Yazılar

Nice-Cote D’Azur’un Başkenti

Fransa’nın güneyindeki Nice şehri ve çevresindeki Cannes, Grasse, Gourdon, Eze, Monaco, Monte Carlo, Menton gibi yerleşim birimlerinin bütününe Fransız Rivierası ya da Cote D’Azur deniliyor. Yıllarca bu yerleşim birimlerini gezmiş ve konaklamış olan bir Fransız şair ve yazarının bu adla yazdığı kitabına atfen verilmiş bu ad bölgeye. Etimolojik olarak Cote D’Azur “Mavi Kıyılar” anlamına geliyormuş.

Nice Cote D'Azur Fransa

Gerçekten de İspanya’nın Cebelitarık Boğazı sınırından İtalya sınırındaki Menton’a kadar olan bölgeye Nice ya da Eze Köyü Kalesi üzerinden bakıldığında ‘’Mavi Kıyılar’’ tanımlaması anlam kazanıyor. Bir bakıma, Antalya ve çevresinin, ‘’Türkiye Rivierası’’ olarak adlandırılması gibi… Nasıl ki Türkiye Rivierası’nın başkenti Antalya’dır, Fransız Rivierası’nın başkenti de Nice kabul edilmiş.

Fransız Rivierası Cote D’Azur’un başkenti olma özelliği gösteren bu olağanüstü kent, palmiye ağaçlarının belirlediği yollar, altın kuma bulanan sahilleri, şehre ruh katan festivalleriyle doğayı seven turistlerin gözdesi olmayı başarmış. Yunanların ve Romalıların hâkimiyetinde kalan ve birçok tarihi eseri barındıran Nice geçmişte ve şu şimdiki zamanda büyülü bir yolculuğa çıkabileceğiniz bir yer.
Bir şehrin mimarisini en öne çıkaran yapılar tabii ki müzeleridir. Bu 350 bin kişilik şehirde tam 15 tane müze ve bunun iki katı kadar sanat galerisi bulunmaktadır. Mutlaka görülmesi ve önemli miktarda zaman ayrılması gereken bir turizm başkenti Nice… Böyle önemli bir turizm merkezi, kişi başı 79 Euro ödeyerek satın aldığımız 25 Mayıs 2015 tarihli tur kapsamında olmasına rağmen, rehberimiz ve kaptanımız tarafından es geçilmişti.  Herhangi bir tur satın almadığımız 27 Mayıs 2015 Çarşamba günü kahvaltıdan sonra 200 numaralı otobüsü kullanarak önce Nice sonra da Cannes’a gitmeye karar verdik.


Nice Cote D'Azur Fransa

Kişi başı 1,5 Euro ödediğimiz otobüsümüz yaklaşık bir buçuk saat sonra Fransızca Promenade des Anglais olan İngiliz Koşuyolu keyif bulvarına girmişti. Kente girişte bütün dikkatimizi çeken bu upuzun yürüyüş, bisiklet ve trafik yolu 1822’de Nice’e portakal toplamaya gelen mevsimlik İngiliz işçilere yaptırılmış. O yıl portakal hasadı kötü gidince işçiler boşa çıkmış. Sağda solda vakit öldürürken olay da çıkaran işçilerin bu durumuna daha fazla dayanamayan Fransızlar, işçileri bu yolu yapmakla görevlendirmişler. O yüzden de adı İngiliz Koşuyolu olarak tanımlanmış.

Nice Cote D'Azur Fransa

Önünde geniş bir sahil bandının uzandığı bu keyif yolu, özellikle akşamüzeri ve gece tam bir keyif bulvarı olarak tanımlanıyor. Deniz kenarı bulvarı olarak da bilinen Promenade des Anglais, 19’uncu yüzyılın sonundan kalma şatafatlı binaların ve palmiyelerin dizili olduğu bir mimari açık hava müzesine benziyor. Pembe ikonik bir kubbesiyle öne çıkan yapılardan biri olan Le Negresco Hotel, 1912’de, ‘’Belle Epoque’’ döneminden kalma bir şaheser olarak biliniyor.

1929’lu yıllardan kalma Palais de la Mediterranee bir diğer şaheser olup, dış cephesindeki kanatlı atlara, perilere ve tanrısal diğer varlıklar otele gizemli bir hava katmış. Nice kentini süsleyen Barok tarzda inşa edilmiş yapıları, genellikle 17. Yüzyıla ait. 19. Yüzyılda Nice’ e gelmeye başlayan İngiliz Aristokrasisi, kentin gelişimine büyük katkıda bulunmuş.

Kraliçe Victoria 1895-99 yılları arasında düzenli olarak kenti ziyaret edip Cimiez’ deki Victoria Otelinde kalmış. Nice aynı zamanda karnavallarıyla da ünlü bir kent olarak biliniyor. Her sene 14 Şubat-4 Mart tarihleri arasında düzenleniyor Nice Karnavalı’nın kökenleri de bir hayli eskiye dayanıyor. Orta çağda Nice halkı, Katolik dininde öngörülen ve vaftize hazırlık döneminde kırk gün süren oruç tutma gelenekleri doğrultusunda, oruç başlamadan önce gıdaca zengin bir beslenme bayramı yaşarlarmış. 1294 yılında başladığı söylenen bu geleneksel karnaval, 18. Yüzyıla kadar, şehir sokaklarında maskeli balo halinde kutlanmaya devam etmiş, Fransız devrimi ve Napolyon zamanında ise askıya alınmış.

1830 yılında kraliyet ailesi önünden geçen otuz kadar süslü araba, karnavalın o tarihten sonraki formunun da ilk habercisi olmuş. 1872 yılına kadar kutlamalar caddelerde insanların birbirlerine konfeti, un, yumurta atarak eğlenmeleri şeklinde devam etmiş. Daha sonraki yılarda ise geliştirilerek günümüzdeki halini almış. Anımsadığımız bu bilgiler ışığında İngiliz Koşuyolu ya da Nice Kıyı Bulvarı’nın bitim noktasına ulaşıyor otobüsümüz.  Le Meridien Hotel’in yanından Suede Caddesi’ne girip, 180 derecelik bir dönüşle Verdün Caddesi’ne yöneliyor kendisine ayrılan durakta bizi bırakıyor.

Nice Cote D'Azur Fransa

Konaklama yerimiz Baıe des Agnes’e geri dönerken otobüs durağımızı şaşırmayalım diye çevremizi gözden geçiriyoruz. Kalkış durağımızın sağında Meridien Oteli, otelin köşesinde de McDonald’s bulunuyordu. Arkamızda ve doğuda ise ‘’Jardin Albert 1’’ olarak bilinen 1. Albert Bahçeleri ile Massena Meydanı bulunuyor. Biz öncelikle Massena Meydanı’nı ve çevresini tanımak istiyoruz.

Nice Cote D'Azur Fransa

Massena kentin en hareketli ve en büyük meydanlarından biri olup, bütün yollar bu meydana çıkıyor. Napolyon döneminin ünlü generallerinden biri olan Andre Massena’ye bir şükran borcu olarak 1832 yılında yapılmış. Çevresinde birçok pastel renkli bina, bahçeler ve hepsinden önemlisi Antik Kent Nice ve kalesi bulunuyor. Biz meydana Verdün Caddesi üzerinden gelerek girdik. İlk dikkatimizi çeken pastel renkli yapılar ve meydandaki direkler üzerinde oturmuş pozisyonundaki heykeller oldu.

Place Massena olarak tanımlanan Massena Meydanı’nda 7 adet direk üzerinde oturan 7 adam heykeli bulunuyor. Direkler üzerindeki bu heykeller 7 kıtayı temsil ediyormuş. Direkler ve üzerlerindeki heykellerin tarihi yapılarla uyumlu olduğu pek söylenemez. Yine de heykelleri tanımaya ve anlamaya çalıştık. Dikdörtgen şeklindeki meydanın güney-doğu ucundaki yarım dairenin merkezinde 1956 yılında açılışı yapılmış olan  Fontaine du Soleil yani Güneşin Çeşmesi görüp, o tarafa yöneldik.

Nice Cote D'Azur Fransa

Daire şeklinde oldukça büyük olan havuzun çevresinde Yunan ve Roma mitolojisinden esintiler bulunuyordu. Mitolojide her gezegeni açıklayan ya da ona ismini vermiş bir mitolojik kahraman mevcuttur. Mitolojiyi incelediğinizde bu kahramanların, o gezegenle aynı özellikleri taşıdığını ve o gezegenin yöneticisi olduğu burçların özelliklerinin de buradan ileri geldiği görülür. Neptün deniz ve deprem tanrısı, Jüpiter tanrılar tanrısı Zeus, savaş tanrısı Mars, kazanç tanrısı Merkür,  aşk ve güzellik tanrıçası Venüs gibi…

Havuzun kenarındaki heykel çalışmalarıyla Dünya, Mars, Venüs, Merkür ve Satürn temsil edilmiş. Oldukça ilginç ve gizemli tasarımlardı… Bir üstteki havuzda bulunan fıskiyelerden çıkan sularla bu mitolojik tanrılar yıkanıyordu. Havuzlar sisteminin merkezinde ise mitolojide müziğin, sanatların, güneşin, ateşin ve şiirin tanrısı Apollon’un 7 metre yüksekliğinde mermerden bir heykeli bulunuyor.

Nice Cote D'Azur Fransa

Bir televizyon programında panoramik olarak gördüğüm bu Apollo heykeline ‘’Çıplak Kral’’ yakıştırması yapmıştım. Apollo heykeline yakından ve biraz daha ayrıntılı bakıldığında, Apollo’nun başındaki taç’ın aslında minik atlardan oluştuğunu görüyorsunuz. Apollo heykeline yeterince zaman ayırdıktan sonra tekrar meydana dönüyoruz. Apollo heykelinin bulunduğu yerden meydanın kuzeyine bakıldığında, sağında ve solunda sıcak yaz aylarında serinlemenizi sağlayacak eğlenceli ve sulak alanlar var.

Meydanın doğu bölümünde Promenade Miroir d’Eau yani dev bir su aynası bulunuyor. Sucul gösterileri düzenlenmesini sağlayan 3000m² lik bu alanda, 6 kilometre uzunluğu olan yeraltı borularıyla karmaşık ve görünmez makine hidrolik ve elektrik sistemlerini kontrol ediyor.Onlarca fıskiyeden belirli aralıklarla su fışkırıyor. 8-10 metre yükselen suların arasında koşuşturmakta olan çocuklarla, çocuklaşmış olanları görmek çok hoş ve görsel bir şölendi. Fıskiyelerin açık olduğu anlardan herkes gibi eşim Serap da kendisini fıskiyelerin ortasına attı.  Birlikte çok eğlendik doğrusu…

Nice Cote D'Azur Fransa

Bu alanın tam karşısında da Sis Platosu bulunuyor.  Platoda düzenlenmiş jetlaglardan yoğun su buharının fışkırdığı anlarda yoğun bir sisin içine girmiş oluyor ve ortadan kayboluyordunuz. Görülmeye değer ve eğlenceli bir uygulamaydı çocuklar ve çocuk kalanlar için. Çocuklar gibi şenlendikten sonra meydanın ortasından geçen tramvaya, kişi başı 1 Euro ödeyerek, bindik.

Yaklaşık 5 km kuzeydeki Hospital Pasteur’a, son durağa kadar gittik. Tramvay yolunun sol tarafında da 1. Albert Bahçeleri uzanıyordu. Promenade du paillon olarak adlandırılan bu yürüyüş pavyonunda tüm kıtalardan getirilmiş ağaçlar, çalılar, bitkiler vardı. Dünya çapında pek çok habitatlardaki özellikleri taşıyan botanik bahçesi, yanından geçen herkesi davet ediyordu.

Nice Cote D'Azur Fransa

Massena Meydanı’na geri döndüğümüzde saat 15,30 olmuştu. programımızda Cannes olduğundan, eski nehir yatağı üzerine kurulmuş olan 1. Albert Bahçeleri ile botanik bahçesini gezemedik. Meridien Hotel’e komşu olan 200 numaralı otobüs durağına ulaşmıştık ki, otobüsümüz de geldi ve Cannes yolculuğu başladı.

Bir sonraki yazı dizisinde buluşmak üzere…

 5,912 total views,  2 views today

Cote D’Azur’a Panoramik Bir Bakış

Civcivler yumurtaların kabuklarını kırıp, dışarı çıkarak yeni bir yaşama başlarlar  ya…    Biz de, eşimle birlikte bizi saran kabukları kırdık. Kalabalık turlarla seyahat etmek yerine,     önceden beğendiğimiz ve mutlaka görülmesi gereken bölgeleri, karı koca olarak gezmeye karar  verdik.

Le Loubet Marina Cote D'Azur

Evliliğimizin 40. Yıl dönümünde  Güney İspanya ya da Endülüs’ü bölge, Marbella’yı da merkez olarak seçmiştik. Marbella’dan katıldığımız özel turlar ve toplu taşım araçlarından yararlanarak Endülüs Bölgesinin yüzde 80’nini gönlümüzce gezmiş ve büyük keyif almıştık. Bu kez Güney Fransa ya da Cote D’Azur’u seyahat bölgesi olarak seçtik. Güney Fransa’da; başta Nice olmak üzere Cannes, Antibes, Milleneuve-Loubet , Nice, Eze, ,Monte Carlo, Monaco, Menton, Grasse ve Gourdon gibi turistik kentlerin bütününü içine alan bölgeye Cote D’Azur ya da Fransız Rivierası denmiş bir Fransız şairin bu adla yazdığı kitabına atfen.

Cote D’Azur’a etimolojik olarak baktığımızda ise “mavi kıyılar” anlamına gelen bu bölge, Güney Fransa kıyılarına verilen isim olarak karşımıza çıkıyor. İspanya’nın Cebelitarık Boğazı sınırından başlayıp, İtalya’nın çizmesine kadar uzanıyor. Cote D’Azur bölgesindeki konaklama yerimizi ise Dünya çapında yapılan devre tatil ve devre mülk değişim organizasyonu olan RCI kanalıyla rezerve etmiştik. Cote D’Azur’daki bir haftalık evimiz olarak tanımladığımız iki kişilik konaklama yerimiz, Nice Havaalanı ile Antibes’in tam orta noktasında, Milleneuve-Loubet kasabasındaki Hotel Syracusede bulunuyordu.

 

Le Loubet Marina Cote D'Azur

Konutumuzun balkonu otelin müşteri kabul bölümü ile denize bakmaktaydı. Önümüzde, 100-150 metre ileride Akdeniz ve plajları, batı tarafımızda ise 200-250 metre uzaklıkta Baıe-des-Agnes Marina ve Marina çevresinde yapılandırılmış Antik Babil’n Asma Bahçelerini katlayacak boyutlarda ve Akdeniz’in kıyısında dalgalanan beyaz yelkenler gibi devasa apartmanlar vardı.

 

Le Loubet Marina Cote D'Azur

Villeneuve-Loubet’te Marina’nın hemen önünde yer alan Appartement Marina Baie des Angesi’nin, kendi yemeklerinizi hazırlayabileceğiniz konaklama birimleri ile hizmet vermekte olduğunu öğreniyoruz..Google Earth’ta gördüğüm bu yapılara önce inanamamıştım. Kendine özgün tasarımı ve eşsiz mimarisi ile 20. Yüzyılın kültürel mirası olarak etiketlenmiş bu yapıların bulunduğu liman ‘’Melekler Koyu’’ olarak biliniyor.

Efsaneye göre, Cennetten kovulan Âdem ile Havva için melekler Dünyada bir Cennet aramışlar. Sonunda Baıe-des-Agnes olarak bilinen Cote D’Azur’daki bu Cennet koya Âdem ile Havva, yı getirilmişler. Diğer taraftan, marinayı tanımlayan sözcüklerin kökenini araştırdığımda,  Baıe-des-Agnes sözcüklerinin ‘’Defne ağaçları arasında’’ ya da ‘’Defne ağaçları yanında’’ anlamlarını taşıdığını da öğrendim.

Le Loubet Marina Cote D'Azur

Bilindiği gibi defne ve defne yaprakları barışı ve başlangıçta Âdem ile Havva’nın bulunduğu Cenneti çağrıştırmaktadır. Hotel Best Western Syracuse’de bulunan İki kişilik odamız, bir konutta bulunması gereken bütün donanıma sahipti. Açık mutfağında iki kişi için gerekli her şey vardı. Baıe- des- Agnes olarak bilinen Marina’nın 8 km doğusunda Nice Havaalanı, 18 km doğusunda Cote D’Azur’un merkezi sayılan Nice yer alırken, 8 km batısında Antibes ve 20 km batısında Cannes yer alıyordu.

23 Mayıs 2015 Cumartesi günü İstanbul Sabiha Gökçen’den saat 09.45’ te Pegasus Havayolları ile havalandık. Yaklaşık 3 saatlik bir yolculuktan sonra Nice Havaalanı’na iniş yapmıştık. Gümrük ve pasaport kontrollerinden sonra, saat 12.30’da havaalanından çıktığımızda, önceden rezervasyonunu yaptırdığımız Mercedes marka 7 kişilik bir transfer aracının sürücüsü elindeki Madam-Mösyö Akıncı yazan levha ile bizi bekliyordu. Eşimin bavulunu alarak bize yol gösterdi, transfer aracına bindirdi ve A8 paralı yoldan 15 dakikalık bir sürede bizi konaklama yerimize götürdü.

Le Loubet Marina Cote D'Azur

8 km’lik yolculuk için 50 Euro ödemiştik. Oysa ülkemizdeki Havaş gibi çalışan ve kişi başı 10 Euro karşılığında dış hatlar terminalinden transfer yapan 250 nolu otobüsler çalışmaktaydı. Bölgeyi tanımadığımız için gidişte bu yöntemi seçmiştik. Dönüşte özel transfer aracı yerine 250 nolu otobüsü kullanarak, 20 Euro karşılığında, Nice Havaalanı’na ulaşmıştık. Her neyse…Odamıza yerleştik, duşlarımızı aldık, İstanbul’dan getirdiklerimizle açlığımızı bastırdık.

Kaldığımız otelin çevresini tanımak istedik. Öncelikle sahile gittik. Ucu bucağı görünmeyen Cote D’Azur’un güneşli sahillerini tanımak istemiştik. Nice hava limanı deniz kenarına kurulduğu için, Nice ve çevresinde plajlar çakıl taşları ile kaplanmış. Böylece rüzgârın hava limanı pistine kum taşıması engellenmiş. Bu da doğal olarak hava limanına yakın yerlerin plaj kalitesini düşürmüş.

Çakıl taşlarından oluşan sahilde İnce kum yoktu. Hava serin olduğundan denize giren de yoktu. Sahile bakan site, villa ve otellere birkaç metre uzakta olacak şekilde, tahta tabanlı bisiklet ve yaya yolu yapılmıştı. Bu yolda yaklaşık 200-250 metre Nice tarafına yürüdüğümüzde, kasabaya adını veren Loup Nehri’nin Akdeniz’e döküldüğü yere ulaştık. 49 km uzunluğundaki bu nehrin Alplerde doğduğu yeri, iki gün sonra gerçekleştireceğimiz bir özel turda görme fırsatımız olacaktı.

Kıyıdaki bu kısa araştırmadan sonra, alış veriş yapabileceğimiz market aramaya başladık. Bize oldukça yakın bir alışveriş merkezinin de farkına varamadık bu arada. Üzerinde ‘’Casino Carburant’’ yazdığı için kumarhane olduğunu zannetmiştik. Oysa kumarhane zannettiğimiz bu merkez yiyecek ve içeceklerin yanı sıra giyim  kuşamın da satıldığı ultra süper bir alışveriş merkeziymiş. Oldukça uzaktaki bir marketten yiyecek ve içeceklerimizi alıp odamıza döndük.

Odamızda güzel bir çay demledik. Çayımız demlenirken de denizi gören balkonumuzda karnımızı doyurduk. Sonra da keyifle çaylarımızı içtik. Çay partisinden sonra eşim bavullarımızı açıp içindekileri yerleştirirken ben de, otobüs duraklarıyla tren istasyonlarının yerlerini keşfe çıktım. Bir sonraki gün 11 km batıdaki Antibes’e gitmek istiyorduk. Bu keşifte Google haritalardan öğrendiklerim çok işime yaradı.

Cote D’Azur’da ulaşım araçları mükemmel çalışıyor. İspanya sınırından İtalya sınırına kadar, her 35 dakikada bir tren gidiyor. Biz bulunduğumuz yerden, İtalya sınırındaki Menton kentine trenle bir buçuk saatte gittik. Üstelik gidiş ve dönüş için kişi başı 12 Euro ödeyerek. Sonuç olarak, yedi gece sekiz gün kaldığımız bu iki kişilik evimiz bize Cote D’Azur’un bütün kapılarını açtı. Gerek tur kiralayarak, gerekse toplu taşım otobüsleri ve trenden yararlanarak bütün bölgeyi gezdik eşimle. 

Le Loubet Marina Cote D'Azur

 4,155 total views,  2 views today