70 ile 30 bin yıl önce ortaya çıkan yeni düşünce ve iletişim biçimleri Bilişsel devrim olarak adlandırılmış…Başlangıçta ”nehir kıyısında aslan var” diyebilen atalarımız evrilmiş olan dilleri sayesinde zamanla ”aslan kabilemizin koruyucu ruhudur.” Diyerek ilk dini imgeleri ortaya koymuştur. Bilişsel Devrimin uzantısı olan ”dedikodu” sayesinde efsaneler ve mitler üretilmiş, tanrılar ve dinler ortaya çıkmıştır. Atalarımız yine dil ve dedikodu sayesinde kurgular, hayali gerçeklikler ve görmedikleri ve bilmedikleri hakkında konuşabilme becerisi kazanmıştır.

Tarım Devriminden sonra, üretilen gıda fazlasının yeni ulaşım teknolojileri ile birleşmesi giderek daha fazla insanın önce köylere, sonra kasabalara ve şehirlere doluşmasına neden olmuş. Babil gibi büyük şehirler ve giderek krallıklar ve imparatorluklar ticari ağlarla birbirine bağlanmış. Yüz binlerce nüfusun olduğu şehirler ve başarılı imparatorluklar kurma fırsatı ortaya çıkınca, insanları bir arada tutacak ve esnek işbirliği yapmasını sağlayacak ortak mitlere, büyük tanrılara, ana vatanlara ve anonim ortaklıklara ihtiyaç duyulmuş.

Belgesellerde Yeni Babil Krallığı ve Babil’in Asma Bahçeleri konulu bir yapımda, boğa ve ejder kabartmalı İştar Kapısı ile Babil’deki Aslanlı yol görüntüleri aklımı başından almıştı. Dicle ve Fırat nehirlerinin verimli topraklarında yer alan Mezopotamya’da kurulmuş olan krallıklardan Yeni Babil’in başkenti, başta Babil’in Asma Bahçeleri olmak üzere, İştar Kapısı ve Aslanlı Tören Yolu ile unutulmazlarım arasına girmişti. Babil Kralı 2. Nebukadnezar tarafından Tanrıça İştar adına yapılan bu kapı, anlaşılacağı üzere İştar’a duyulan saygı ve hürmetin bir nişanesi olarak yapılmıştır.

Kapının duvarlarında bulunan boğa Tanrı Adad’ın kutsal hayvanı, ejder ‘Muşuşu’nun kabartmaları ise Babil’in baş tanrısı Marduk’un kutsal hayvanıdır. Aslan ise şüphesiz Tanrıça İştar’ın simgesidir ve kutsal tören yolunun her iki yönünü süslemektedir. İştar kapısı ve Aslanlı Tören Yolu ortak mitlerin, hayali kurguların ne kadar önemli olduğunun kanıtıdır.

Mezopotamya’nın antik şehirlerinden, Uzak Doğudaki Qin ve Roma İmparatorluklarına kadar kurulmuş olan bütün iletişim ağları ”Hayali Düzenler”di. En büyük ortak hayali mit ise ticaretin gerçekleşmesini sağlayacak olan ”para”ydı. Şehirler arası ve İmparatorluklar arası ticaretin, sosyal ve ekonomik ilişkilerin, imparatorlukların kendi sınırları içindeki düzenin ve ortak işbirliğinin normları ortak mitlere olan inanca dayalıydı.

Şehirler ve İmparatorluklar arasındaki ortak mit ise hayali bir alış veriş aracı olan para olurken, imparatorluklar içindeki ortak mitler ise hayali tanrılar, tanrıların yeryüzündeki temsilcileri ve tanrı adına yapılmış kanunlardı. Semai dinlerde kanunları barındıran Tevrat, Zebur, İncil ve Kuran-ı Kerim gibi…

Tarihteki en çok bilinen ve semai olmayan mitlerden ikisini ele alalım. Bunlardan ilki M.Ö. 1776 yılında yazılmış olan Hammurabi Kanunları, diğeriyse M.S. 1776 yılında ilan edilmiş olan Amerikan Bağımsızlık Bildirgesidir.

M.Ö. 1776 yılında Babil dünyanın en büyük şehri, Babil İmparatorluğu da bir milyondan fazla nüfusuyla muhtemelen dünyanın en büyük imparatorluğuydu. En ünlü kralı ise, lise tarih derslerinden de bildiğimiz gibi, Hammurabi’ydi. Bu kadar ünlü oluşu ise Hammurabi Kanunları olarak bilinen metinden kaynaklanmaktadır.

Nasıl ki günümüzde kanunlar yapılırken, girişte gerekçeleri ve özetle neleri kapsayacağı yazılmaktadır. Hammurabi Kanunları, Babil toplumunun düzeninin tanrılar tarafından belirlenmiş evrensel ve ebedi adalet ilkeleri temelinde olacağını öne sürer. Mezopotamya Panteonu’nun en önde gelen tanrıları Anu, Enlil ve marduk’un Hammurabi’yi seçerek ”adaletin imparatorluk topraklarında hüküm sürmesini, kötülüğün ve habisliğin ortadan kalkmasını, güçlünün zayıfı ezmesini engellemek istediğini” anlatır. Babil İmparatorluğunun her yerinde standart bir hukuk sistemi kurmak, gelecek nesillere adaletin ne olduğunu, adil bir yöneticinin nasıl olması gerektiğini anlatmak amacı taşıyan bir kanunlar ve kararlar topluluğudur. Bundan sonra yaklaşık 300 hüküm kanunun maddeleri olarak karşımıza çıkar.

Hammurabi Kanunları insanları önce erkek ve dişi olarak ayırdıktan sonra üstün insan, sıradan insan ve köleler sınıflamasını yapar. Her bir cinsiyetin ve sınıfın farklı değerleri vardır. Sıradan bir vatandaş olan bir kadının hayatının değeri 30 gümüş şekel’di. 1 şekel 12,5 gr gümüş olduğuna göre, kadının hayatının değerinin 375 gr gümüşe denk geldiği görülüyor. Devam edelim, köle kadının hayatının değeri 20 gümüş şekel, yani 250 gr gümüş oluyordu. Erkekler kadınlara göre biraz daha değerliydi. Sıradan bir erkeğin gözünün değeri 60 gümüş şekel idi.

Hammurabi Kanunları aile içinde katı bir hiyerarşi öngörmektedir. Buna göre, çocuklar bağımsız bireyler olmayıp, ailenin mülküdür. Alınıp, satılabilirler. Eğer bir üstün erkek başka bir üstün erkeğin kızını öldürürse ceza olarak katil değil, katilin kızı öldürülürdü.

İnsanların ”Üstün” ve ”sıradan” olarak ayrılmasının bir hayal ürünü olduğunu günümüzde kabul etmek çok kolaydır. Ancak o dönemde bu ayrım tanrı buyruğu olarak sunulmuş olduğundan, yadırganacak bir tarafı yoktur. Gerçi günümüzde de aslı astarı olmayan bir çok şey, belirli çevrelerce tanrı buyruğu olarak satılmaktadır. En azından hadislerin de tanrı buyruğu olduğu düşüncesi hakim kılınmaya çalışılmakta, deve idrarının yararının hadislerde yer aldığını söyleyenler çıkmaktadır.

663 total views, 1 views today

Share