İstanbul Haliç Tekne Turu 2

 

8 Ağustos 2016 Pazartesi Haliç İstanbul,

Haliç tekne gezimizin ikinci bölümü ile Haliç kıyılarını tanımaya çalışıyoruz. Eyüp İskelesinden kalkan vapurumuz, açılmış olan Eski Galata Köprüsü arasından geçtikten sonra Sütlüce İskelesine uğrayarak yeni yolcularını almış, Haliç Köprüsü altından geçerek, Ayvansaray İskelesi’ne gelmişti. Ayvansaray İskelesindeki yolcuları da alan vapurumuz, Hasköy İskelesi’ne doğru dümen kırdı.

Tam karşımıza Rahmi M. Koç Sanayi Müzesi görülüyor. Hemen fotoğraflarını çekmeye başlıyorum. Yaklaştıkça karşımıza Hasköy Tersanesi, tersane önünde bir denizaltı ve şehir hatları vapuru, arka planda ise raylı sistemler ve vagonlar, daha arkada da hava üssü öğeleri göze çarpıyordu. Hasköy Tersanesini çok yakından görebilecek biçimde ilerleyen vapurumuz, yavaşça Hasköy İskelesi’ne yanaşarak yolcularının bir bölümünü indirdi ve yeni yolcular aldı.

Hasköy Çevresi

Hasköy’ü ilk kez Rahmi M. Koç Sanayi Müzesi’ni gezmek için gittiğim 2009 yılında tanıma fırsatı bulmuştum. Beyoğlu İlçesinin 5 ana semtinden biri olan Hasköy, Rahmi M. Koç Sanayi Müzesinin kurulmasıyla birlikte tekrar hatırlanan ve yükselişe geçen bir semt haline gelmiş. Kâğıthane ile Kasımpaşa arasında yer alan Haliç kıyısındaki bu semtte, Osmanlı döneminde ağırlıklı olarak Yahudi ve Rumlar oturmaktaymış. Günümüzde Yahudi ve Rumlar, yok denecek kadar azalmış ve azınlık durumuna gelmişler. 

Tarihçesine baktığımızda; Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’un fethinde, çadırını buraya kurmuş. ‘’Padişaha Özgü Köy’’ anlamına geldiği için, semtin adına ‘’Hasköy’’ denmiş. Padişahın ünlü hocası Akşemsettin’in de bir süre burada oturduğu söylenceler arasında. Osmanlı döneminde bahçeleriyle ünlü olan Hasköy bahçelerinde portakal, limon, turunç ve nar yetiştirilmekteymiş. Daha sonra bu bahçelerin yerini tersaneler ve çeşitli büyüklükteki atölyeler almış. Taşkızak Tersanesi ve çevresinde yer alan torna ve tezgâh atölyeleri Hasköy semtinde yaşayanların büyük bir bölümüne iş olanakları sağlamıştı. Fatih Sultan Mehmed tarafından 1455 yılında kurulan Taşkızak Tersanesi, Kanuni Sultan Süleyman döneminde genişletilmiş. Hasköy’den Azapkapı’ya kadar olan sahada, yaklaşık 300 geminin yapımının gerçekleştirildiği bir tersane haline gelerek, Görkemli ve Akdeniz sularına hâkimiyet kuran bir donanmanın oluşmasını sağlamıştı. Mülkiyeti Milli Savunma Bakanlığına ait olan Taşkızak Tersanesinin arazileri ve binaları, takas yoluyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına devredilmiş. 

Hasköy’ün Yükselişe geçmesinde önemli bir katkısı olan Rahmi M. Koç Müzesi Türkiye’de Ulaşım, Endüstri ve İletişim tarihine adanmış ilk önemli müzedir. Haliç’in kıyısında, endüstriyel arkeolojinin önde gelen örneklerinden olan muhteşem binalar içinde yer alan koleksiyonu gramofon iğnesinden gerçek boyutlarda gemilere ve uçaklara kadar uzanan binlerce objeyi içermektedir. Özellikle, otomobillerin bulunduğu galeri muhteşemdir.

Sultan III. Ahmed (1703-1730) zamanında, 12. yüzyıldan kalma bir Bizans binasının temelleri üzerine kurulmuş olan bu eski Osmanlı Lengerhanesi, şu anda ikinci sınıf tarihi eser kapsamındadır. Bina, Sultan III. Selim (1789-1807) zamanında Maliye Bakanlığının kontrolüne verilmeden önce restore edilmiş ve Cumhuriyet’in kurulmasından sonra ise binaya Cibali Tütün Fabrikası sahip olmuştur. Lengerhane binasının çatısı 1984 yılında çıkan bir yangında ciddi hasar görmüş. Bina 1991 yılında Rahmi M. Koç Müzesi ve Kültür Vakfı tarafından satın alınarak yenilenmiş. 

Hasköy İskelesi’nden aldığı yolcularla tekrar Haliç ortalarına doğru yol almakta olan vapurumuzdan, Balat ve Balat’taki tarihi binalar görüş alanımıza giriyor ve fotoğraf makinemiz tekrar çalışmaya başlıyor. Kıyıda Balat Musevi Hastanesi, Balat Parkı, Balat İskelesi, Şair Nedim Parkı ve Fener İskelesi yer alıyor.

 Balat Semti

Balat, öncelikle İstanbul Musevileri açısından tarihi önem taşımaktadır. İstanbul’un fethinden sonra kente getirilen Makedonya Musevileri ile 1492 yılında İspanya’dan kovulan Sefarad Yahudileri bu semte yerleştirilmişler. Bu semtte yaşamış küçük bir Ermeni varlığı ile birlikte Balat, Bizans döneminden beri hep bir Musevi semti olmuş ve halen de öyle bilinmektedir. Balat, Haliç kıyısında, Tarihi Yarımadada, Ayvansaray ile Fener arasında yer alıyor. Balat’ın tarihi, özellikle Musevi mahallesi olarak Bizanslılara kadar dayanmaktadır.

Osmanlılar döneminde de Yahudi yerleşmesi olan Balat; mimari yapısı, içinde bulunan kilise ve sinagogları, esnafı, hamamı ve çarşısıyla sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan İstanbul’un yaşayan semtlerinin başında gelmişti. Haliç’teki sahil surlarının arkasından iç kısımlara doğru Eğrikapı yönünde yükselen bölgede kurulmuş. Semt adını, Rumca “saray” anlamına gelen ‘’’palatiyon’’dan almıştır. Musevi cemaatinden olan komşumuz Yakup beyin önerisi ile birçok kez ziyaret ettiğim Balat’ın, Yahudiler arasında da önemli bir yeri vardı. Daha sonraları varlıklı olanları, ‘’’Öteki Yaka’’’ olarak bilinen ve günümüzün Beyoğlu İlçesi olan Pera’ya, yani Galata ve çevresine yerleşmişler. Balat’ta  kalanlar varlıksız olanlardır. Konutların ve sokakların görünümü de bu durumu doğruluyor.

 Fener Semti

Balat’a komşu olan Fener Semti, Fener Rum Patrikhanesi ile ünlüdür. Fener Semtinin dik yokuşları arasından bakılınca, Fener’in küçük evleri arasına sıkışmış devasa ve görkemli kırmızı bina göze çarpar. 1881 yılında, Mimar Dimaolis tarafından yapılan Fener Rum Lisesi, diğer adıyla Kırmızı Mektep, çok az sayıda öğrenci ile de olsa halen eğitim veren özel bir erkek lisesidir. Fener Rum Patrikhanesi’nin varlığından ötürü  Fener, Bizans döneminden beri Rumların yoğun olduğu bir bölgeydi.

Fener Kesme taştan evleri ve zengin süslemeli bina cepheleriyle, 17. yüzyılda seçkinlerin tercih ettiği bir yerleşim mekânıydı. 18. yüzyılda, aristokrat Rum aileleri Fener Patrikhanesi civarında ahşap ya da kâgir villalar yapmışlar. Ancak yerleşim yapısı 19. yüzyılda önemli ölçüde değişmiş. Fener’in ileri gelen aileleri semtten ayrılarak Tarabya, Kuruçeşme ya da Arnavutköy gibi bölgelere yerleşmiş. Geride kalan memur, zanaatkar ve küçük tüccarlar, bölgedeki yangından sonra boşalan parsellerde inşa edilen sıra evlere yerleştirilmiş.

19.yüzyılın sonlarında Adalar, Kadıköy, Şişli gibi semtlere doğru yaşanan ilk göç dalgasıyla nüfus yapısında köklü bir değişim başlamasına rağmen, Fener 1960’lı yıllara kadar bir Rum semti olarak kalmış. 1960’lı yıllarda Rumların ülkeden ayrılmasıyla yaşanan ikinci göç dalgasından sonra semte, özellikle Karadeniz bölgesinden gelen, düşük gelirli bir nüfus yerleşmiş. Sonraki yıllarda gerçekleşen sanayileşme nedeniyle semtin karakteristik kıyı özelliği de bozulmuş durumda. 

 Sveti Stefan Kilisesi (Demir Kilise)

Sveti Stefan Kilisesi (Demir Kilise) de, Haliç boyunca Balat’tan Fener’e giderken sol kolda, Mürsel Paşa Caddesi ile Balat Vapur İskelesi Caddesi arasında yer almaktadır. Cephesi bezemelerle dolu olan kilisenin adı, Bulgarca “sveti” sözcüğü, Türkçe’de “aziz” anlamına gelmektedir.

Ayvansaray, Balat ve fener üçlemesinde her türden inanışı temsil eden yapılar ve cemaatlerin yan yana ve barış içinde bir arada yaşamış olmaları önemli bir bulgu olarak karşımıza çıkıyor. Osmanlı İmparatorluğunun  yönetim anlayışı ve hoşgörüsü örnek alınması gereken bir yöntem gibi göründü bana.  Görülmesi gerekir diye düşünüyorum. Anlatmak yetmiyor. Boş bir zamanda gidin, görün derim.

Kasımpaşa Çevresi

İstanbul Beyoğlu İlçesinin tarihi semtlerinden biridir Kasımpaşa. Haliç’in kuzeydoğusunda bulunan Kasımpaşa, Haliç Tersanesi havuzlarından başlayarak Hasköy’e kadar uzanır. İstanbul’un 1453 yılında fethi ile birlikte, Galata Surları dışında boş bir arazi olan semt, Haliç Tersanesinin kurulmasıyla birlikte çevresinde yerleşim başlamıştır. O dönemde aktif olan Kozluca deresi, Fatih Sultan Mehmed’in gemilerini Haliç’e indirmesinde önemli bir rol oynamıştır. Böylelikle İstanbul’un fethi kolaylaşmıştır. Daha sonra Haliç Tersanesi olarak anılacak olan İstanbul Tersanesi Kasımpaşa’nın Haliç kıyılarında kurulmuştur.

Tarihte İtalyanların kıskandığı tersane olarak bilinen, 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulan ve günümüzde de dünyanın çalışan en büyük tersanesi olan Haliç Tersanesi;  Osmanlı Devleti’nde, Batı tekniği ve modern bilimin ilk kez uygulandığı bir endüstri merkezi olarak kuruluşundan itibaren her dönemde büyük önem taşımıştı. 1516 yılında Gelibolu tersanesi de Kasımpaşa’ya taşınmıştı.

Canlı ve aranan bir semt haline gelen Kasımpaşa, büyük yangından sonra yaşanamaz hale gelmiş ve eski önemini yitirmiştir. Haliç’in temizlenmesinden sonra semte yapılan yatırımlar artmış ve Kasımpaşa tekrar eski görkemli günlerine dönmüştür. Yatırımlar sonrasında 15 000 kişilik bir stadyuma, bir spor kompleksine, bir kütüphane ve havuza kavuşan semt gelişmesini sürdürmektedir. Haliç kıyısında Kasımpaşa Sosyal Tesisi açılmıştır. Kasımpaşa Semti, Kasımpaşa Futbol takımıyla özdeşleşmiştir. Kasımpaşa denilince ilk akla gelen Kasımpaşa Spor Kulübü olmaktadır.

Kasımpaşa İskelesi’nden uzaklaşırken, fotoğraf karelerime girecek objelere belirlemeye çalışıyorum. Sol tarafımda, öteki yakada Galata Kulesi bütün haşmetiyle kendini gösteriyor. Sağ tarafa, Tarihi Yarımada’ya baktığımda ise ilk gözüme çarpan Eminönü’ndeki Yeni Camii ya da Valide Sultan Camii oluyor. Kıyıya yaklaştıkça, Eminönü İskelesi’nin sağ tarafında İstanbul Ticaret Binası fotoğraf karelerime giriyor.

Eminönü Çevresi

Valide Turhan Sultan Camisi

Eminönü; İstanbul’un Tarihi yarımadası üzerinde yer almaktadır. Kuzeyde Haliç, güneyde Marmara Denizi, doğuda İstanbul Boğazı, batıda ise Fatih ve Zeytinburnu ilçeleriyle çevrilidir. 7 Mart 2008 tarihine kadar ilçe olan Eminönü, bu tarihteki bir yasal düzenlemeyle, Fatih İlçesi’nin bir mahallesi konumuna gelmiştir. 

Yaklaştığımız iskelede inebilseydim, Marmara Denizi’ne doğru yürüyecek ve Galata Köprüsü ile Valide Sultan Camisinin fotoğraflarını çekecektim. Deniz kıyılarındaki Sultan Camilerinin en görkemlisi olan Valide Turhan Sultan Sultan Camisi, 1597’de Sultan III. Mehmed’in  annesi Valide Safiye Sultan’ın emriyle yapımına başlanmış. Ölümüyle yarım kalan camiyi Turhan Sultan, kendi parasıyla, 1663’te tamamlattı. 1683’te öldü ve cenazesi kendi tamamlattığı Yeni Camii’nin avlusundaki Turhan Sultan Türbesine gömülmüş.Çok büyük bir alana yayılmış olan Valide Turhan Sultan Camii ve külliyesinin yapımı 66 yıl sürmüştü. Mısır çarşısı da bu külliye içinde yer almaktaydı.

Valide Turhan Sultan Camisi

Eminönü Semtini Karaköy’e bağlayan köprü, Haliç’teki 4. köprü olup, Eski Galata Köprüsü’nün yerine yapılmıştır. 1992 yılındaki yangından sonra onarılarak Hasköy Balat arasına yerleştirilen Eski Galata Köprüsü yerine STFA Şirketi tarafından yapılan 42 metre genişliğindeki köprü yerleştirilmiştir.Yeni Galata Köprüsü’nden Eminönü Semtine bakıldığında Tarihi Yarımada bütün görkemi ile ufkunuzda beliriverir. Neyse ki ben Eminönü iskelesinde vapurdan inmedim. İskeleden yeni yolcular alındıktan sonra, Yeni Galata Köprüsü altından geçilerek Üsküdar’a doğru yolculuğumuzu sürdürdüm.

1,969 total views, 5 views today

Share
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir