Mersin Yumuktepe Höyüğü 2

Yumuktepe Höyüğü ’nü görüp, fotoğraflarını çektikten sonra Turizm ve Tanıtma Bakanlığı Mersin Müzesi’ne tekrar uğradım. Amacım, yetkililerden biri ile görüşüp, höyüğün perişan durumunu anlatmaktı. Müze müdürü ya da uzmanlardan birini bulamadım. Müze girişinde görevli olduğunu sandığım bir arkadaş telaşlanacak bir durum olmadığını, her yıl değişik üniversitelerden gelen arkeologlar tarafından kazıların sürdürüldüğünü söyledi.

Mersin Yumuktepe

Mersin Yumuktepe

Ben de müzeyi bir kez daha gezmeye ve Yumuktepe bilgilerimi tazelemeye karar verdim. Mersin’in Atası olan Yumuktepe, 9 000 yıl önce, höyüğün çekirdek tabakasını oluşturan Neolitik çiftçiler tarafından oluşturulmuştur. Ardından gelen yerleşimler ile tepe zaman içinde 23 metre yükselmiştir. Önceki kalıntıların üzerine yollar yapılmış ve teraslı evler inşa edilmiştir. Böylece, höyükteki tabakalanma daha karmaşık bir hale gelmiştir. Yumuktepe yerleşkesi, uygun konumu, bir Akdeniz limanına sahip olması, doğal kaynaklara ve ticari olanaklara sahip olması nedeni ile yörenin gözde bir kenti olmuştur. Bizans dönemine, 13. yüzyıla kadar kesintisiz olarak yerleşme ve ticari bölge olarak kalmıştır. Anadolu platosu, Doğu Akdeniz, Ege, Suriye-Filistin ile ticari ilişkilerini canlı tutmuştur. Ancak, Besim Darkot’un Yumuk Irmağı olarak adlandırdığı günümüzdeki Müftü Deresi sürekli alüvyon taşıdığından, höyüğün deniz bölümü alüvyonla dolmuş ve yerleşke içeride kalmıştır. Bu durum ticari avantajın kaybolmasına neden olmuştur. Arkeoloji dünyasında ayrı bir önemi bulunan Yumuktepe Höyüğü, Mersin Kent merkezinin yaklaşık 1 km. kadar kuzeyindeki Toroslar İlçesi’nin Demirtaş mahallesinde yer almakta olup,  denizden 2,5 kilometre içeridedir.

Bir başka söylenceye göre Yumuktepe Roma İmparatorluğunun ilk zamanlarında Zephyrium adlı bir liman idi. Roma İmparatoru Hadrianus zamanında Hadrianapolis olarak değiştirildi. Ne var ki deniz kıyı çizgisinin güneye kayması ve 10 km kadar güney batıdaki Pompeipolis’in deniz ticaretini ele geçirmesi Yumuktepe ’ye darbe vurdu. Liman olarak bütün önemini kaybetti. Höyük 1936-1938 yılları arasında İngiliz arkeolog John Garstang tarafından ortaya çıkarılmıştır. Ankara’da Arkeoloji Enstitüsü’nü de kurmuş olan John Garstang höyükte 23 tabakalı yerleşim saptamıştır. ‘’Prehistorik Mersin’’ adlı yapıtında, taş ve seramikten yapılmış ev aletlerinin listesini vermiştir. İkinci Dünya Savaşı nedeniyle 1939 yılında ara verilen kazılar 1946-1947 yıllarında tamamlanmıştır. 1946-47 yıllarındaki kazılardan 45 yıl sonra, 1993 yılında, Kültür Bakanlığı himayesinde, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veli Sevin başkanlığında yeniden başlanmıştır. Kazı çalışmalarına Roma Üniversitesi’nden Dr. Isabella Caneva’da katılmıştır. 2009 yılında, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Akdeniz Araştırmaları Enstitüsü desteği ile höyüğün üst kısmında çalışmalar yapılmıştır. Bütün bu kazı çalışmalarının günce olarak özeti müzedeki bilgilendirme panolarına yazılmıştır. Aşağıdaki bilgiler bu panolardan alıntıdır.

Erken Neolitik dönem (M.S. 7 000-6 100)

Yapılan ilk kazının en derin çukurunun yanı başında yeni bir sondaj yapılmıştır. Eski çukurun 80 cm aşağısında insan yerleşkesine ait izler bulunmuştur. Ortaya çıkan taş temeller ile arka yüzlerinde saz izleri bulunan duvar sıvası, dal örgüsü tekniğindeki kulübelerin varlığına işaret etmektedir. Elde edilen arkeolojik kalıntılar, daha önce öne sürüldüğü gibi, bunların ahır olarak değil yaşam alanı olarak kullanıldığını göstermektedir. Çok sayıda iyi korunmuş hayvan kemiği, Prehistorik Mersin’in ekonomisi hakkında fikir vermektedir. Bulunan hayvan kemiklerinin çoğu koyunlara ve keçilere aittir. Geri kalanı da sığır ve domuzlara aittir. Bu dört hayvan kemiklerinden anlaşılıyor ki Yumuktepe, önde gelen evcil hayvanların bulunduğu en erken yerleşkelerden biridir. Meyve toplayıcı ve avcı toplulukları sona ermiş ve yerleşik düzene geçilmiştir.

Bu durum kültüre alınmış tohumlar tarafından da doğrulanmaktadır. Buğday ve arpanın yanı sıra baklagillerden mercimek, bezelye ve burçak tohumları kültüre edilmiştir. Ayrıca zeytin, incir, Antep fıstığı gibi ürünlerin aralarında bulunduğu botanik kalıtılar karışık bir tarım ekonomisinin uygulandığına işaret etmektedir. En erken çanak çömlekler; küçük, kalın çeperli ve perdahlı olup, devetüyünden koyu kahverengine kadar değişen renklerle boyanmışlardır. Aletlere gelince; en tipik örnekleri delgiler olan obdisyen aletlerdir. Ayrıca kemiklerden yapılmış farklı delgiler ve ıspatulalar da kalıntılar arasında yer almaktadır.

Orta Neolitik dönem ( M.Ö. 6 293-6 060)

Derin sondajın arkasında, 9 metre genişliğinde yeni bir çukur açılmıştır. Garstang’ın 26. tabakasının altındaki yapı, bir koridorla birbirine bağlanmış dikdörtgen odalardan oluştuğu anlaşılmaktadır. Temel taşları sayesinde bu plana ulaşılmıştır. Üst yapı, bir olasılıkla, dal örgüsü tekniği ile oluşturulmuştur. İrili ufaklı yuvarlak çakıllardan oluşan sedimenter kayaç olan konglomeraların oluşturduğu iki bloğun uzaktan getirildiği tahmin edilmektedir. Sitenin güneyindeki anıtsal yapıda kullanılmıştır. İç kısımdaki yapılar ayırt edilememektedir. Ancak, çakıl taşlarından yapılmış, iki plasterli niş göze çarpmaktadır. Tabanda oraya çıkarılan karbonlaşmış tohumlar, besinlerin kültüre alındığını göstermektedir. Orta Neolitik dönemdeki en yaygın çanak çömlekler kavuniçi renkte, perdahsız küçük kap ve kâselerin yanı sıra perdahlı siyah renkli kaplardır. Taş aletlerde bir değişiklik gözlenmemiştir.

Geç Neolitik dönem ( M.Ö. 5 800)

Bir sonraki yapı katından önce kalın bir kül tabakası bulunmaktadır. Bu katmanda bazı mezarlar bulunmuştur. Çok iyi korunmamış iskeletler küçük yuvarlak mezarlar içindedir. Taş ve kabuktan yapılmış boncukları olan kolyeler dışında, yıldırım motifleri ile süslü küçük çömlekler ve kâseler mezar buluntuları arasındadır. Geç Neolitik dönemi asıl tanımlayan mimari özelliklerdir. Evler büyüktür ve apsise sahiptir. Etrafları taş döşeli silo ile çevrilidir. Kerpiç tuğlalar ilk kez kullanılmıştır. Yerleşim, höyüğün eteklerine doğru genişlemiş ve teraslı evler ile büyük tahkimat duvarları inşa edilmiştir. Boyalı ve perdahsız çanak çömleklerin ortaya çıkışıyla keramik repertuarında değişim gözlenir. Yeni tip çanak çömlekler kaba ya da düz dipli, boyunlu çömleklerdir. Çeşitli geometrik motifler kırmızı ve kahverengi renklere boyanmıştır.

Erken Kalkolitik dönem (M.Ö. 5 000)

16. yapı katında,15 metre derinlikte başka mimari özellikler ortaya çıkmıştır. Burada taş temelli kerpiç duvar ile tahkim edilmiş, anıtsal kapısı olan bir yerleşim vardır. Birbirine bitişik, sırayla inşa edilmiş yaşam alanları askerlerin kullandığı barakalar olarak açıklanmıştır. Bunların bulunduğu yerleşim alanı olan sitedalin iç çapı 60 metre ile sınırlanmıştır. Yerleşimin geri kalan bölümü höyüğün eteklerindeki teraslara yayılmıştır. Bu yerleşim dışı mahalleler ile sitedali birleştiren en az bir yolun varlığı ortaya çıkarılmıştır. Sitedalin küçük boyutları, tahkimat sistemi, yoğun teraslama sistemi ve farklı mimari özellikleri bir yukarı ve hizmet edilen bir şehir olarak yorumlanmıştır. Bu durum, daha önceden belirlenmiş sosyal bir ayırımın göstergesidir. Söz konusu evre, Güney Doğu Anadolu’daki Mezopotamya kökenli Obeyd kültürü etkisinin zirvesini temsil etmektedir. Tipik Obeyd üslubunda, kavisli kabartma süslerle bezenmiş çanak çömlekler Yumuktepe ’de sıklıkla karşımıza çıkmıştır.

Geç Kalkolitik dönem (M.Ö. 4 300)

Takip eden tabakalarda tahkimat, en azından yamaçlar üzerindeki duvarları desteklemek için devam etmiştir. Geçmiş yıllarda sadece üstün körü incelenen tabakalarda, hem boyalı hem de çakmak taşı ile işlenmiş tipik Geç Obeyd çanak çömlekleri bulunmuştur. Bu tabakalarda bulunanlar Yumuktepe’deki son Yakın Doğu etkili mallardır. Daha sonra yerlerini Troia ve Beycesultan gibi Batı Anadolu merkezlerinin kültürel özelliklerine bırakır. Bunda, Yumuktepe’de gelişen yeni metalürji endüstrisinin payı vardır. Geç Kalkolitik dönemi takip eden evre olan şimdiye kadar fazla incelenmeyen Bronz çağında yerleşim, yamaçlara ve özellikle güney kesime doğru genişlemiştir.

Ortaçağ tabakaları ( 11. ve 13. yüzyıllar )

Höyükteki yeni kazılar, Yumuktepe ’nin Geç Orta Çağ’da hala bir kale olduğunu göstermektedir. Bunun neden, çevresindeki geniş düzlüğe tepeden bakan bir yükselti olmasıdır. Yumuktepe ’deki kalıntılar yardımı ile 11. ve 13. yüzyıllar arasına tarihlendirilen üç yapı katı vardır. Bunların arasında en iyi korunmuş olanı 11. yüzyıla tarihlendirilmiş olan bir yapı katıdır. Sur içinde yapılan bir sokak boyunca sıralanmıştır. Bu, Yumuktepe ‘nin son kez tahkim edildiği tarihtir. Doğu kısmı kazılmayı bekleyen bu yapı katı ile ilişkili büyük bina, doğu-batı eksenindedir. Bu bina tabanını altında bulunanlar, yapının dini bir işlevi olduğunu düşündürmektedir. Bina altındaki gömülerde haç, cam koku şişesi, cam bardak, seramik, maşrapa ve kâse gibi ölü hediyeleri bulunmaktadır. Ortaçağ yapı katlarında ele geçen buluntular, Yumuktepe ‘nin bu evrede de Batı Anadolu, Suriye-Filistin, Akdeniz ve Ege bölgesi ile ticari ilişkiler içinde olduğunu göstermektedir.

1,544 total views, 1 views today

Share
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir