Osmanlı döneminde Ankara

 

Sultan Alp Arslan 1071 yılında, Malazgirt’te, Bizans’ı bozguna uğratarak Selçuklu Türklerine Anadolu’nun kapısını açtı. Malazgirt zaferi ile birlikte Türkler Anadolu’ya yerleştiler. Malazgirt Muharebesi Türk ve dünya tarihinin dönüm noktalarından biri oldu. Bu zafer sonunda, Bizans’ın bütün maddî imkânlarını kullanarak hazırladıkları büyük ordu dağıldığından daha sonraki yıllarda Türkler önemli bir direnişle karşılaşmadan kısa zamanda Ege ve Marmara kıyılarına kadar ilerledi.

Hacı Bayram Tepesi

Oğuzların Kayı boyundan olan Süleyman Şah Osmanlı İmparatorluğu’nun resmi olarak kurulmasına giden süreçte önemli bir yere sahiptir. İlber Ortaylı’nın karşı çıkmasına rağmen Osmanlı tarihçileri, asırlar sonra Selçuklu kumandanı Süleyman Şah’ı birdenbire Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin dedesi yaptılar. Âşıkpaşazâde, Neşrî ve Oruç Bey gibi ilk Osmanlı tarihçileri Osmanlı hanedanının atası Süleyman Şah’ın Fırat Nehri’ni geçerken Caber Kalesi civarında boğulduğu ve cesedinin nehirden çıkarılarak kalenin eteğine gömüldüğü iddiasını ortaya attılar. Selçuklu kumandanı Süleyman Şah, artık “Osmanlı hanedanının atası” olmuştu. Mezarı da Süleyman Şah Türbesi olarak ünlendi.

Hacı Bayram Tepesi

Son Halife Abdülmecid Efendi, 18 Ekim 1921’de Ankara’ya, Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na, yani Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği mektupta, Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları dışındaki tek toprak parçası olan Suriye’deki Caber Kalesi’nin Türk toprağı olarak kalmasını Fransa’ya kabul ettiren Ankara yönetimini tebrik etmişti. Büyük Millet Meclisi ile Fransa arasındaki görüşmelerin tamamlanıp anlaşmanın törenle imzalanmasının beklendiği günlerde, el yazısı ile kaleme aldığı mektubunda Osmanoğulları’nın atası olan Süleyman Şah’ın mezarına karşı Meclis’in gösterdiği alâkaya teşekkür ediyordu. “Osmanlı sülâlesinin kurucusu Sultan Osman’ın büyük pederi Süleyman Şah’ın Caber Kalesi’nde bulunan ve ‘’Türk Mezarı’’ diye bilinen kabrinin müştemilâtı ile beraber Türkiye’nin malı olarak kalması, Türkiye tarafından korunması ve buraya Türk Bayrağı çekilmesi hükmü, Türkler ’in hâkimiyet tarihinin tek vücut ve tek bir emel şeklinde olduğunu dosta ve düşmana göstermiştir.” Deyip şükranlarını sunuyordu.

Ne var ki, Süleyman Şah Türbesi İşid’in tehdidi bahanesiyle, TSK’nın bir gece yarısı operasyonu sonrasında Türkiye sınırında ama bir başka Suriye toprağına nakletti.

Ankara Kalesi’nden Hacıbayram Tepesine bakış

Sungur Tekin, Gündoğdu, Dündar ve Ertuğrul olmak üzere Süleyman Şah’ın dört oğlu vardı. Bunlardan ilk ikisi Horasan’a döndü, diğer ikisi ise yanlarında yaklaşık 400 aile ile Erzurum civarına gitti ve Sürmeli Çukur Ovası’na yerleşti. Bunlardan bir bölük ise Pasin Ovası’na yerleşti. Dündar ve Ertuğrul, emrindeki ailelerle batıya ilerlerken iki ordunun savaşına rastladı. Bu iki ordudan güçsüz olarak gördüklerine yardım etmeye karar verdiler. Bu karar onların ileriki yaşamlarını oldukça etkiledi; çünkü güçsüz olup onların yardımıyla savaşı kazanan taraf Anadolu Selçuklu ordusu, düşman ise bir Moğol ordusuydu.

Ertuğrul, bu yardımı sayesinde Selçuklu sultanı III. Alaeddin Keykubat ile tanıştı ve onu koruyucu olarak tanıyıp elini öptü. Sultan da ona hediye olarak Domaniç ve Ermeni dağları ile Ankara yakınlarındaki Haymana Ovasının Karacadağ bölgesini yaylak, Söğüt yakınlarındaki ovayı da kışlak olarak verdi. Böylelikle, Anadolu Selçuklu Devleti’nin bir uç kenti ve “Melik Şehri” olan Ankara, Osmanoğulları’nın ataları ile ilk defa 1230 yıllarında tanıştı.

Ankara Kalesi

Ankara’da sosyal, kültürel ve bilimsel ortamın gelişmesi Melik Şehri döneminde olmuştur. 1186 ve 1203 yılları arasında Ankara Melik’i, II. Kılıçaslan’ın oğullarından Melik Muhiddin Mesut Şah idi. Bilime ve ulemaya değer veren bir melik olarak Ankara’yı her yönden geliştirdi ve Selçuklunun önemli bir Uç Vilayeti olmasını sağladı. 1243 yılındaki Kösedağ Savaşı’nda Selçukluların Moğollara yenilmesi üzerine, Türkmenler ve Türkmen Beyleri Moğol yönetiminin ağır koşullarından kurtulmak için Ankara civarı ve batıya doğru çekildiler. Ankara ve çekildikleri diğer kentlerde düzeni sağlamak için, Ahi Evran tarafından,

Ankara Kalesi Kaleiçi

Hacı Bektaş-ı Veli’nin tavsiyesiyle Ahilik teşkilatı kurulmuştur. 12. yüzyıl sonlarında, Ankara’da Ahilerin yönetimi sırasında Ankara üzerinde iki beyliğin rekabetine rastlanmaktadır. Ankara Ahileri, bu iki güçlü beylikten Karamanoğullarına karşı koymuş ve Osmanoğulları’nı tercih etmişlerdi. Osmanlı Beyliği 14. yüzyılın ikinci yarısında çok güçlenmişti. Eski Anadolu Selçuk Sultanlığı topraklarını birleştirerek Anadolu’da siyasi birliği sağlamak için büyük çaba gösterdi. Bu süreç içinde Ankara bir sınır kenti olarak, Osmanlıların, Anadolu’yu hâkimiyetleri altına alma süresinde önemli rol oynadı.  Birkaç defa el değiştirdikten sonra kesin olarak Osmanlıların yönetimine girdi.

İlk olarak Orhan Gazi, 1356 yılında Ankara’yı hâkimiyetine almıştır. Ankara kentinin Osmanlı mülküne katılması çok önemliydi. Çünkü Ankara, Anadolu Beyliklerine karşı sağlam bir kaleydi. Ankara, Doğu Anadolu’nun fetih yolları üzerinde bulunduğu gibi, İran’dan Bizans’a giden ticaret yollarının da üzerinde bulunmaktaydı. Aynı zamanda Ankara iktisadi servetlerle de dolu bir kentti. Buğdayı, bağ ve bahçeleri ve bilhassa tiftik keçileri pek değerliydi. Bir ara Karamanoğullarının yönetimine geçen Ankara, Osmanlı sultanı I. Murat ordusuyla 1363 baharında Ankara’ya geldiğinde,  Ahilerle anlaşarak Ahi yönetimindeki kenti savaşmadan teslim almıştır.

Hamamönü Altındağ Ankara

Hacı Bayram’ın doğduğu yıllarda Ankara, Osmanlılara geçmiş bulunuyordu. Bu önemli iktisadi ve siyasi merkezin Osmanlı idaresine geçmesi Ankara için de büyük sonuçlara yol açacaktır. Ankara, Osmanlıların, Anadolu’daki Beylerbeyliğine de merkezlik edecektir. Bilindiği gibi Osmanlı ülke yönetiminde, esas birim sancaktır. Osmanlı İmparatorluğu’nun idari yapılanmasıyla ilgili bir terim olan sancak, Osmanlı Devleti’nde bir bölge ya da gelir getiren has anlamına gelmektedir.

Murat zamanında eyalet sistemine geçilmiştir. Birkaç sancağın birleştirilmesiyle “eyaletler” oluşturulurdu. Sancaklardan birisi eyalet merkezi olarak seçilmekte ve buraya “paşa sancağı” denilmekteydi. 16. yüzyılın ikinci yarısına kadar eyalet yöneticisine “beylerbeyi” sancağınkine ise “sancak beyi” denilmekteydi.  I. Bayezid ya da Yıldırım Bayezid, 1393 yılında Rumeli’ye geçerken Timurtaş Paşa’yı Anadolu Beylerbeyi olarak Ankara’da bırakması ile Batı Anadolu’da kurulmuştur Anadolu Eyaleti kurulmuştur.

Hamamönü Altındağ Ankara

Anadolu Eyaleti’nin merkezi önceleri Ankara, 1451 yılında da Kütahya olmuştur. Daha sonraları Anadolu’daki eyalet sayısı artarak; Adana, Erzurum, Karaman, Kütahya ve Çıldır eyaletleri kurulmuştur. Eyalet merkezi Kütahya’ya taşınınca, Ankara sancak olur. Ancak bir müddet sonra, Osmanlıdaki idari yapının yeniden düzenlenmesiyle, Anadolu’daki eyaletlerden birinin merkezi olur. Ankara’ya Kırşehir, Yozgat, Çorum ve Kayseri gibi sancaklar bağlanır. Ankara Osmanlı yönetimine geçtikten sonra da bir müddet daha sınır kenti özelliğini sürdürmüştür. Timur’un Anadolu’ya gelişine kadar kent Osmanlılarda kalmıştır.

Timur’un 1402’de Orta Anadolu’ya girerek Osmanlı yönetimine tehdit oluşturması, Osmanlı ordusuyla Timur ordusunun karşılaşması sonucunu doğurmuştur. Sonuçta Osmanlılar yenilmiş, Bayezid Timur’a esir düşmüştü ve Ankara kısa bir süre Timur’un kontrolüne girmiştir. 1402’de yapılan Ankara savaşı ve 1403’te Timur’un Ankara’yı terk edişinden sonra, Bayezid’in beş oğlundan dördü arasında uzun bir süre taht kavgaları sebebiyle, Ankara şehzadeler arasında el değiştirmiştir. 11 yıl süren ve Fetret Devri olarak bilinen siyasi karışıklıklar nedeniyle Ankara ekonomisinin gelişmesi durmuş, üretim azalmış, bölgeler arası ticaret zayıflamış ve nüfus artışı durmuştur.

Kuğulu Park Kavaklıdere Ankara

14. yüzyıl sonu ile 15. yüzyıl sonu arasında geçen yüzyıllık dönemde, kalenin dışındaki yamaçta ve onu izleyen düzlük alanda çok sayıda cami ve mescit yapılmıştır. Osmanlı kentlerinde çoğu kez bir mescit bir mahalleyi belirlerdi. Büyük camiler, kentin kalabalık semtleri olan ticaret kesiminde külliye olarak yer almışlardır. Ankara’da mahalleler, bir dini yapının etrafında oluştukları gibi, meslek gruplarından bazılarının ya da aynı dini inanç ve gelenek etrafında toplananların bir arada oturma istekleri sonucunda ortaya çıkmışlardır. Bu durumda camii ve medreselerin her birinin bir mahallenin çekirdeğini oluşturduğunu düşünülürse, kalenin içindeki mahallerle birlikte 15. yüzyılda Ankara’da yaklaşık 30 kadar mahalle bulunmaktadır. Bu sayı 16. yüzyılın ilk çeyreğinde ise 81’e çıkmıştır.

Ankara Çankaya Botanik Parkı

18. yüzyıl sonlarına doğru nüfusu 100 000 civarında olan Ankara, 19. yüzyıl üçüncü çeyreğinde 18 000 kişinin açlıktan öldüğü bir kıtlık dönemi geçirmiştir. Hızla nüfusu azalmış ve bakımsız kalmıştır. Ankara kenti, 16. yüzyıldan 19. yüzyıl sonlarına kadar, önceleri sancak sonraları ise eyalet merkezi olarak bölgenin yönetiminde önemli bir yer tutmuştur. Devletin geçirdiği evrelere uygun biçimde zaman zaman ekonomik ve siyasi üstünlüğünü kaybetmekle beraber, her dönemde geniş bir bölgeye merkezlik yapmıştır. Tanzimat öncesi ve sonrası ilk uygulamalar burada yapılmış genelde başarılı sonuçlar alınmıştır. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra da Türkiye’nin Başkenti olarak, olağanüstü bir gelişme göstererek, çağdaş bir kent haline gelmiştir.

 11,516 total views,  3 views today

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir