Rahmi M. Koç Sanayi Müzesi Haliç İstanbul

 

Günümüzde ulaşım ve iletişim araçları, nasıl çalıştıkları konusunda hiç bir ipucu vermeyen “kara kutular” gibidir. Yapıları ve çalışma sistemleri bilinmediği gibi anlaşılmaları da zordur. Ancak bu araçların ataları çok daha basit ve şeffaf bir şekilde tasarlandıklarından  incelenerek ulaşım ve iletişim araçlarının gelişimlerini anlamak mümkün olmaktadır. Bir otomobildeki kavrama pedalı, vites kutusu ve dişliler arasındaki bağlantıyı anlamanın yolu, otomobilin bu kısmını açık hale getirmekten geçer. Rahmi M. Koç tarafından Hasköy Haliç kıyısında kurulan Rahmi M. Koç Müzesi, Türkiye’de sanayi, ulaşım ve iletişim tarihine adanmış ilk ve tek müzedir. Dolayısıyla, Rahmi M. Koç Müzesinin zengin koleksiyonu bu konuda ideal bir kaynak teşkil etmektedir. Günümüz teknolojilerinin atası olan bu basit araçları anlamak kolaylaşmaktadır. Rahmi M. Koç Müzesi 2002-2003 eğitim yılında Türkiye’de ilk kez uygulamaya konulan sistemli bir “Müze-Eğitim” Programına Vehbi Koç Vakfı Koç Özel İlköğretim Okulu ile birlikte imza atmış. Bu program sayesinde öğrenciler müzeyi büyük gruplar halinde, alelacele, hiçbir şey anlamadan gezmek yerine, müze koleksiyonunun hangi müfredat konularına hitap ettiğinin bilincinde olarak gezdirilmektedir.  Böylelikle maksimim verim elde edilmektedir.  

Rahmi M. Koç Müzesi Türkiye’de Ulaşım, Endüstri ve İletişim tarihine adanmış ilk önemli müzedir. Haliç’in kıyısında, endüstriyel arkeolojinin önde gelen örneklerinden olan muhteşem binalar içinde yer alan koleksiyonu gramofon iğnesinden gerçek boyutlarda gemilere ve uçaklara kadar uzanan binlerce objeyi içermektedir. Müze, konumu, bulunduğu tarihi mekân ve İstanbul’un her iki yakasına da yakın oluşuyla oldukça iddialıdır. Müzenin dünya çapındaki beğenisi, bünyesindeki yetenekli mühendisler ve zanaatkârlar tarafından yaratılmış, insanoğlunun dehasını ve çalışkanlığını yansıtan objelerden kaynaklanmaktadır. 11 250 m2 kapalı alanı bulunan müzenin ayrıca 7 000 m2’ lik açık alanı da bulunmakta olup; Lengerhane, Tersane ve Dış mekân olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır.

Müzenin tarihçesi

Sultan III. Ahmet (1703-1730) zamanında, 12. yüzyıldan kalma bir Bizans binasının temelleri üzerine kurulmuş olan bu eski Osmanlı Lengerhanesi, şu anda ikinci sınıf tarihi eser kapsamındadır. Zincir ve ucundaki çıpa anlamında olan ‘’Lenger’’ ve ev anlamında kullanılan ‘’hane’’ sözcüklerinin birleşmesiyle oluşan ‘’Lengerhane’’ Gemicilikte, denize atılan zincir ve ucundaki çıpanın üretildiği Ev’dir. Bina, Sultan III. Selim  zamanında Maliye Bakanlığı’nın kontrolüne verilmeden önce restore edilmiş ve Cumhuriyet’in kurulmasından sonra ise binaya Cibali Tütün Fabrikası sahip olmuştur. Lengerhane binasının çatısı 1984 yılında çıkan bir yangında ciddi hasar görmüş ve bina 1991 yılında Rahmi M. Koç Müzesi ve Kültür Vakfı tarafından satın alındığı tarihe kadar terk edilmiştir. Rahmi M. Koç Müzesi Lengerhane Binasında kurulmuştur. 1991 yılında alınan Lengerhane Binasının restorasyonu Garanti Koza firması tarafından yapılmıştır. Orijinal binaya camlı bir rampa ile geçilen yeraltı galerisi ilave edilmiş ve Aralık 1994’de açılmıştır. Müzenin ilk bölümünün süratle büyümesi ile 1996 yılında Haliç’in kıyısında, Lengerhane Binasının tam karşısında, bir harabe olarak duran Hasköy Tersanesi alınmıştır. 14 terk edilmiş bina ve tarihi kızak orijinaline sadık kalınarak restore edilmiş ve müzenin ikinci kısmı Temmuz 2001’de açılmıştır.

Lengerhane binası

Müzenin bu bölümü birinci kat, Zemin Kat ve Bodrum Kattan oluşmaktadır. İletişim bölümünün bulunduğu birinci katta  Edison’un 1876 yılında ABD Patent Ofisi’ne sunduğu gerçek patent modeli olan telgraf gibi son derece özel parçalar yer almaktadır. Bu katta ayrıca Boğaziçi Üniversitesi kandilli Rasathanesi’nden alınan astronomi ve nevigasyonu ile aletlerin bulunduğu gibi, dünya standartlarındaki bilimsel aletler koleksiyonu da sergilenmektedir. Lengerhane ’nin zemin katında buharlı makine modelleri, buharlı gemi makine modelleri, sıcak havalı ve içten yanmalı motor modelleri, lokomotif modelleri, kule saati, bilyeli saat, yatay reprodüksiyon makinesinin yanı sıra iç dekorasyonundan tüm aksesuarlarına, özgün Fransız spesiyalitesinden servisine kadar her şeyiyle 1930’ ların Paris’ini Haliç kıyılarına getiren ‘’Cafe da Levant’’ yer almaktadır.

Lengerhane ‘nin bodrum bölümünde ise havacılıkla ilgili ölçekli modeller, otomobil ve demiryolu modelleri, oyuncaklar, film seti ve matbaa makinelerinin yanı sıra Denizcilik Modelleri ve Kaptan Köşkü bulunmaktadır. Deniz ve denizcilikle ilgili her şey, müzenin kurucusu Rahmi M. Koç’un özel ilgi alanlarından biri olduğundan, müzenin en gözde bölümlerinden biridir. Yine bu bölümde bulunan Kaptan Köşkü canlandırmasında telsiz odası, harita odası ve 2. Dünya Savaşı öncesi İngiliz gemilerinden alınmış dümen, makine telgrafı, pusula gibi parçalarla dekore edilen Kaptan Köşkü yer almaktadır.

Hasköy Tersanesi

Bu tarihi tersane 1861 yılında Osmanlı Deniz Hatları Şirketi (Şirket-i Hayriye) tarafından kendi gemilerinin bakım ve onarımını yapmak üzere yapılmıştı. Tersane orijinal olarak 2 atölyeden oluşturulmuş, ihtiyaç doğdukça ve imkânlar müsait olduğunda büyütülmüştür. Tersane, 1984 yılında Ulaştırma Bakanlığının kontrolüne geçmeden önce, değişik kamu kuruluşlarının kontrolü altında bulunmuştur. Nihayet 1996 yılında Rahmi M. Koç Müzesi ve Kültür Vakfı tarafında n satın alınmıştır. Müzenin tersane bölümü 1. kat ve zemin kat olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır.

Zemin Kat

Tersane binasının zemin katı müzenin ana sergi salonu olup, Erdoğan Gönül Galerisi olarak bilinmektedir. Otomotiv dünyasının duayenlerinden Erdoğan Gönül’ün hayatı otomobillerle iç içe geçmiştir. Türkiye’nin ilk otomobili Anadol’a hayat veren ekibin içinde de yer alan Erdoğan Gönül; Koç Topluluğu kurucusu Vehbi Koç’un damadı ve Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi iken, 2003 yılında 70 yaşında vefat etti. Erdoğan Gönül Galerisi’nde, müzenin sahip olduğu büyük otomobil koleksiyonunun daha modern olan örnekleri sergilenmektedir. Otomobillerin sergilendiği bu galeri ayrıca kurumsal ve özel etkinlikler için de kullanılmaktadır.

Ana Giriş

 Tersanenin zemin katında bulunan ana giriş bölümünde, müze koleksiyonunun bazı önemli objelerinin dönüşümlü olarak sergilendiklerini öğreniyoruz. Burada lokomotif modelleri, kronometreler ve Rahmi M. Koç’un özel meraklarından biri olan Minyatürler yer almaktadır. Ayrıca, ana girişte müze dükkânı bulunmakta olup, müzede sergilenen objelerle ilgili olarak yazılmış kitaplar ve hatıra eşyaları satılmaktadır.

Sualtı Bölümü

Ana girişten sonra, zemin ve 1. kat düzenlemesinin U mıknatıs biçiminde olduğunu görüyoruz. Biz, öncelikte Sualtı Bölümünün bulunduğu sola yöneliyoruz. Akvaryuma benzeyen bir camekânlı mekân içerisinde iki dalgıç mankeninin yanı sıra dalgıç ayakkabıları, dalgıç tulumbası ve şnorkelli deniz motoru bulunmaktadır. İki dalgıç giysisinden biri 1964 Rus yapımı, diğeri ise Miller Down CO. Miami, Florida patentlidir. Siebe Gorman & Submarine Engineers tarafından imal edilen dalgıç pompasının, iki dalgıca birden hava verecek şekilde tasarlandığını öğreniyoruz. Şnorkelli Deniz motoru ise dünyanın tek taşınabilir, batabilen ve benzinle çalışan Aqua Scooter. Ulaşımı güç koylar, kayalıklar ve dalış alanlarına kolayca gidebilmek; kayık, yelkenli ve şişme botlarda kıçta takma motor olarak tasarlanmış.

Ne Nasıl Çalışır? 

Eğitimin ön planda olduğu bu bölümde, günlük yaşamda kullanılan pek çok alet ve aracın çalışma ilkeleri kesitler ve bilgi panolarıyla anlatılmaktadır. Duvar dibine yerleştirilmiş bir Fiat Palio kesiti, Palio ’ya ait tüm detayları üzerinde olan ve istenildiğinde çalışmakta olan bir model olarak konulmuş. Bu modelde, Palio kasasının ayrıntılarının yanı sıra, motorun ve şanzımanın çalışmasını da görmek mümkün oluyor. Bir başka konuma konuşlandırılmış olan gerçek bir traktörün kısmen kesiti alınmış. Böylelikle, motorun ve güç aktarma organlarının işleyişini görmek mümkün oluyor. 1970 yıllarda, Anadol otomobillerinin yerini almak üzere hazırlanan bir otomobil şasisi ve önü cam olan Beko 3505 marka bulaşık makinesi de sergilenenler arasında bulunmaktadır.

Klasik Otomobiller Bölümü 1

Daha çok 2. Dünya Savaşı sonrası otomobil klasiklerinin sergilendiği bu bölümde, 90 ı aşan araçtan oluşan otomobil koleksiyonunun örneklerinden bazıları görülmektedir. Hemen göze çarpanlardan biri Albion Röntgen Arabasıdır. Kızılay tarafından kullanılmış olan bu araba, 1917 yılında sadece şasi olarak ısmarlanmış, sonra da kasası ve X ray cihazı İngiltere’de takılmış.2. Dünya Savaşındaki Müttefik Kuvvetlerle Osmanlı İmparatorluğu arasındaki savaşta kullanılmış, daha sonra da Kızılay’a devredilmiş. Otomobil meraklılarının en çok ilgisini çeken otomobil klasiklerinden Cadillac Coupe Deville, serginin en önemli objelerinden biridir. 1902 yılında Henry Leland tarafından yaratılan Otomobil Şirketi aynı yılın Ekim ayında ilk Cadillac otomobil tanıttı. Cadillac her zaman için kaliteli, lüx ve yenilikçi olması ile tanındı. Hidrolik direksiyonu dünyada ilk kullananlar arasındadır. Mükemmel kalitesi ile tanınmış lüks otomobil markası olan Cadillac Kuzey Amerika pazarında büyük bir başarı elde etti.

1909 yılında General Motors  tarafından satın alınmıştır. Kısa sürede General Motor’sun en prestijli markası haline gelmiş ve güçlü rakiplerine karşı üstünlük sağlamıştır. Cadillac Coupe Deville 1949 yılında ilk kez tanıtıldı. İlk model bir dayanak olmaksızın hardtop ve deri döşeme vardı. Yıllar geçtikçe, Coupe Deville daha büyük ve daha güçlü hale geldi. Cadillac marka otomobiller, her dönem için kaliteli, lüks ve yenilikçi olmasıyla tanınmıştır.

21 855 adet üretildiğini öğrendiğimiz bu 1960 model ‘’Coupe de Ville’’ günümüz otomobil koleksiyonerleri tarafından aranan ve büyük rağbet görüyormuş. Otomobil merakım olmamakla birlikte, karşıma çıkan Anadol otomobil örnekleri beni de heyecanlandırdı. Yerel otomobil olarak ilk ortaya çıktıklarında, Konya Ereğli’sine 13 km uzaklıktaki İvriz İlköğretmen Okulu Orta 3 öğrencisiydim. İlk yerel otomobile verilecek ad için yarışma açılmıştı.

Yarışmayı, ‘’Anadol’’ adıyla, müzik öğretmenimiz rahmetli Kemal Çuhalılar’ın kazandığını ve 10 000 lira ödül aldığını duymuştuk. Sergilenmekte olan Anadol A1 in 1963 yılında, Koç Grubu’na dâhil Otosan tarafından, Türkiye’de yerel bir otomobil endüstrisi kurmak amacıyla İngiliz Reliant Motors Şirketi ile işbirliği yaparak Ford Motorunun kullanıldığı fiberglas otomobiller serisinin bir ürünü olduğunu öğreniyorum. Dikkati çeken bir otomobil klasiği de Fittibaldi F1 yarış arabası olmuştu.

Klasik Otomobiller Bölümü 2

Bu bölümde de 2. Dünya savaşı sonrası otomobil klasikleri sergilenmektedir. Sergilenmek üzere seçilmiş olanlar arasında Madlen Buharlı Otomobil, Model T Ford, 1933 Model Buick ve Magirus İtfaiye arabası bulunmaktadır. Bir at arabasına benzeyen Madlen Buharlı Otomobili, müze ziyaretçilerine önemli mesajlar vermektedir. İlk otomobil tasarımcılarının at arabalarına çok şey borçlu olduklarının canlı örneği karşımızda durmaktadır. Basitten, bu günkü teknolojiye giden yolu anlamak açısından sergi daha da bir önem kazanmaktadır. Otomobil tarihinin en önemli kişilerinden biri olan Henry Ford ‘’T Modeli’’ ni 1908 de yaratmış. 1903’te Henry Ford 11 yatırımcıyla birlikte 28.000 Dolar sermayeyle Ford Motor Company’i kurmuş. Şirket tarafından 1908’de piyasaya sürülen Model T, 1913’e kadar üne kavuşmuş ve ABD yollarının her yerinde görülür olmuş. Aynı yıl Ford’un fabrikalarında yürüyen bantlı üretim başlatılmış, verimliliği yüksek derecede arttırmış.

1918 yılında ABD’de kullanılan arabaların yarısı Model T olmuş. Aynı modelden 1927 yılına kadar 15 milyon araç satılarak 45 yıl süre tutulacak rekor kırılmış. Galeriye adı verilen Erdoğan Gönül tarafından müzeye bağışlanan 1933 Model Buick; iki kapılı 66C Konvertible modeli olan otomobilin bagajının yerinde ‘’Dicky Seat’’ denilen katlanan bir arka koltuk bulunmaktadır. 1920 yılında ünlü Alman üreticisi Magirus tarafından üretilmiş olan itfaiye aracı uzun yıllar İzmir itfaiyesi tarafından kullanılmış.

Tarım Bölümü

Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye’de kullanılan tarım aletlerinden ilginç olanlar sergilenmiş. Atatürk’ün tarımı desteklemek amacıyla, tarımda bizzat kullandığı traktör ve değişik tarım aletleri müzeyi gezenlerin ilgi odağı olmuştu. Tarım aletleri içerisinde, Neolitik Çağdan beri  kullanılmakta olan toprağı sürme aracı kara saban da yer alıyordu. Buğday ve arpa gibi ürünlerde, daneleri saplarından ayırmakta kullanılan ve antik sayılabilecek düven ile yaba da ilgi çekici tarım aletleri arasındaydı.

Tarım aletlerinden düven ile yaba, çocukluk anılarımın canlanmasına neden oldu. Orak ve tırpanlarla biçilen buğday ya da arpa, harman yeri olarak tanımlanan oldukça geniş ve sert bir yüzeyi olan alana serilirdi. Altında kesici çakmak taşlarının yerleştirilmiş olduğu düven, öküzler ya da atlarla çekilir ve sapların saman haline gelmesi sağlanırken, daneler de saplardan ayrılmış olurdu. Düven ile yabayı görünce 1953 yılına bir yolculuk yapmam gerekti. Şimdiki adı Konaklı olan Niğde’nin merkez köylerinden Misli ’de ilk harman deneyimini yaşamıştım. Düven üzerinde sapların kesilerek buğday danelerinin ayrılmasını görmek oldukça önemli bir görsel şölendi çocukluğumuzda. Tek bir at tarafından çekilen düven üzerindeki sürücü yanına aldığı bizim gibi çocuklara, kamçılanan atın şahlanarak ileri atılmasıyla, keyifli dakikalar yaşatırdı. Sapların yeterince ufak samanlar haline gelmesinden sonra, karışım rüzgârlı havalarda yaba ile savrulurdu. Hafif olan saman rüzgârla uçarken, ağır olan daneler olduğu yere düşerdi. Böylelikle dane hasadı yapılırdı.

Buharlı Makineler ve Dizel Motorlar

Yerli ve yabancı üretim dizel motorlarının bulunduğu bu bölümde sergilenen objeler arasında Marshall Seyyar Buhar Makinesi, Ruston Gaz Motoru, Üç Pistonlu Buharlı Gemi Makinesi ve Aral Dizel Motoru da bulunmaktadır. Tarım aletlerini ve taş kırıcıları çalıştırmakta kullanılan Marshall Seyyar Buhar Makinesi, İngiltere’de 1872 de piyasaya sürülmüş. Devasa bir boyutu olan Ruston Gaz Motoru da İngiltere’de üretilen objeler arasında yer alıyor. Avrupa’da, özellikle İngiltere’de 18. ve 19. yüzyıllarda yeni buluşların üretime olan etkisi ve buhar gücüyle çalışan makinelerin makineleşmiş endüstriyi doğurması, bu gelişmelerin de Avrupa’daki sermaye birikimini arttırmasına, Sanayi Devrimi ya da Endüstri Devrimi, denir. Sanayi ve Endüstri devrimi ülkemize gecikerek girmiştir.

İngiliz Kablo Döşeme Gemisi SS John McKay’e ait olan Üç Genleşmeli Buhar Makinesi 1922 yılında İngiltere’de yapılmış. Günümüzde de, hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş olan internet, Dünya’mızda kıtalar arasında suların altından giden kablolar aracılığıyla akışını sürdürüyor. 1920 li yıllarda ise mükemmel bir telefon iletişimi için sualtı kablolarından yararlanılmıştı. Aral Dizel Motoru ’na gelince, bir Türk Tasarımı olup, Hüseyin Cahit Aral tarafından tasarlanmış ve yapılmıştır. 1961 ve 1963 yılları arasında Kayseri’de üretilen bu dizel motor, Hüseyin Cahit Aral tarafından müzeye bağışlanmıştır. Sanayi ve Ticaret bakanlığı da yapan Hüseyin Cahit Aral, İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi mezunu olup, elektrik mühendisidir.

Zeytinyağı Fabrikası

Buharlı makineler ve dizel motorlardan sonra karşımıza çıkan en ilginç ve ilgi çekici obje Zeytinyağı Fabrikası oldu. ‘’Araser Zeytinyağı Fabrikası’’ Ege sahillerinde yer alan Bademlide ki gerçek bir zeytinyağı fabrikasının parçalarından oluşturulmuş otantik bir fabrika görüntüsündedir. Gerçek bir buharlı makinenin taşıyıcı bantlarla çevirdiği değirmen taşlarını, ezilmiş zeytin küspesini ve sıcak su kazanı gibi detayları da görmeniz mümkün olacaktır. Sergileme, bilgi panoları ve hareketli makinelerle desteklendiği gibi, bir mankenle de güçlendirilmiş.

Serra Bahar tarafından yapılmış olan mankene dönemin giysileri giydirilmiş. Özellikle eğitim amaçlı müzeye gelen öğrencilerin ilgi ve dikkatini çekecek olan bu manken, dalından soframıza gelen zeytinyağı yolculuğunun anlaşılmasına büyük katkı sağlayacaktır diye düşünüyorum. Araser Zeytinyağı fabrikası modelinin ana makinesi olan Buhar Makinesi, 1927 yılında Belçika’da üretilmiş ve Nadir Araser tarafından müzeye bağışlanmış. Genç James Watt kaynayan çaydanlığın kapağını kapalı tutmaya çalışırken başlattığı devrimin boyutlarının farkında değildi. Kaynayan çaydanlık ve ürettiği buhar, buhar makinelerinin atası oldu. 1765’de Thomas Newcomen’ın yaptığı bir model üzerinde uğraşarak buhar makinesini çalıştırmayı başardı. Thomas Newcomen buhar makinesini bulan kişidir James Watt ise sadece onu Sanayi’de kullanılacak biçime çevirmiştir. Buhar makinelerinin güvenliğini sağlamak amacıyla üretilen ve buradaki makinede de kullanılan standart basınç ölçüm araçlarının da ilgi çeken başka objeler olduğunu söylemeliyim.

Atölye ve Tornahane

Tahta ve kereste biçmeye yarayan, elektrik ve su gücüyle çalışan büyük bıçkı makineleri olan tersane hızarı, Orijinal haliyle ve tüm detaylarıyla canlandırılmış. Orijinal Şirket-i Hayriye Tersanesi’nden arda kalan birkaç parçadan biri olan bu önemli ve tarihi hızar Glasgow, İskoçya’daki bir çelik mühendisliği şirketi olan P&W Mac Lellan tarafından üretilmiştir. Yaklaşık 150 yıl sonra bile tamamıyla kullanılır durumdaymış. Metal ya da ahşap parçaların işlenmesinde ve kopyalanmasında kullanılan torna ve torna tezgâhları Hasköy Tersanesi’nin en önemli objeleriydi. Bozulan ya da kullanılamaz hale gelen parçaların onarımı ve yenilenmesi torna tezgâhlarında gerçekleştiriliyordu. Günlük yaşamda, evinizin ya da arabanızın yedek anahtarlarını yaptırmak için uğradığınız anahtarcı, kopyalama yapan torna tezgâhlarından yararlanır. Müzede sergilenenler; açık torna tezgâhı, düşey ve kopya çıkarma tezgâhlarıdır.

Denizcilik Bölümü

Rahmi M. Koç’un özel ilgi alanlarından biri Denizcilik olduğundan, Müze Koleksiyonunun büyük bir bölümü denizcilik objelerinden oluşmaktadır. Koleksiyonda yer alan bazı tekneler ve modellerin yanı sıra, ender örneklerden biri olan Amphicar da sergilenmektedir. Hem karada hem de suda giden bir otomobil olan Amphicar, 2. Dünya Savaşı sırasında bu tür araçlar üreten Alman Hans Trippel tarafından 1957-1958 yıllarında tasarlanmış ve üretilmiş. Müzeye İlkay Bilgişin tarafından bağışlanmış. Sandal yapım atölyesinde ise bir mankenle güçlendirilmiş ve dikkat çekici hale getirilmiş, yapım aşamasındaki bir sandal sergilenmektedir. Ayrıca, sandal yapımında kullanılan alet ve edevatlar da sandalın yanındaki tezgâhta yerini almış.

Denizcilik bölümünün en gözde objelerinden biri de Riva Sürat teknesidir. İtalya’daki ünlü Riva Tersanesinde yapımı gerçekleştirilen som ahşap sürat teknesi olan Riva Super Aquarama, kesinlikle, tasarlanmış en güzel ve en etkileyici sürat teknelerinden biridir. Sergilenmekte olan diğer önemli objelerden biri de Randa Yelkenlidir. Kaliteli ve bindirme kaplamalı olan Randa Yelkenli Kotra, İngiltere’deki Southern Yacht Services tarafından 1910 yıllarında üretilmiştir. Bülent Kozlu anısına, oğulları Can ve Cem Kozlu tarafından müzeye bağışlanmıştır.

Raylı Ulaşım Bölümü

Bu bölümde, çeşitli dönemlere ait ve değişik özelliklerde lokomotifler ve vagonlar sergilenmektedir. Açık ve kapalı alanlarda, buharlı lokomotiflerin yanı sıra dizel motorlu lokomotifler de sergilenmektedir. Raylar üzerine yerleştirilmiş lokomotif ve vagonlar açık alanlarda, bahçede sergilenirken; modellerle birlikte Sultan Abdülaziz’in saltanat  vagonu ile Kadıköy-Moda Tramvayı müzenin iç kısmında sergilenmektedir.

Batılaşmanın ivme kazandığı 19. yüzyılda Sultan Abdülaziz Batı’ya bir seyahat yapar. O seyahatin yapıldığı vagon şimdilerde Rahmi Koç Müzesi’nin önemli objelerinden biridir. Bir söylenceye göre evini bir demiryolu müzesine çeviren emekli gar müdürü Mete Tekyıldız, 2000’li yıllarda, Devlet Demiryollarının Yedikule deposunda atıl durumda ve çürümekte olan Saltanat Vagonunu kurtarmak için Rahmi Koç ile görüşür. Rahmi Koç gerekli izinleri aldıktan sonra İngiltere’den planlarını getirtip vagonu tamir ettirir, müzeye kazandırır. Sedef kakmalı, tamponları ahşap geçme, merdivenleri el mekaniği olan bu Saltanat Vagonu Rahmi Koç’un ülkemize en büyük hizmetlerinden biri olarak bilinmektedir. İstanbul’da öğrenim gördüğüm 1961-63 yılları arasında popüler olan ulaşım araçları tramvaylardı. Osmanlı İmparatorluğu’nda, 30 Ağustos 1869 tarihindeki “Dersaadet’te Tramvay ve Tesis İnşası” na dair bir sözleşmeyle İstanbul caddelerinde yolcu, eşya taşımacılığı için demiryolu yapılmış. 

Hayvanların çektiği araba işletmeciliği, 40 yıl süreyle Konstantin Krepano Efendi’nin kurduğu “Dersaadet Tramvay Şirketi ” isimli şirkete verilmiş. İlk atlı tramvay 1871 yılında Azapkapı-Galata, Aksaray-Yedikule, Aksaray-Topkapı ve Eminönü-Aksaray olmak üzere 4 hatta çalışmaya başlamış. İstanbul’da 1869 yılında çalışmaya başlayan atlı tramvay, yerini 1914 yılında elektrikli tramvaya terk etmiş. Toplu taşım için en uygun araçlar olan tramvaylar; 12 Haziran 1939 gün ve 3642 sayılı yasayla Hükümete devredilen Tramvay İşletmesi, daha sonra İstanbul Belediyesi’ne ve 16 Haziran1939 gün ve 3645 sayılı yasayla da İETT`ye bağlanmış.

Her ne hikmet ise,12 Ağustos 1961 günü Avrupa yakasından, 14 Kasım 1966 tarihinde ise Anadolu yakasından kaldırılarak İstanbul’da Tramvay İşletmeciliği son bulmuş. Yerine troleybüsler devreye girmiş. Müzede sergilenen ve Kadıköy-Moda hattında çalışmış olan tramvay, 1934 yılında Alman Siemens firması tarafından üretilmiş.1966 yılına kadar, 30 yılı aşkın bir süre hizmet verdikten sonra, 1966 yılında hizmetten kaldırılmıştır. Hizmetten kaldırılan ve İETT tarafından saklanan eski vagonlardan bazılarının yenilenmesiyle, nostaljik amaçlı olarak, Taksim-Tünel arasında 1989 yılında işletmeye açılmıştır. Taksim-Tünel hattında çalışan nostaljik tramvaylar İstanbul’un simgelerinden biri haline gelmiştir.

760 total views, 1 views today

Share
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir