Var olmayan şeyler hakkında konuşabilme yeteneğine sadece sosyal bir hayvan olan Sapiens, yani atalarımız sahiptir. Sapiens hayal kurup konuşarak gerçekte var olmayan tanrılar, tanrıçalar, çok tanrılı dinler, tek tanrılı semavi dinler ve peygamberleri, öbür dünya, cennet ve cehennem kavramları gerçeğe dönüştürmüştür.

Birbirini tanımayan milyonlarca kişinin esnek işbirliğini sağlayan bu hayali kurgular zamanla yerleşik hale gelse de, toplumların üretim biçimleri ve içinde bulundukları yüz yılın teknolojileri değişiklikleri de beraberinde getirmiştir. Getirmiştir ama İslam toplumlarını temsil eden Doğu bu değişikliklere uyum sağlayamamıştır.

Batı Hristiyan ortaçağında olduğu gibi Doğu İslam ortaçağında felsefe, bilimi de içermektedir. Bir başka deyişle, Batı Hristiyan ortaçağında nasıl felsefe ve bilim arasında bir ayrım söz konusu değilse İslam ortaçağında da bilim ve felsefe arasında bir ayrım söz konusu değildir. Ne zamana kadar? Gazzali ekolü baskın çıkana kadar…

Batı Hristiyan ortaçağında, Sanayi devriminden önce, bilgiye ulaşmanın yolu kutsal kitaplardan geçiyordu. Bilgiye susamış olanlar, filozoflar ve soruları yanıtlamak isteyen din adamları önce kutsal kitaplara başvuruyorlardı. Soru ile ilgili bir gönderme bulduklarında da mantıkları devreye giriyordu. Ne var ki herkesin mantığı, genelde, farklı sonuçlara ulaşıyordu.

Doğu İslam ortaçağında da İslam filozofu Gazzali ve takipçileri için temel başvuru kaynağı İslamın kutsal kitabı olan Kuran ve vahiyler olmuştu. Farabi, İbn Rüşd ve El Biruni gibi dünyada Rönesans’ın öncüleri ortaya çıktıysa da baskın çıkan Gazzali ekolü olmuştu. Günümüzde de Kuran ayetleri ve vahiylerin yorumlanmasında hala etkili olan İslam filozofudur.

Gazzali için sağlam bilgilere dayanak, kutsal kitap Kur’an ayetleri ve vahiyler gibi zorunlu bilgilerdi. Zorunlu bilgiler de akılla elde edilirdi. Ancak Gazzali, birçok şeyde olduğu gibi, akıl konusunda da şüpheci biriydi. Şüphesini duyuların ve aklın alanına yaydı. Hiç birşeye tam inanamadı ve güvenemedi.

Prof. Dr. İbrahim Agâh Çubukçu’ya göre; ”Fakat yüce Allah, ona yardım etti. Gazzali kalbine doğan bir nur sayesinde akli bilgilerin sağlamlığına inandı. 2+2 nin 4 ettiği hakkında şüpheye düşülemeyeceğini, bütün zorunlu bilgilerin yakın derecesinde sağlam olduklarını ancak böyle kalbine doğan bir nurla doğruladı.”

Yine Çubukçu’ya göre Gazzall, ilahi bir nurun varlığını Kur’an’dan da öğrenmişti. içine doğan nuru kuvvetlendiren “Allah hidayete götürmek istediği kimsenin göğsünü İslam’a açar” âyetini hatırladı. Nitekim Hz. Muhammed bu ayeti açıklarken “bu Allah’ ın kalbe attığı bir nurdur” diye buyurmuştu. Diğer bir hadis’de ise “Allah halkı karanlıkta yarattı ; sonra onlar üzerine nurundan saçtı ” diye söylemişti.” (Prof. Dr. İbrahim Agâh Çubukçu -A. Ü. İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi )

Gazzali’nin akli bilgilerin sağlamlığına inanışı bir sezgi gücüne dayanıyordu. Bu sezgisini bazı ayet ve hadislerle kuvvetlendirmişti. Bir başka deyişle Batı Hristiyan ortaçağı ile aynı yolu izlemiş, bilgiye ulaşmak için ”kutsal kitaplar ve mantık” silsilesini izlemişti.

Gazzalî’nin, İslam dünyasında, Tehafüt el-Felâsife adlı yapıtıyla, felsefî düşünceyi mahkum ettiği bilinmektedir. Nitekim onun İslam dünyasında felsefeyi mahkum ettiği olgusu, gerek Doğu gerekse Batı felsefe çevrelerinde sık sık tartışma konusu olmuştur. Ancak onun, felsefeyi mahkum ettiğine yönelik tartışmalarda çoğu kez gözden ırak tutulan önemli bir nokta vardır ve bu nokta, onun felsefeyi mahkum ederken bilgi ve bilimi de mahkum etmesi olgusudur. (Yrd.Doç.Dr. Hasan Aydın-19 mayıs Üniversitesi, Sinop Eğitim Fakültesi )

Gazzali’yi imana götüren diğer bir delil de deneylerdir. Onun yaptığı deneyleri üç bölümde özetliyebiliriz.

a) Kitaplarda öğrendiği bilgiler: Kitaplarda gerçeğe dair okuduğu bir çok hususlar, onda derin bir iz bıraktı. Kendi düşüncesinin temelini okuduğu kitaplardan öğrendi. Onların çoğunu eleştirme süzgecinden geçirdi. Kendinden önce gelmişlerin eserlerinden öğrendiklerini, nefsinde denemek arzusunu duydu. Başka bir deyimle bazı mânevi halleri bizzat ya şamak istedi.

b) Rüyalar da Gazzali için iyi bir deney vasıtası oldu. Uykuda gördüğü bazı şeylerin uyanıklık âleminde olan bazı olaylara uygun düşmesi, onu mânevi gerçeklerin varlığına inandırdı.

c)Gazzali, zikir ve ibadet deneyleri yaparak da imanını kuvvetlendirdi. Zikir ve ibadetin insanın dini yaş antısına etki yaptığım deneylerle anladı.

Bir çeşit İslam felsefesi olan Kelâm ilmini iyi biliyordu. Gazzali, felsefeyi geniş anlamıyla öğrendikten sonra onunla meşgul olanları Dehriler, Tabiatcılar ve Ilahiyatcılar olmak üzere üç bölüme ayırdı.

1)Dehriler: Ona göre dehriler tamamen sapıklik içinde idiler. Dehriler bu âlemin bir yaratıcısı olduğunu kabul etmiyorlardı. Bu âlemin ezelden beri var olduğunu, âlemdeki oluşların sonsuza kadar böylece devam edece ğini söylüyorlardı. Tabii, Allah’ın varlığını kabul etmedikleri için peygamberlerin gerçekliğini ve Ahiret hayatının yaşanacağını da inkar ediyorlardı. Bunlar felsefeciler içinde en sapık taifeyi temsil ediyorlardı.

2)Tabiatçılar: Bunlar, insan vücudundaki ahengi ve kainattaki düzeni gördükleri için tek bir yaratıcının yani Allah’ ın varlığını kabul ediyorlardı . Fakat Peygamberliğe ve Ahiret hayatına inanmıyorlardı . İnsanın ölmesiyle ruhunun da yok olacağını ileri sürüyorlardı.

3)ilahiyatcılar: Sokrates, Eflatun ve Aristo bunlardandı. islam filozoflarından Farabi ve İbn Sina bunların görüşlerini yansıtmışlardı. Gazzali’ye göre İlahiyatçı olan filozoflar 17 sorunda sapıklığa, 3 sorunda da küfre düşmüşlerdi. (Prof. Dr. İbrahim Agâh Çubukçu -A. Ü. İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi)

Sonuç olarak, İslam topluluklarını temsil eden Doğu, büyük ekseriyetle, hala Gazzali ekolünün ”bilgi kaynağı” olan kutsal kitap ve vahiylerle zaman öldürmektedir. Sanayi devrimini yakalayamadıkları gibi Modernite trenini de kaçırmış durumdalar. Treni kaçırdılar ki çaresizlik içinde, başta kafa kesme olmak üzere, şiddetin her türlüsünü hem kendi dindaşlarına hem de kendilerini hayretle izleyen Batı’ya uygulamaktadırlar.

480 total views, 2 views today

Share