Arabanızı bakıma götürdüğünüzde araba teknisyenleri, arabanızın vantilatör kayışını belli bir esneklik payı kalacak şekilde sıkıştırır ve sabitlerler. Bundan çok daha karmaşık olan bedenimiz her hareketini vantilatör kayışına benzettiğimiz kaslarından maksimum verimi alacak şekilde düzenler. Bedenimizdeki her eklem de otomatik olarak, her hareket için gerekli olan doğru pozisyonu elde etmek için çalışır.

Şimdi de bir ‘’Cafe’’de çalışan bir eleman olduğumuzu varsayalım. Bir masa çevresindeki kalabalık gruptakilerden birinin önüne çay servisi yapmak istiyoruz, ancak, yanındaki ile yakınlaşarak konuşuyor. Ayak parmaklarımızın üzerinde yükselir, bedenimizi biraz sağa biraz da öne eğerek kafamızı öne uzatır ve servisi yapacağımız bölgeyi tespit ederiz. Sonra da tepsiden aldığımız çayı, dökmeden ve aralardan süzülerek istenilen yere bırakırız.

Yaptığımız bu servis sırasında kaslarımızın ve eklemlerimizin güç iletimini nasıl gerçekleştirdiklerine bakalım. Bu uygulamada parmaklarımız, bileğimiz, boynumuz, gözlerimiz ve kol kaslarımıza ek olarak sırtımızın alt kısmındaki, kalçalarımızdaki, uyluklarımızdaki, baldır ve bacaklarımızdaki kaslar da yardımcı ve dengeleyici olarak devreye girer ve tam bir uyum içinde çalışırlar. İstenilen miktar ve esneklikte kasılmışlar, maksimum verim sağlamışlardır.

Verilen örnekte de görüldüğü gibi ‘’Kaslar’’ olağanüstü yetenekli hareket makineleridir. Ancak, hareket için bu yetmez. Bu makinelerin çalışması için yakıta ve yakıtı enerjiye dönüştürecek içten yanmalı motorlara ihtiyaç vardır. İşte tam bu noktada ‘’Bakteriyel Mitokondriler’’ devreye girer.

Yakıt olarak yağ ve glikoz kullanan mitokondrilerin çalışması için de oksijene gereksinme vardır. Bedenimizin forma girmesi ve istenilen hareketleri kusursuz olarak yerine getirebilmesi, kaslarımıza giden oksijen miktarının artması anlamına gelir ki bu kaslarımızda üretilen enerji miktarıyla doğrudan bağlantılıdır. Kaslarımıza giden oksijen miktarı arttıkça, kaslarımızdaki hücreler daha fazla mitokondri üretir ve bu da mitokondrilere taşınan oksijen miktarını arttırır. Bedenimizde bahar havası başlar.

Bol miktarda oksijenin ulaştığı kaslarımızdaki içten yanmalı motorlara benzeyen mitokondriler, yakıt olarak hem yağ hem de glikoz kullanabilirler. Bu durum, ihtiyaca göre hem dizel hem de benzin kullanabilen bir arabaya sahip olmamıza benzer. Bedenimiz yaklaşık beş yüz milyon yılda tasarımlanmış böyle bir arabanın yerine geçer. Uzun mesafe yolculukları için dizel, ivmelenmek ve hızlı gitmek için benzin kullanan bir araba gibidir. Bu muhteşem hareket aracına saygı duymalı ve özellikleri doğrultusunda kullanmalıyız ki bozunmaya uğramasın ve çürümesin.

Kaslarımız; dinlenirken ve hafif aerobik egzersizlerde yakıt olarak  %95 yağ, %5 glikoz kullanır. Çoğunlukla kullandığı yağ ise kaslarımızda değil; belimiz, göbeğimiz ve daha başka bölgelerde depolanmıştır. Kaslarımız dışında depolanmış bu yağları kullanabilmek için, kaslarımızdaki enerji santrallerine, mitokondrilere taşınması gerekir. Taşıma işlemini dolaşım sistemi sağlar ama dolaşım sistemindeki kanın büyük bir bölümü ‘’Su’’ dur ve yağ ‘’Su’’ da çözünmez.

Su’da çözünmeyen ve dolaşım sistemiyle doğrudan taşınamayan yağın, trigliserit adı verilen özel proteinlerin içinde taşınması gerekir. Bedenimizde depolanmış yakıt olan yağın dağıtım ağı kaslarımıza ulaşan kılcal damarlardır. Oysa kılcal damarların her biri ancak birkaç trigliserit molekülünün geçişine izin verebilecek kapasitededir. Bu durumda ise kaslarımız yeterli yakıtı alamayacaklarından enerji de üretemeyecekler. Yeterli enerjisi olmayan arabaların hangi duruma düşeceklerini hayal edin lütfen.

Bedenimizdeki gelişme, onarım, iletişim ve dağıtım ağlarını birer kamu projesi gibi düşünün. Tıpkı şehirlerarası otoyolların yapımının zaman alması gibi, temel yakıt olan yağı kaslara taşıyacak olan kılcal damar ağlarının döşenmesi de uzun zaman alır. Zamanın uzun olması da yetmez. Bu uzun zaman içerisinde, ara vermeden, düzenli olarak yapılacak hafif aerobik kaslarımıza yepyeni ve yeterli miktarda kılcal damarlar döşenmesini sağlayacaktır.

Yepyeni ve yeterli sayıda döşenen kılcal damarlarla taşınacak olan dizel yakıtı ile sürekli ve yeterli enerji üreten mitokondrilerle bedenimizde bahar havası başlayacaktır. Böylelikle; ceylanlar gibi koşmamızı sağlayan ayak ve bacaklar, kartallarınki gibi keskin gözler ve etleri sarkmayan sırım gibi bir vücuda sahip olabiliriz. Nereden ve nasıl bakarsak bakalım, mükemmel bir dolaşım ve iletişim sistemi sonrasında bahar havasını yaşayacak bir bedene sahip olmanın alt yapısı aerobik egzersizdir.

681 total views, 1 views today

Share