İstanbul Arkeoloji Müzeleri

 

Topkapı Sarayı Müzesi’nde bütün avluları gezdiniz ve son olarak Harem bölümüne girdiniz. Haremden ayrıldıktan sonra, tekrar Alay Meydanına geliyorsunuz. Vaktiniz ve dermanınız kalmış ise, ağaçlı yolun sağındaki Osman Hamdi Bey Yokuşu’na girmelisiniz. Aşağı doğru yürürken sol tarafta Osmanlıdaki para basımı, altın ve gümüş eşya, sikke ve mücevherat imalathanesi olan Darphane-i Amire bulunmaktadır. Sağ tarafımızda ise İstanbul Arkeoloji Müzeleri bünyesinde; İstanbul Eski Eserler Müzesi, Arkeoloji Müzesi ve Çini Müzesi yer almaktadır. 

Oluşturduğu kültür kurumlarıyla çığır açan Osman Hamdi Bey’in sayesinde ülkemiz büyük bir Arkeoloji Müzesi, zengin bir Arkeoloji Kütüphanesi ve Güzel Sanatlar Akademisi kazanmış. Bunlardan biri olan Güzel Sanatlar Akademisi, Sanayi-i Nefise Mektebi adı altında kurulmuş olup, günümüzde Mimar Sinan Güzel Sanat Üniversitesi olarak işlevini sürdürmektedir. Osman Hamdi Bey’in yarattığı bu kültür kurumları nedeniyle hem dönemin Osmanlı Padişahları hem de birçok Avrupa Devleti kendisine madalyalar, nişanlar ve doktorluk unvanları vermiş.

İştar kapısı

Tarihin farklı dönemlerine izler bırakmış uygarlıklardan kalan çeşitli eserlere ev sahipliği yapan İstanbul Arkeoloji Müzeleri, dünyada müze binası olarak tasarlanan ve kullanılan ilk on müze arasında yer alır. Ayrıca Türkiye’nin de müze olarak düzenlenmiş ilk kurumudur. Sahip olduğu çarpıcı koleksiyonların yanı sıra müze binalarının mimarisi ve bahçesi ile de tarihsel ve doğal öneme sahiptir. İstanbul Arkeoloji Müzeleri, tarihin koridorlarında bir yolculuk yapmak ve uygarlıkların izini sürmek isteyen tüm ziyaretçileri ağırlamaktadır.

Eski Şark Eserleri Müzesi

Eski Şark Eserleri Müzesi

Yukarıda da değindiğim gibi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri ile tasarladığı Resim Heykel Müzelerini kavrayabilmek için Osman Hamdi Bey’i tanımak gerekir. Osman Hamdi Beyi ilk kez ”Kaplumbağa Terbiyecisi” adlı ünlü resmi ile tanımıştım. Daha sonra Kadıköy Kalamış’taki parkta heykelini görmüş ve Kadıköy’ün ilk Belediye Başkanı olduğunu öğrenmiştim. Tanıdıkça hayranlığım arttı ve tanıma ve tanıtma gereğini duydum.

31 Aralık 1842’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası İbrahim Ethem Bey ülkenin ilk maden mühendislerinden biri olup, 1877’de sadrazamlığa kadar yükselen bir devlet adamıydı. Osman Hamdi, ilkokul öğreniminin ardından, 1856 yılında Maarif-i Adliye okuluna başladı. Oğullarının yurt dışında öğrenim görmesini isteyen babası onu birkaç yıl sonra hukuk öğrenimi için Paris’e gönderdi.

Paris’te kaldığı 12 yıl boyunca hukuk öğrenimini sürdürürken o dönemin ünlü ressamlarına, atölyelerinde çıraklık yaparak iyi bir resim eğitimi aldı. Onun Paris’te bulunduğu dönemde Osmanlı Devleti resim öğrenimi için Şeker Ahmet Paşa ve Süleyman Seyyid’i Paris’e göndermişti. Bu üç kişi, Türk resim sanatının ilk kuşağını oluşturdu. Osman Hamdi Bey, 1867 Paris Dünya Sergisi’ne bugün nerede oldukları bilinmeyen “Çingenelerin Molası”, “Pusuda Zeybek “ve “Zeybeğin Ölümü” adlı üç yapıtını gönderdi.

Yurda döndükten sonra devletin farklı kademelerinde görev aldı. İlk görevi Bağdat İli Yabancı İşler Müdürlüğü idi. Mithat Paşa’nın Bağdat’a vali olması nedeniyle geldiği bu şehrin çeşitli görünümlerini yansıtan tablolar yaptı, Bağdat tarihi ve arkeolojisi ile ilgilendi.İlk Türk arkeoloğu kabul edilir. En önemli arkeolojik kazısı 1887-1888’de gerçekleştirildiği Sayda Kral Mezarlığı (Lübnan) kazılardır. Bu kazılar sırasında dünyaca ünlü İskender Lahidi’ni bulmuştur.

İstanbul’a döndüğünde Saray Protokol Müdür Yardımcısı olan Osman Hamdi, bu sırada Viyana’da düzenlenen Uluslararası Sergi’ye komiser olarak katıldı. 1875 yılında Kadıköy’ün ilk belediye başkanı olarak görevlendirildi ve bu görevi bir yıl sürdürdü. 93 harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus Harbi’nden sonra devlet memurluğundan ayrıldı. 1881′de Müze-i Hümayun ya da İmparatorluk Müzesi Müdürü’nün ölümü üzerine, padişahın şahsi emri ile müze müdürlüğüne atandı.

İstanbul Çinili Köşk Müzesi

İstanbul Çinili Köşk Müzesi

Müze-i Hümayun Müdürü olarak ilk işi eski eserlerin yurt dışına götürülmesini yasaklayan bir tüzük hazırlamaktı. Yürürlükte bulunan 1874 tarihli “Asar-ı Atika Nizamnamesi”ni 1883 yılında yeniden düzenledi ve yürürlüğe soktu. Bu yeni düzenleme ile Batılı ülkelere Osmanlı topraklarından eski eser kaçırılmasını önledi.Müze müdürlüğü sırasında ilk Türk bilimsel kazılarını başlatan Osman Hamdi Bey, Nemrut Dağı, Muğla, Yatağan ve Lübnan’da arkeolojik kazılar gerçekleştirdi.

Lübnan Sayda’da yaptığı kazılarda bulduğu antik eserler arasında arkeoloji dünyasının başyapıtlarından sayılan İskender Lahiti de bulunmaktadır. Söz konusu eserler, İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. Osman Hamdi Bey, ona uluslar arası ün getiren bu kazılarla ilgili olarak arkeolog Salomon Reinach ile birlikte “ Une necropole a Sidon (Sayda Kral Mezarlığı)” adlı bir kitap yazmış ve 1892’de Paris’te yayımlatmıştır.

1 Ocak 1882’de padişah II. Abdülhamit tarafından bir başka göreve daha atandı. Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebinin müdürlüğü ile görevlendirilmişti. Binanın yapımı ve akademik kadronun kurulmasının ardından okulu 2 Mart 1883’te öğretime açtı.Osman Hamdi Bey, müzecilik ve arkeoloji çalışmalarını sürdürürken resim yapmayı hiç bırakmadı. Resimlerini genellikle Eskihisar ve Gebze’deki evinde geçirdiği yaz aylarında yaptı.

Ressam olarak sağlığında üne kavuşan ve ”ressam-ı Şehir”/Ünlü Ressam diye anılan Osman Hamdi Bey, Türk resim sanatında önemli bir yere sahiptir. Eserlerinin büyük çoğunluğunu figürlü kompozisyonlar ve portreler oluşturur. Türk resminde insan figürlü kompozisyonları ilk kullanan ve kadın konusunu ilk işleyen kişidir. Kadını sadece portresini yaparak değil, gündelik yaşamdaki yeriyle resmetmiştir.

Resimlerinde asıl üzerinde durduğu nokta, mimari elemanlar ve onu tamamlayan dekorasyon dur. Bir minyatür ressamı gibi en ince detayları görmeye çalışmıştır. Dekor olarak tarihi yapıları, aksesuar olarak tarihi eşyaları kullandı. “Kaplumbağa Terbiyecisi” (1906), “Silah Taciri” (1908) Osman Hamdi’nin en ilgi çeken ve özgün eserlerindendir. Birçok resmi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Londra, Liverpool ve Boston müzelerinde sergilenmektedir.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri İskender Lahdi

İstanbul Arkeoloji Müzeleri İskender Lahdi

Tablolarında yer alan baş kişi kendisidir. Kendisini değişik kıyafet ve pozlarda tuvale aktarırken yüzünü değiştirmemiştir. Bazı tablolarında fotoğrafı yardımcı bir unsur olarak kullanmış, fotoğrafları tablolarına uygularken karelerle büyütme tarzın başvurmuştur. Bu tür bir uygulamasını Çinili Köşk Müzesi’nde gördüm. Çinili Köşk’ün Gülhane Parkı’na bakan sol köşe odasının nişlerinden biri 16. yüzyılın sonlarında, III. Murad zamanında, selsebil şeklinde bir çeşmeye dönüştürülmüştür. Ayna taşındaki bitkisel motiflerin ortasında yer alan tavus kuşu figürü dikkati çekmektedir. Süslemelerde kalem işi tekniği ile altın yaldız kullanılmıştır.

Yan duvarlarında ta’lig hatla yazılmış on iki beyitlik iki mermer kitabeden, çeşmenin Hicri 999 /Miladi 1590 tarihinde yapıldığı ve Çinili Köşk’e o yıllarda “Sırça Saray” denildiği anlaşılmaktadır.Çeşmenin karşısındaki nişe ise 2004 yılında başlayan son düzenlemelerde, Osman Hamdi Bey’in yaptığı, 1904 tarihli “Ab-ı Hayat Çeşmesi” adını taşıyan yağlıboya tablonun bir kopyası konulmuştur. Bu tabloyu Osman Hamdi Bey, çeşmenin yanında durarak çektirdiği fotoğrafından yapmıştır.

Osman Hamdi Beye özenerek, O’nun gibi ben de fotoğrafımı çektirdim. Ancak, resim yapma yeteneğim olmadığından, bir tabloya dönüştüremeyeceğim. Ancak, Osman Hamdi Bey’in Ab-ı Hayat Çeşmesi adlı tablosuna benzeyen resmimden büyük keyif aldığımı da söylemeliyim.

İstanbul Arkeoloji Müzesi

İstanbul Arkeoloji Müzesi

Ünü yurt dışına kadar uzanan Osman Hamdi Bey, katıldığı Dünya Fuarı’ndaki resim sergilerinden de çeşitli madalyalar almıştır. Arkeoloji kazılarındaki eser sayısının artması ve Sayda/Sidon’dan getirilen lahitlerin sergilenebilmesi için yeni bir müze binası yapılması gereğini anlayan Osman Hamdi Bey, bu günkü İstanbul Arkeoloji Müzesinin kurulmasını sağladı. Neo-Klasik stildeki müze üç aşamada tamamlandı. İlk olarak, Çinili Köşk’ün tam karşısındaki bina inşa edilerek 13 Haziran 1891 yılında açılışı yapıldı.Mimar Alexandre Vallaury’nin, ”Ağlayan Kadınlar Lahiti”nden esinlenerek çizdiği iki katlı bu çekirdek müze 1 800 m2 lik bir alana sahipti. Bir süre sonra, bu çekirdek müzenin de ihtiyacı karşılamayacağı anlaşıldı ve kuzey kanadının yapımına başlandı. Mimar Vallaury’nin vefatı üzerine, çizdiği planın uygulaması mimar ve ressam Philippe Bille tarafından gerçekleştirildi.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

1903 yılı kasım ayında hizmete giren 1 750 m2 lik bu ek binanın zemin katında müdürlük dairesi ve depolar bulunuyordu. Kuzey kanadındaki ek binanın da yeterli olmayacağı anlaşılınca, 10 ay sonra güney kanadındaki ek binanın yapımına başlandı. 1 976 m2 lik alana yayılan bu bina da 1907 yılının mayıs ayında hizmete girdi. Binaların ısıtılmasında kaloriferlerin kullanılması, o dönem için büyük bir yenilikti. Osman Hamdi Bey, müzelerin her şeyden önce birer araştırma merkezi olması gerektiği düşüncesiyle binanın üst katında bir Arkeoloji Kitaplığı kurdu. Gerek kendisinin ve arkadaşlarının, gerekse yabancı kurumların hediye ettiği kitaplarla müze kitaplığı kısa zamanda zenginleşti ve arkeoloğların hizmetine sunuldu. Böylece, ülkemizde modern müzecilik anlayışının temelleri Osman Hamdi Bey tarafından atılmış oldu.

Tükenmek bilmeyen bir enerji ile bütün hayatı boyunca durmaksızın çalışan Osman Hamdi Bey, açmayı tasarladığı ilk resim müzesi hazırlıklarına başladığı bir sırada, 24 Şubat 1910 tarihinde İstanbul Kuruçeşme’deki yalısında hayatını kaybetti. Muhteşem bir törenle kaldırılan cenazesi, vasiyeti üzerine, Eskihisar’a götürüldü. Hayatta iken çok sevdiği ve resimlerini yaptığı köşkünün geniş arazisindeki çam ve servilerin arasına gömüldü.Sanatçının Eskihisar’daki köşkü 1987’den bu yana müze olarak hizmet veriyor.

 4,111 total views,  3 views today

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir