Topkapı Sarayı Müzesi Sofa-i Hümayun-İstanbul

 

Saraydaki sultanların varlığını temsil eden Enderun, Sarayın padişah için oluşturulan iç işleyişinin selamlık bölümünü oluşturmaktadır. Selamlık olarak da adlandırılan bu bölümden hem Hare’me, hem de Dördüncü Avluya geçmek mümkünmüş. Avludaki Ağalar Cami ile Küçük Oda Koğuşu arasında 19. yüzyıl sonuna kadar küçük bir iç avlu olduğu bilinmektedir. Bu avludan Kuşhane kapısıyla Harem’e geçilirmiş. Günümüzde Harem Dairesi çıkışı olarak kullanılan kapının yanındaki mevcut Kuşhane, üst üste iki odadan meydana gelmektedir. Harem bölümüne geçemeyeceğimize göre Dördüncü Avlu olarak bilinen Sofa-i Hümayun bölümüne geçebiliriz artık. Fatih Köşkü ile Hasoda arasında yer alan binalar arasından geçerek bu bölgeye ulaşıyoruz. Artık yalnız Sultana ait özel alandayız.

Fatih Sultan Mehmed döneminde (1451–1481)şekillenen koğuşlar ve padişaha ait yapıları içeren avlu ile padişaha ait köşklerin bulunduğu mekandır. Padişah Avlusu ya da Sofa-i Hümayun olarak bilinir. Sol tarafımızda, Haliç’e bakan tarafta, Revan Köşkü, Kameriye Köşkü ve Bağdat Köşkü ile alt tarafta lale bahçesi bulunmaktadır. Lale Bahçesi bünyesinde de Hekimbaşı Odası ve Sofa Köşkleri bulunur. Sağ tarafta ise Sofa Camisi ile Marmara Denizi’ne bakan Mecidiye Köşkü bulunur. Mecidiye Köşkü’nün alt katı ise Marmara Denizi’ne hâkim konumda bir restoran yer alır. Önce Mecidiye Köşkü’ne gidelim ve Marmara Denizi ile Boğaziçi’ne hakim konumdaki restoranın bahçesinde bir şeyler içelim.

Mecidiye Köşkü, Marmara Denizi ve karşı kıyıdaki Salacak Mahallesinin yanı sıra, İstanbul Boğazı, Kız Kulesi ve Haydarpaşa’ya hâkim bir konumda yapılandırılmış. Köşkün bodrum katında, turist gruplarının ayrılmak istemedikleri bir güzelliğe sahip bu bölümde bir de restoran var.  Doyumsuz manzaraya karşı oturma imkânı bulunan kapalı ve açık bölümlerinde, Türk yemeklerinin nefasetiyle sarayın atmosferi birleşince kendinizi bir ölçüde saraylı gibi hissetmenizi sağlıyor. Ayrıca; telefon, tuvalet ve döviz bürosunun bulunduğu bir mekân haline getirilmiş. 

Mecidiye Köşkü

Mecidiye Köşkü

Mecidiye Köşkü; padişahların, törenlerden sonraki kabul ve dinlenme mekânı olarak tasarlanmış. 15. yüzyıldan kalma bir başka köşkün üzerine kurulmuş. Buradaki arazide, seviye farkı olduğundan köşk üst bahçe seviyesine ulaşabilmek için iki katlı yapılmıştır. Köşkün yapımı sırasında eski köşkün zemini korunmuş, yalnızca üst kısmı yıkılmıştır. Topkapı Sarayı’nda yapılan en son padişah köşkü olan yapı, Nigoğos Balyan tarafından Abdülmecit zamanında, 1858 yılında inşa edilmiş. Fransız Bahçe Köşklerini anımsatan Mecidiye Köşkü, Ihlamur Köşkü ile büyük benzerlikler gösteriyor. Köşkün kuzey batısında yer alan küçük yapı ‘’Esvap Köşkü’’dür.

 

Mecidiye Köşkünden ayrılarak Lale Bahçesi üzerinden Avlunun Haliç tarafına  yöneliyoruz. Önce Hekimbaşı Kulesine rastlıyoruz. Fatih Sultan Mehmet döneminde,  sur duvarı üzerinde bir burç halinde yapıldığı anlaşılan bu köşe kulesi ya da Hekimbaşı Kulesinin alt yapısı Bizans’a aitti. Kapalı olan kuleyi geçerek Sofa Köşküne ulaşıyoruz. 17. yüzyıl sonlarında, Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından yaptırıldığı sanıldığından, yapıya, Mustafa Paşa Köşkü de denilmektedir.

Topkapı Sarayı Sofa Köşkü

Surlar üzerine oturtulan ahşap ve iki bölümlü Sofa Köşkü 18.yüzyıl ortasında, abartılı Rokoko süslemesiyle bahçeye açılan bir divanhanedir. Sofa Köşkü; serbestçe yerleştirilmiş Divanhane ile Namaz Odası ya da Şerbet Odası mekânlarından oluşurSultanlar köşkten, alt bahçelerdeki spor oyunlarını seyreder ve eğlenceler düzenlenirdi. Özellikle sarayda “Halvet” ilan edilerek yapılan büyülü gece ve gündüz eğlencelerinde harem halkına da açılırdı. Köşk, altyapısı bir köşe burcu olan Bağdat Köşkü’ne surlar ve kule ile bağlanır

Sofa Köşkü’nü geride bırakıp, yürümeye devam edersek gül bahçesi ve ortasındaki fıskiyeli havuz öne çıkar.  Mermer merdivenlerle Mermer Teras’a ulaşmadan önce de, terasın sağında Bağdat Köşkü, solunda Revan Köşkü fotoğraf karelerine girecek hale gelir. Ulaştığımız mermer terasta ilk dikkatinizi çeken ise revakların önündeki fıskiyeli büyük bir havuzdur.

Havuzun arka tarafında, Has Oda’nın Divanyeri denilen bölümünde, çift sıra sütunlu geniş revakları bütün görkemiyle kendisini gösterir. Çift sıra sütunlu revakların bir ucunda Revan Köşkü, diğer ucunda sünnet odası bulunmaktadır. L şeklindeki geniş revakların bir ucu padişahın haremdeki Has Oda ve köşklerinin bulunduğu Mabeyn taşlığına geçit verir. Revan köşkünün bulunduğu diğer tarafında ise Hümayun alt bahçelerine merdivenlerle inilir. 

Haliç tarafındaki manzaraya bakan Sünnet Odası adı verilen köşk 1640 yılında, Sultan İbrahim tarafından yaptırılmış. Şehzadelerin sünnet düğünleri için de kullanılmış olduğundan, Sünnet Odası adıyla da anılmaktadır. Mermer teras, yabancıların Altın Boynuz olarak tanımladıkları Haliç’in büyülü ve görkemli manzarasını görecek şekilde konumlanmış. IV. Murat’ın yaptırdığı Bağdat Köşkü ile Sünnet Odası arasında, Haliç’e hâkim konumda,  İftariye kameriyesi bulunmaktadır.  Sultan İbrahim döneminde yaptırılan İftariye ya da“Mehtaplık” denilen kameriye en çok fotoğraf çektirilen yerlerden biridir.

Topkapı Sarayı Bağdat Köşkü

Kameriyenin kuzeyinde yer alan Bağdat Köşkü, Topkapı Sarayı köşklerinden en güzeli olanıdır… Bağdat köşkünün yapımına, IV. Murat Bağdat seferine giderken başlanmış. 1639 yılında da yapımı bitirilmiştir. Köşk, günlük saray yaşamında padişahın sabah namazından sonra kahvesini içtiği dinlenme mekânı olduğu gibi önemli tarihi olaylara da sahne olmuştur. Bağdat Köşkü sekiz cephelidir. Dört girinti dört çıkıntı ve kubbe saçağı ile orijinal bir mimariye sahiptir. Köşkün üç kapısı ve yirmi iki penceresi vardır. Kapılar, pencereler ve dolaplar fildişi ve sedeflerle, duvarlar ve kemerler çinilerle süslenmiştir. Köşkün bakır ocağı, bu ocağın yanlarındaki gömme gözler, gözlerin çevresindeki çiniler essiz bir sanat eseridir.

Bağdat Köşkü’nün güzelliğini arttıran en önemli özelliklerinden biri de, balkonunun, İstanbul’un en geniş ve en güzel manzarasını kucaklamasıdır. Altın Boynuz olarak da anılan Haliç, Karşı Yaka ya da Pera olarak adlandırılan Galata, Galata Köprüsü ve İstanbul Boğazının seyir terası gibidir Bağdat Köşkü… 

Hümayun alt bahçelerine inildiği yerde bulunan Revan Köşkü, Sultan IV. Murat’ın Revan Seferi ve zaferi anısına, 1635 yılında yaptırılmıştır. Mermer kaplama dış cephesi ve 17. yüzyıl çinileriyle dikkat çeken Revan Köşkü, Klasik Osmanlı Mimarisinin son örneklerindendir. Padişahların sarıklarının bu odada korunması nedeniyle, Sarık Odası olarak da anılmaktadır. 1733 yılında, Sultan I. Mahmut’un bağışladığı kitaplarla, Has Oda Kitaplığı olarak kullanılmaya başlanmıştır. 

Topkapı Sarayı Revan Köşkü

Revan Köşkü de Bağdat Köşkü gibi sekiz cepheli veya sekiz çıkıntılıdır. Kubbesi altın ve boya ile bezenmiştir. Uç çıkıntılarının tavanı ise deri üzerine işlenmiştir. Dördüncü çıkıntıda güzel bir ocak bulunmaktadır. Odalardaki aydınlığın artması için üst üste konuşlandırılmış pencerelerden başka kubbede de dört pencere daha vardır. Çıkıntılardan ikisi kütüphanedir. Köşkün içinde çilehaneyi andıran basık ve küçük bir oda daha görülür. Tavanında bazı beyitler bulunmaktadır. Çift kanatlı pencereleri sedef ve kaplumbağa sırtı seklinde süslenmiştir. Köşkün ortasında duran mangal, Fransa Kralı XV. Louis’in I. Mahmut’a hediyesidir.

Kaynaklar:

1)   http://www.topkapisarayi.gov.tr/tr

2) http://www.mehmetakinci.com.tr

7,775 total views, 1 views today

Share
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir