Sabancı Merkez Camii-Adana

 

Rahmetli Yaşar Kemal ‘’Ölmez Otu’’ adlı eserinde, benim de hafızama kazınmış olan Çukurova’yı,

Ovayı yağlı, mazot dumanlı, sıcak, buğulu, terli, ışıklı, fırın ağzı gibi kokulu bir gürültü almış çalkalanıyor, Çukurova uyanıyordu. Çukurova yorgundu. Serilmişti. Ağır ağır soluk alıyor, homurdanıyordu. Sıcak, yakıcı, şehvetli, azgın, kudurtucu, uyuşuk, devingen, ele avuca sığmayan, bin başlı ejderha. . .”

Olarak tanımlıyordu.

Sıcak, yakıcı, şehvetli, azgın, kudurtucu, uyuşuk, devingen, ele avuca sığmayan, bin başlı ejderha… Olarak tanımlanan Çukurova’nın Ceyhan İlçesinin ovalarında yer alan pamuk tarlalarında buluyorum kendimi. Birden bire 66 yıl öncesine gidiyorum. Gidiyorum çünkü, 66 yıl önce Maraş İli Elbistan Kazası Hasan Köyden mevsimlik işçi olarak gelmiştik Çukurova’ya. 1951-52 yıllarında, pamuk toplamış-lığım var. Sazlardan yapılmış barınma yerlerinde, doğru dürüst içme suyunun bulunmadığı sağlıksız koşullarda, sabahları açılmayan çapaklı gözlerle uyandığımız günleri anımsıyorum Adana’da dolaşırken.

Korunaklı olmayan sazdan yapılmış barınaklarımızda bizi canımızdan bezdiren, sıcakların yanı sıra zamansız ve aniden bastıran yağmurlardı. Bu yağmurlardır ki zaten yok denecek kadar az olan giysi ve yataklarımızı çamur içinde bırakmaktaydı. Uzaktan seyrettiğimiz Ceyhan garındaki trenlerden yükselen dumanlara çok sinirlendiğimi anımsıyorum. Sinirleniyordum, çünkü aniden bastıran yağmurların nedeninin bu dumanlar olduğunu sanıyordum.

Ceyhan konakladığımız pamuk tarlalarından 7-8 km uzaklıktaydı sanıyorum 1951’’i yıllarda. Konum olarak Çukurova’nın tam ortasında yer alan Ceyhan, yörenin pamuk ambarıydı. Adana’nın yaklaşık 50 km doğusunda ve Ceyhan Nehri’nin kıyısında kurulmuş, büyükçe bir ilçesiydi. Ceyhan, diğer adıyla Seyhan Nehri Çukurova’ya ve çevresine yerleşmiş olan köylere, kasabalara, ilçe ve illere hayat veriyordu. Akdenize dökülmekte olan hayat kaynağı bu nehir zamanla zaptu rapt altına alındı ve Seyhan Baraj gölü ortaya çıktı.

Sabancı Merkez Camii Adana

Seyhan Baraj Gölü ve Seyhan Nehri Adana’yı deniz görünümlü bir şehir olmasını sağladı. Doğal olarak da Seyhan Baraj Gölü, Adana’yı eşine ender rastlanabilecek güzellikte bir kente dönüştürdü. Adana’nın kuzeyinde, Seyhan Baraj gölüne komşu olarak gerçekleştirilmekte olan yeni Adana, haberler ve belgesel nitelikli görsel yapımlarda ilgimi çekmişti.  İlgimi çeken Adana’nın simgeleri Taş Köprü ile Sabancı Merkez Camisi ve kuzeyinde yer alan Merkez Park olmuştu.

Tam gün olmak üzere, birkaç kez Adana’yı ziyaret etmeliydim. İlk ziyaretim 2012 yılı Nisan ayında oldu. İkinci ziyaretimi de 2015 yılı Nisan ayında gerçekleştirdim.Adana’nın simgelerinden biri olan Taşköprü’nün yanına Sabancı Merkez Camisi’ni de eklemek gerekiyor. Üç yıl önce gezme fırsatını bulduğum Sabancı Merkez Camisi’nin, özellikle, kubbesine hayran kalmıştım. Hayran kalmıştım çünkü İstanbul’daki Ayasofya Müzesi kubbesinden daha büyüktü.

Adana

Havada asılı gibi duran ana kubbenin çapı 32 metreydi. Ayasofya’nın kubbe çapının kuzey güney doğrultusunda 31,87 metre, doğu batı doğrultusunda ise 30.86 metre olduğu hatırlanacak olursa, Sabancı Merkez Camisi’nin heybeti ve görkemi oraya çıkar. Ayasofya Müzesi’nin karşısında, Sultanahmet Meydanı’nda, yer alan 6 minareli Sultanahmet Camisi de hayranlık duyduğum yapılardan biriydi. Sonradan öğreniyorum ki ‘’Altı minareli cami denince akla sadece Sultanahmet gelir, soranlara o söylenir.’’ Sözü doğru değildir. 

Yolunuz düşer mi bilmem ama Mersin ve Adana’da iki camide de altı minare birden yükseliyor gökyüzüne. Mersin’de Mugdat Camii olarak bildiğim Hz. Mikdat Camii ve Adana’daki Sabancı Merkez Camii, hem altı minareli olmaları hem de mimari özellikleriyle görülmeye değer yapılardır. Ben öncelikle Adana’daki altı minareli Sabancı Merkez Camisi’nden söz etmek istiyorum.

Taşköprü tarafından gelirken onlarca fotoğrafını çektiğim Merkez Camisi’ne giriyorum. Serin ve temiz bir hava ile karşılaşıyorum. Üç yıl önce geldiğimde caminin içi çok sıcaktı, soğutma yapılamıyordu. Benim bile sıcaktan çok bunaldığım cami içinde ibadet zorlaşıyordu. Cami adeta boştu. Bu kez camideki bu tür sorunların çözüldüğünü görüyorum. İklimleme sistemi kurulmuş. İçeride bahar havası vardı. Cami ile ilgili olarak internetten derlediğim notlarıma göz atıyorum.

Adana

Cami Adana’nın Reşatbey semtinde; Seyhan Nehri’nin batı kıyısında, Merkez Park’ın güneyinde yer alıyor. Sabancı Merkez Camisi’nin proje mimarı Necip Dinç olarak verilmiş bilgilerde. 65 000 metrekarelik arsası Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından Türkiye Diyanet Vakfı’na devredilmiş olup, caminin %50 si Adanalıların bağışlarıyla tamamlanmış. Geriye kalan %50 si de Hacı Sabancı ve O’nun ölümünden sonra Sabancı Ailesi tarafından tamamlanmıştır. Bu nedenle, başlangıçta Merkez Camii olarak düşünülen adı Sabancı Merkez Camii olarak adlandırılmıştır.

1988 yılında yapımına başlanan Adana’daki Sabancı Merkez Camii’nin inşaatı 10 yıl sürmüş olup, 1998 yılında ibadete açılmış. 4 yarım-kubbe, 5 kubbe, 6 minaresi bulunmaktadır. Bunlar 4 halife ve 4 mezhebe, İslam’ın 5 şartına, imanın 6 şartına karşılık gelmektedir. 32 metre çaplı ana kubbe 32 farza, avludaki 28 kubbe Kuran’da adı geçen 28 peygambere, ana kubbedeki 40 pencere Muhammed’in peygamber olduğu yaşa ve 40 rekât namaza, 99 metrelik 6 minare Allah’ın 99 güzel ismine karşılık gelmektedir. 

20 000 kişi kapasiteli cami, açık alanın da düzenlenmesiyle 28 000 kişilik kapasiteye ulaşabilir. Klasik Osmanlı Mimarisi tarzında yapılan cami; genel görünüm olarak İstanbul’daki Sultanahmet Camisi’ne, plan ve iç mekân olarak da Selimiye Camisi’ne benzer. Türkiye’deki 6 minareli camilerden ikincisi olup minareleri, beyaz çimento ile fildişi rengindeki kırma malzeme karıştırılarak elde edilen betondan, betonarme olarak yapılmıştır. İç mekân düzenlemesinde kullanılan hat eserlerinin tamamı Hattat Hüseyin Kutlu’ya aittir. Camide kullanılan çiniler, Klasik İznik Çinisi tekniği ile yaptırılmıştır. 

Adana Görüntüleri

Camideki mihrap, minber, kürsü, taç kapı ve diğer kapılar mermerden yapılmıştır. Klasik Osmanlı Camilerindeki kapılarak örneklenerek çizimi yapılan kapıların yapımı Nihat Kartal usta tarafından gerçekleştirilmiştir. Caminin vitrayları Abdülkadir Aydın usta tarafından yapılmıştır. Ahşap kapılar kündekari tarzında olup, Ahmet Yılçay usta tarafından yapılmıştır. Çok özel bir yöntemle ve çok emek verilerek yapılan kündekari uygulamadan da söz etmekte yarar var. Osmanlı sözlüklerinde tutma, kavrama, geçme, oyma gibi anlamları olan kündekari yönteminde dişi ve erkek olarak düzenlenen parçaların çivi ve yapıştırıcı kullanılmadan birbirine bağlanılması yöntemidir.

3,193 total views, 1 views today

Share
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir