Bilim adamlarınca, insanoğlunun evrimleşmeye başlaması 2 milyon yıl öncesine gider. Modern diyebileceğimiz yerleşik düzene geçiş ise, Avrupa’da, İsa’dan önce 3 000 yılına kadar uzanır. Bu demek oluyor ki insanoğlu, en az bir milyon beş yüz bin yıl süreyle, meyve toplayıcı ve avcı statüsünde yaşamış. Meyve toplayıcı ve avcı statüsündeki insan, günlük yaşamında, saatlerce yürümek, koşmak, tırmanmak ve avlanmak zorunda kalmış.Üstelik topladıklarını saklayacağı soğutucular olmadığı için, ertesi gün tekrar meyve toplamaya ve avlanmaya çıkmak zorunda kalmış.

Hareketli bir yaşam süren atalarımız ağaçtan düşerek  bir tarafını kırabilirdi. Avlanırken de av durumuna düşüp, yaralanabilirdi. Fiziksel beynimiz, önlem olarak bağışıklık sistemi devreye sokar ve güçlendirir. Biyolojik  yapımızı korumaya alır.  Dayanıklılığımız ve çevreye uyumumuz artar. Bedenlerimiz ve fiziksel beynimiz, sabah yürüyüşlerini ”Bahar geldi gül açıldı, ruhuma neşe saçıldı. Yaşamak güzel, şimdi gelişme zamanıdır.” biçiminde algılar. Baharla birlikte ortaya çıkan bol miktardaki meyveleri toplamak ve avlanmak için kendini yeniler, adeta gençleşir.

Modern kent yaşamında bulunan alış veriş merkezleri, hazır yiyecekler; meyveler, etler, sucuk  ve salamlar, mısır gevrekleri, televizyonlar hareketsizliği özendirmektedir. Oysa doğada hareketsizlik koşulları bambaşkadır. Kıtlık, kuraklık, dondurucu soğuklar ve metrelerce kar varsa, ortalıkta meyve ve av olmaz. Böyle zamanlarda bedenimiz var olan enerjisini verimli kullanma moduna geçer. Bir köşeye çekilip, hareketsiz kalma yolunu seçer.  Bedenimizde zorunlu ve yaşamsal olan organlar ve sistemler dışındaki bütün devreleri kapatır. Kapatılan devre ve organlarda çürüme ve bedensel bozulma başlar. Kısaca, hayatta kalabilmek için biyolojik fonksiyonlarını yavaşlattığı gibi, yediği besinleri de yağ olarak depolama yöntemini benimser. 

Tekrar vurgulamakta yarar var. Biyolojik yapımız hareketsizliği kendisi için ölümcül bir tehdit olarak algılar. Diğer taraftan, bedenimiz ve fiziksel beynimiz, tacizleri ve gerginlikleri de aynı biçimde değerlendirir. Sanki doğada gezinirken, aniden bir aslanla karşılaştığımız duygusuna kapılır. Yine, bedenimizde zorunlu ve yaşamsal olan organlar ve sistemler dışındaki bütün devreler kapatılır. Sadece hayatta kalabilmesini sağlayacak olanlar çalışmaya başlar ki diğer organlar bozulma ve çürümeye terk edilmiş olur. Bedenimizi ve fiziksel beynimizi kandırmanın yolu, sabah yürüyüşleri ve hafif aerobik tir. 

Güzel bir müzik eşliğinde yürümek, bedenimize bahar havasını hissettirmektir. Ben de öyle yapıyor ve kendimi yürüyüş parkurunda buluyorum.Kulağımdaki volkmenden gelen muhteşem müziğin eşliğinde, gözlerimin de gökkuşağı renklerle bezenmiş çevremdekileri algılaması  yaşama sevincimi arttırıyor. Aktif olarak çalıştığım öğretmenlik yıllarında da, sabah yürüyüşlerinden sonra derslere girdiğim için, yaşama sevincimi öğrencilerime de aktarmaya çalışmış ve belli ölçüde başarılı da olmuştum. Bu konudaki düşüncelerimi aktarmaya devam edeceğim.

Bir sonraki yazıda buluşmak üzere…

1,886 total views, 1 views today

Share