Ülkemizde ve dünyada din adına yapılan savaşları, intihar bombacılarını, cihad çağrısı yapanları ve sosyal medya ve görsel medyada ilahiyat fakültelerinde profesörlük makamına erişmiş bazı kişilerin ipe sapa gelmez tartışmalarını ve önerilerini gördükten sonra sağlıklı bir tartışma ortamı olabilir mi diye ”Hayali Gerçeklikler” adı altında yazmaya karar verdim.

Bilişsel Devrim ile birlikte yepyeni bir dil edinen atalarımız (Sapiens) bu dil sayesinde dünyayı fethetti demiştik geçen yazımızda. Dilimizin evrilmesi konusunda muhtemelen hem ”dedikodu” hem de ”nehrin kenarında aslan var” teorileri geçerli olmalıdır.

Teoriler ne olursa olsun, dilimizin en özgün tarafı, insanlar ve aslanlar hakkında bilgi sağlamasından çok, var olmayan şeyler hakkında bilginin aktarılmasını sağlamasıdır. Bu özelliğinden ötürü, sadece Sapiens hiç görmediği, dokunmadığı ve koklamadığı varlıklar hakkında konuşabilmektedir. Gerçekte var olmayan Mitler, efsaneler, kurgular, tanrılar ve dinler ilk kez Bilişsel Devrim sayesinde ortaya çıkmıştır.

Bilişsel devrimden önce pek çok hayvan ve insan türü ”Dikkat et! Bir aslan var!” uyarılarını gönderebiliyordu. Bilişsel devrimden sonradır ki ”aslan kabilemizin koruyucu ruhudur” deme becerisi sapiens dilinin en özgün yanıdır. Böylelikle çok tanrılı dönemlere ilk adımlar atılmış oldu.

Karıncalar ve arılar da çok büyük gruplar halinde çalışırlar. Ancak bu işbirliğini çok katı bir biçimde ve akrabalarıyla yaparlar. Vahşi hayat belgesellerinde gördüğümüz gibi aslanlar, kurtlar ve şempanzeler karıncalardan çok daha esnek bir biçimde işbirliği yaparlar ama sadece tanıdıkları ve az sayıda üye ile. Sapiens ise sonsuz sayıda yabancıyla, çok esnek bir biçimde işbirliği yapabilmektedir. Bu yüzden sapiens dünyayı yönetirken, karıncalar artıklarımızla beslenmek zorunda kalıyorlar.

Mitler dünyanın, insanın ve hayatın doğaüstü bir kökeni ve tarihi olduğunu öne sürer. İnsanın doğaüstü kökeni üzerine düzenlenen mitler, çok tanrılı dinlerle tek tanrılı semai dinlerin oluşmasını sağlamıştır. Bu tür mitler insan davranışları için model oluştururken hayata da anlam ve değer katmıştır. Katmıştır çünkü mitler her zaman yaratılışla ilgili olmuştur. Türklerin büyük bir bölümü için Ergenekon Destanı böyle bir mit olarak karşımıza çıkar.

Mitler ve efsanelerde zaman ve mekan kozmiktir. Kahramanları ilahlar, ilaheler, yarı tanrılar ve tanrılardır. Mitler, onları anlatan kişişlerin kültürel kimliklerinin pekişmesini sağlar. Ergenekon Destanının Türk Milliyetçilerinin kültürel kimliklerini pekiştirmesi gibi…

Hristiyan bir anneden doğan ve Hristiyanlığın bir devlet dini haline gelmesinde en büyük rolü üstlenen Bizans İmparatoru Konstantin, kendinden önceki dönemlerde Hristiyanlara karşı takip edilen politikayla, inandığı ve hayalini kurduğu büyük imparatorluk birliğini sağlayamayacağını anlamıştı. Bu rüyasını gerçekleştirebilmek için öncelikle siyasi birliğin sonra da din birliğinin sağlanması gerekiyordu. Bu amaçla M.S. 312’de Roma civarındaki Milvius Köprüsü’nde kazandığı zaferle siyasi birliği tesis eden imparator, din birliğinin sağlanması amacıyla, ülkedeki zulümlere son vermek ve iç huzuru sağlamak için, M.S. 313 yılında “Milan Fermanı” diye bilinen meşhur bildiriyi imzaladı. Böylelikle milyonlarca farklı kimlikteki insanın esnek işbirliğini sağladı.

Kelimelerden hayali gerçekler yaratabilme becerisi, çok sayıda yabancının etkili ve esnek işbirliği yapabilmesinin ötesine de geçmektedir. Geniş çaplı toplulukların işbirliği ortak mitlere dayanmaktadır. Kurgular bir şeyleri hayal etmemizin dışında, bunu kolektif olarak uygulamamızı da sağladı. Bu sayede İncil’deki yaratılış hikayesi, modern devletlerin Milliyetçilik mitleri, savaşlarda ölenlerin şehitlik mertebesine erişmesi ve cennete gitmesi gibi ortak mitler yaratılabildi. Bu ortak mitler Sapiens’e büyük gruplar halinde esnek bir işbirliği yapabilme becerisi kazandırdı.

Mitler genlerimizde olmayıp, hayali gerçeklikler olduğundan değiştirilebilirler. Ortak mitler değiştirilerek insanların davranış biçimleri de değiştirilebilir. 1789 yılında Fransızlar, neredeyse bir gecede, kralların tanrısal gücü mitine inanmayı bırakıp, halkın eğemenliği mitine inanmaya başlamıştır. Bu demektir ki, Bilşsel devrimden bu yana, Homo Sapiens değişen ihtiyaçlara göre davranışlarını yenileme becerisine sahip olmuştur. Olmaya devam edecektir.

Not: Yazımı kaleme alırken Yuval Noah Hararı’nın ”Hayvanlardan Tanrılara-Sapıens” adlı kitabından esinlendim.

892 total views, 1 views today

Share