanal asistanların her birinin, gelecekte yapabilecekleri işler düşünüldüğünde hem sevinmek hem de kaygılanmak gerekiyor. Cortanalar otorite kazandıkça, sahiplerinin çıkarları doğrultusunda, birbirlerini yönlendirmeye başlayabilir. Varlıklılar en üstün sürüme sahip olarak, eski sürümleri kullanan yoksul insanlar karşısında belirli bir avantaj kazanabilirler.

Microsoft, yapay zeka algoritmasını bu temel üzerine kurgulamaktadır. Sapiens’le ilgili her şeyi ondan daha iyi bilecek olan bir yapay zekâ algoritması olan Cortana ve diğerlerinin neler yapabileceklerini hayal edin lütfen…Bilgiyi hala ”kutsal kitaplarda” arayop, ”mantık” yürüterek sonuca ulaşmaya çalışan İmam Hatip okulları öğrencileri, mezun olduklarında hem işsiz kalmaya hem de nal toplamaya mahkumdur.

Kudüs İbrani Üniversitesi Tarih Bölümünde dünya tarihi dersleri vermekte olan Yuval Noah Hararı’nın ‘’Homo Deus’’ adlı kitabının ”Bilinç Okyanusu” adlı bölümün giriş bölümünden birkaç paragrafı, tartışmaya açmak amacıyla, arayıp aldım. İlkokul dönemini bitiren öğrencilerin, bakanlıkça, üçte birinin İmam Hatip liselerine yönlendirilmesinin önümüzdeki yirmi yıl sonrası doğabilecek olası ve geri alınamaz sakıncaları hatırlatmak istedim.

Yeni Dinlerin, Afganistan mağaraları ya da Ortadoğu medreselerinde doğması pek mümkün görünmüyor. ”Yeni Dinler” araştırma laboratuvarlarında büyüyüp serpilecekler. Sosyalizm nasıl Buhardan ve Elektrikten müteşekkil bir kuruluş vaadi ile dünyayı ele geçirdiyse, tekno-dinler de algoritmalara ve genlere dayalı bir kurtuluş vaadiyle dünyayı fethedebilir.

Radikal İslam ve fanatik Hristiyanlık üzerinde dönen tüm tartışmalara rağmen, dini açıdan en ilgi çekici yer IŞİD’in kontrol ettiği bölgeler ya da ABD’nin İncil Kuşağı olarak adlandırılan muhafazakar güneyi değil, ”Silikon Vadisi”dir. Yüksek teknoloji gurularının teknoloji odaklı, tanrısız bu yeni ”cesur dini” Silikon Vadisinde mayalanıyor.

Silikon vadisinde mayalanmakta olan bu yeni ”Tekno-Din” Mutluluk, Barış, Refah ve hatta Ebedi Yaşam gibi kadim sözleri, ilahi varlıklar ve kozmik güçlerle değil, teknoloji aracılıyla sunuyor. Üstelik bunları ölümden sonra değil, bu dünyada vaat ediyorlar.

Tekno-Hümanizm ve Veri Dini olmak üzere, Yeni Tekno-Dinler ikiye ayrılmaktadır. ”Veri Dini” insanların kozmik görevlerini tamamladığını, artık meşaleyi yeni oluşumlara devretmesi gerektiğini öne sürer. Tekno-Hümanizm ise Homo Sapiens’in tarihsel görevini yerine getirdiğini ve gelecekte bir yeri olmadığını onaylar. Daha üstün bir insan modeli olan Homo Deus’u yaratmak için teknolojiyi kullanmamız gerektiği sonucuna varır.

Homo Deus insani özelliklerin bir kısmını koruyacak ve en karmaşık algoritmalara karşı kalesini koruyabilmesini sağlayacak, ”sürümü yükseltilmiş” fiziksel ve zihinsel yetilerin de keyfini sürecektir. Algoritmalarda Zeka bilinçten ayrıldığı ve bilinci olmayan zeka tehlikeli bir hızla ilerlediği için, insanların oyunda kalabilmelerinin yolu, yorulmadan kendi zihinlerinin sürümünü de yükseltmelerinden geçiyor.

588 total views, 1 views today

Share